Geçtiğimiz yıl 27 Ağustos 2009 Pazartesi günü bu köşemde aşağıdaki yazıyı yazmışım. Bu ara kutlanan Turizm Haftası etkinliklerini ve bu etkinliklerde dile getirilenleri okudukça, bu yazımı yeniden koyup köşemde yayınlama lüzumu hissettim.
Şimdi bakalım geçen seneki o yazımda ne yazmışım:
“Ünye'yi tanıtalım da neyini...
Manisa’da yaşayan bir arkadaşım telefon açtı. İstanbul Travel adlı bir dergide Ünye anlatılıyormuş, okumuş, çok beğenmiş; “Ne kadar güzel yermiş orası öyle. Bir anda içimden gelip görmek geldi” dedi.
“Buyur, gel” dedim ben de.
Dergiyi merak ettim. Adında, gezi anlamına gelen İngilizce “Travel” geçtiğine göre, bu dergi gezip, görmek isteyenler için tanıtım dergisidir, diye düşündüm.
Dergiyi sorup, soruştururken bir de bakarım ki Çınar Market’in bürosunda varmış. Aldım inceledim, doğruymuş, gezi dergisiymiş.
Ünye ile ilgili yazıyı okudum. Öyle bilinen ve “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” misalinden başka bir şey olmayan mevcutların tekrarından ibaretti dergide Ünye ile ilgili anlatılanlar.
Gerçi anlatılanları arkadaşım, çok beğenmiş, etkilenmiş, gelip görmek istiyor… Ama bunlar Ünye için, Ünye’yi tanıtmak için, Türkiye’de ve dünyada Ünye farkını göstermek için ne kadar yeterli?
Bu soruya cevap vermek için yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum.
1996 yılında Safranbolu’ya ilk gidişim sırasında, burada restorasyon işi yapan Mustafa Sarıkan adında birisi ile tanıştım. Kendisine, Safranbolu’nun nasıl böyle meşhur, bütün dünyanın tanıdığı yer haline geldiğini sordum.
Bana, bir yeri bütün dünyada tanıtabilmek için farklı bir yanının, enteresan bir özelliğinin olması gerektiğini söyledi.
“Safranbolu’nun, bugün Eski Safranbolu denen bölümündeki tarihi ev, konak, han, hamam, dükkan, mağaza, cadde, sokak, cami türbe, taş, kerpiç ne varsa tümünü bakıma aldık. Eski meslekleri koruma altına aldık. Asırlar öncesinin Safranbolu’su bugün aynen ayakta, her şeyiyle canlı, yaşıyor… Bugün dünyada, asırlar öncesinden gelen şehrini bütünüyle böyle Safranbolu gibi ayakta tutan kaç yer var? diyen Mustafa Bey, devam etti:
“İşte bizim, yani Safranbolu’nun farkı, enteresan yanı budur işte. Bu sadece Türkiye’ye mahsus bir fark değil, aynı zamanda dünya farkıdır.”
İşte burası çok önemli… Farklı olmak, dünyaca enteresan bir yanının olması bir yerin tanıtımı için en birinci şart.
Şimdi Ünye’ye gelelim. Nedir Ünye’nin farklı yanı? Ünye’nin, bütün dünyaca enteresan bulunabilecek/sayılabilecek bir özelliği, farkı var mı?
Bu soru dikkat edilirse Ünye’de son yıllarda çok sık sorulmaya başlandı. Bir arayış var sanki. Aslında işin bütün püf noktası bu sorunun içinde yatıyor. Bir an önce doğru bir cevap bulunması gerekiyor. Bu cevap günün birinde ortaya çıkacak, buna inanıyorum.
Ünye’deki farkı, Ünye’nin farklı olan yanını şöyle dosdoğru bir şekilde bulduğumuz zaman bilinsin ki, iş tamamdır. Gerisi bu farkı tanıtmaya, dünyaya pazarlamaya kalıyor. Fark yeterli olunca tanıtmak/pazarlamak kolaylaşır.
O halde böyle bir çalışma yapmamız gerekiyor. Aradığımız farkı, Ünye’nin dünyaca enteresan bir özelliğini bulma, yaratma çalışması başlatmamız gerekiyor.
Peki, sorarım böyle bir çalışmayı kim yapacak?
Bak işte burada duralım. Bu konuda Ünye çok farklı bir yerdir. Burada herkes her şeyi en iyi bilir!, Herkes her şeyi en iyi söyler!… Ancak, iş yapmaya gelince herkes sıvışır, kaçar.
İşte bakın, Ünye’deki en önemli fark budur. Ne dersiniz bu meşhur farkımızı tanıtalım, dünyaya bu özelliğimizi pazarlayalım mı?!!!”
Geçtiğimiz yıl yazdığım yukarıdaki yazımda işte böyle demişim .. Eğer hep böyle konuşulup durulur, Ünye’nin öne çıkarılması için bir şeylerin yapılmadığını görmeye devam edersem, bir sene sonraki Turizm Haftası’nda tekrar yayınlarım bu yazımı, belli mi olur?