Türkiye’deki iki madenin dünyada en çok ülkemizde bulunmasıyla övünür dururuz. Bunlardan birisi bor madenidir, diğeri ise beyaz bentonittir.
Bor madeni dünyada çok geniş bir kullanım alanına sahip. Hatta eski Enerji Bakanımız Sayın Hilmi Güler, Ordu-Ulubey yoluna bor karışımlı asfalt döktürmüş, bu asfaltın çok dayanıklı ve çok daha kullanışlı bir asfalt olduğunu söylemişti.
Bor madeni konusunda zaman zaman öyle iddialar atılır ki ortaya… Yok efendim bu maden Türkiye’nin en stratejik madeni olup, bütün dünya ileri devletleri bu maden üzerine çok ince hesaplar yaparmış. Yok efendim bazı güçler Türkiye’nin bu madeni çıkartıp, işlemesine, bundan para kazanmasına izin vermiyormuş. Eğer gücümüz yetmiş olsa da çıkartıp işlemiş olsak Türkiye dünyanın en zengin ülkesi haline gelirmiş.
Böyle, bu tür iddiaları “iddia” olarak dahi okumak, duymak beni hep heyecanlandırmıştır. Ama geçen zaman içinde bu iddiaların arkasına geçip, “Kimse bizim madenimizi çıkartıp, işlememize engel olamaz” diyen ama siyasi, ama ticari, ama sivil toplum kuruluşu çıkmamıştır.
Niye çıkmıyor, iddiaları mı ciddiye almıyorlar? Yoksa iddia edildiği gibi bu konuda elimiz/kolumuz bağlı da susmak zorunda mı bırakılmışız?
Ben bu işi anlayamıyor, bir türlü kavrayamıyorum.
Diğer taraftan bentonit işi… Bentonit madeni de bor gibi dünyada çok geniş kullanım alanı olan bir maden.
Bizim bölgede kil deriz bu bentonit madenine. Eskiden deterjanın kullanılmadığı yıllarda çamaşırı bu kille yıkarlardı.
Bizim çocukluğumuzda Saraçlı’dan çıkılır… Şeynuz’dan (Şimdiki Şeyh Yunus) aşağı Killik bölgesine geçilir… Orada açılan çukurlardan çıkarılan kil eşek ve atlara yüklenir… Getirilir, güneşte iyice kurutulur… Ambara konur, çamaşır yıkarken çıkartılıp kullanılırdı.
Bizim bentonitimiz, yani kilimiz bembeyaz, süt gibi ak bir madendir. Bu beyaz bentonit ise bentonit maden grubu içinde en çok kullanılan, bu yanıyla da en kıymetli bentonitmiş. Dünyada da sadece Ünye Fatsa ilçeleri dahilinde bulunuyormuş.
Bitkisel olmadığı, üzerinde ekip dikilemediği için bana sevimsiz gibi görünen bu kil/bentonit yüklü toprağın böyle değerli olduğunu duyunca içimdeki sevimsizlik duygularım gider, bu sefer de sevmeye başladığımı hissederim.
İlçemizde yıllardır bu alan üzerinde çalışan Maden Mühendisi Sn. Hamit Tecer bakın aynen şunları söylüyor: “Dünya’nın en önemli madenleri arasındaki beyaz bentonit, bentonit grubu içerisinde en az bulunanıdır. Bu alandaki dünyanın en büyük ve en kaliteli rezervleri de Ünye-Fatsa bölgesinde yer almaktadır. Bu madenin kullanım alanı bugün neredeyse 1000’in üzerine çıkmıştır. Dünya beyaz bentonitleri içinde çok önemli bir yer tutan Ünye-Fatsa bentonitleri ile dünyanın en büyük bentonit şirketleri doğrudan veya dolaylı olarak iş yapmaktadırlar. Bu da bölgemizi hem dünyaya tanıtmakta hem de dünya Bentonit endüstrisini bize bağımlı hale getirmektedir.”
Ben bu açıklamadaki cümleleri, hatta tek tek kelimeleri okudukça haz alıyor, mutlu oluyorum. Ancak kafamı çıkarıp dışarı bakıyorum, bentonitten yana ciddi bir hareket göremiyorum. Vardır, mutlaka bir miktar işleniyordur. Ama dünyada sadece Ünye-Fatsa’da bulunan bir madenin çıkarılma, işlenme, pazarlanma hareketi böyle, bu kadarcık mı olmalı?
Bor madenini nasıl anlayamıyor, kavrayamıyorsam bu bizim bentonit işini de öyle… Madem bu kadar kıymetli, kullananlar bize bu kadar bağımlı da nerde hareket, hani…?
Ünye ne kadar bentonit çıkartıp işliyor, ne kadar satıyor? Aylık ya da yıllık bentonit ihracatımız ne kadar?
Ticaret ve Sanayi odamızın bu sıralar fakülteye hazırlattığı “Ünye’nin ekonomik raporu” çalışması içinde bu bentonit konusunun da iyice açıklığa kavuşmasını bekliyorum. Bakalım işin aslı, doğrusu neymiş…