1964 yılıydı, ilkokul 4. sınıftaydım. Sınıf öğretmenimiz, şu anda Bolaman’daki evinde hasta yatan, hep duacı olduğum ve acil şifalar dilediğim Halis Yüksel’di. Öğretmenimiz bir gün sınıfta kitabın ve kitap okumanın önemini anlatmış, küçük de olsa her evde bir kitaplığın bulunması gerektiğine dikkat çekmişti. Öğretmenimizin anlattıklarını özetleyen son cümlesi aynen aklımda: “Kitap en iyi arkadaştır.”
O yıllarda babam bakkal dükkanı işletiyordu. Dükkanda tahta sandıklarda çivi de satılıyordu. Okul çıkışı dükkana gittim, ardiye olarak kullandığımız arka bölümden boş bir çivi sandığı aldım. Eve geldim, o sandığa ortasından bir raf ilave ettim. Çift gözlü kitaplık haline getirdim. Önce evde sağda solda atılı duran kitapları yerleştirdim. Sonra harçlıklarımdan artırdığım paralarla aldığım kitapları koydum. Böylelikle evde küçük de olsa kitap dolu bir kitaplığımız oldu.
Yaptığım o kitaplığımın üstüne boydan boya raptiyelediğim karton şeride ne yazmıştım biliyor musunuz? Öğretmenimin o sözünü: “Kitap en iyi arkadaştır.”
Bu köşe yazımı yazdığım 2 Nisan 2010 Cuma günü Cuma Namazı’nı kıldığım Orta Saraçlı’daki caminin İmamı Erdoğan Hoca, hutbesinde kitaptan ve okumanın öneminden bahsediyordu. Hutbesi’nin sonuna doğru aynı cümleyi, “Kitap en iyi arkadaştır” cümlesini kullandığında, birden daldım, gittim… 46 yıl önce boş çivi sandığından yaptığım kitaplığı hatırladım. Onun üst tarafına karton şeride yazıp, taç gibi taktığım o sözü hatırladım. Üstelikte çivi kutusundan kitaplık yaptığım, çocukluğumun geçtiği evimiz de o mahallede, camiye 100 metre mesafede. Yani 1964 yılında yaşadığım hatıramın geçtiği evin de yanı başında dalıp, gittim…
Namaz sonrası döndüm, Ortayılmazlar Mahallesi’ndeki evime geldim. Hala, dalıp gittiğim o günler, hatıralar gözümün önündeydi, gitmiyorlardı. Birden Kütüphane Haftası’nda olduğumuzu hatırladım. İmam Erdoğan Hoca’nın hutbesinde demek bu yüzden kitabın ve okumanın öneminden bahsettiğini anladım.
Sonra birden aklıma geldi. Bizim ilkokulda, (şimdiki adı Mehmet Akif Ersoy, benim okuduğum yıllarda adı 27 Mayıs İlkokulu idi) bir kütüphane açılmıştı. Yıl ya 1964, ya da 1965’ti. Şahsi hayatımda gördüğüm, bildiğim ilk kütüphane okulumuzdaki bu kütüphanedir. Bir sürü dolap, bu dolaplara yerleştirilmiş bir sürü kitap. Tabi şimdiki kütüphanedeki kitapların belki onda biri, yirmide biri, belki çok daha azdı. Ama o yıllarda o kütüphanedeki kitaplar benim için bir sürü kitaptı.
Kitaplığın sivil bir görevlisi vardı. Başında kasketi eksik olmayan kalın cam gözlüklü, orta yaşlı bir amcaydı. Daha sonra bu amcayı belediyenin yetmişli yılların başlarında Ünye’ye getirdiği belediye otobüslerinde biletçi olarak çalıştığını gördüğümü hatırlıyorum.
Bu amca biraz sert ve tersti. Ama kütüphaneye girip yaramazlık yapmadan kitap okuyanları çok seviyordu. Yaramazlık, yapan, gürültü çıkaranları ise, tuttuğu gibi dışarı atıyordu. Bu kütüphaneden o kadar çok kitap alıp okudum ki.. Bazen ders çalışmayı bile erteliyor, kitap okuyordum. Okuldan mezun olunca ortaokula gittim. Ama bu kütüphaneyi yine de boşlamadım, fırsat buldukça gittim.
Sanırım 1969’du. Ünye’de ilçe kütüphanesi açıldı. Okuldaki kütüphaneye göre daha büyük, kitap sayısı da daha çoktu. O kütüphaneden eve getirdiğim bir kitapta kütüphane mührünü gören babam, “Şu Mithat Abi’den Allah razı olsun, bu kitaplığı o açtı memlekete” demişti. Mithat Abi dediği de o sırada Ünye Belediye Başkanlığı yapan Mithat Kısacıkoğlu’ydu.
Sonraki yıllarda Ünye’den ayrıldım, üniversite, öğretmenlik falan derken 12 Eylül Darbesi’nden hemen sonra askerliğe gittim. Giderken de yıllardır aldığım, okuduğum, biriktirdiğim 3 bin civarında kitabımı Ünye’ye getirdim, depoya koydum.
12 Eylül yönetiminin uygulamaları akşam televizyon haberlerinde verilirken, evlerin basıldığı, kitapların toplandığı, kitap sahiplerinin gözaltına alındığı haberleri üzerine babam korkmuş, gitmiş depoya doldurmuş o kadar kitabı çuvallara, götürüp yakmış, yok etmiş. Bu haberi aldığımda içimin yanan kitapların aleviyle yanıp tutuştuğunu, hissettim. Ateş bastı, ter bastı vücudumun her tarafını.
Sonra 1984 yılında Ünye’ye geldim, yerleştim. Baktım Ünye Halk Kütüphanesi Cumhuriyet Meydanı’nda, eski belediye binasına yerleştirilmiş. Güzel bir kütüphane olmuştu bu bina. Zaman zaman gittim, oturdum, kitap okudum. Ancak bu kütüphane 1985 yılında Meydan düzenlemesi sırasında yıkıldı.
Bunun üzerine zamanın Kaymakamı Sayın Ali Cafer Akyüz Ünye’de kütüphane yapım kampanyası başlattı. Mehmet Akif Ersoy İlkokulu önünde bir bina yaptırıldı kütüphane için. Halktan bağış toplandı, ben de hasbelkader katıldım. Bu bina da maalesef okul için ek bina yapımı sırasında yıkıldı. Şimdi kütüphane Dönerçeşme’deki Belediye binasına yerleştirilmiş. Ben oraya hiç gitmedim.
Ancak Ünye’de, Ünye şehrinde, Ünye kentinde çok büyük bir eksiklik yaşanıyor. Eğer ‘kent’iz diyorsak, eğer modern kent olduğumuzu söylüyorsak… Şu iyi bilinsin ki kütüphane olmadan kentlilik, modernlik olmaz. Kentlerin modernliği, gelişmişliği, büyüklüğü, kültür seviyesi o kentin kütüphanesinin büyüklüğü, kitap sayısı ve aktif kütüphane üyesiyle doğru orantılıdır.
Belediye Başkanımız Sn. Ahmet Arpacıoğlu seçim beyannamesinde Ünye’ye çok mükemmel bir kültür sarayı yaptırılacağını söylemişti. Benim kendisinden istirhamım, düşündüğü bu kültür sarayı kompleksi içine mutlaka Ünye Halk Kütüphanesi’ni de yerleştirsin. Ünye’deki bu derin boşluğa artık bir son verilsin lütfen.