21 Nisan 2010 Pazar
O. İRFAN IŞIK
CANİK
İrfan Işık

Orta Karadenizde, Samsundan itibaren Kuzey Anadolu’yu, denize paralel olarak boydan boya geçip ulu Kafkaslara kadar uzanan, Kuzey Anadolu dağlarının adı olduğu gibi, özellikle dağların,Orta Karadeniz Bölgesindeki batı ucunun adıdır CANİK.

Bafra ovasının bitiminden, Samsun’un arkasını teras-teras yükselerek saran, Çarşamba,Terme, Ünye, Fatsa’dan Bolaman’a uzanırken bir yay çizen Canik dağları, adını bu coğrafi bölgeye verdiği gibi; Osmanlı İmparatorluğunun Trabzon Eyaletine bağlı, zaman-zaman mutasarrıflık, zaman-zaman  Sancak ve Liva olan idari bir yapılanmanın da adıdır CANİK. Bu yapılanmanın merkezi Samsundur.

Bir, dört yıllık süre ile Ünye de sancak olmuştur Canik’te.

Canik sözcüğünün ilk kullanıldığı Türkçe metnin 1244-45 yıllarında kaleme alınan Danişmend-name olduğu sanılmaktadır. Bu metinde Canik sözcüğü, Samsundan Trabzon’a kadar uzanan bölgenin, dağlarıyla birlikte, hem coğrafi, hem de idari adı olarak 25 kez geçmektedir. Osmanlılar, Canik’i üç idari bölgeye ayırarak yönetmişlerdir. 

Antik coğrafyacı Strabon Canik bölgesini, güzel topraklarının yanı sıra Amazonların  ve Sidenelilerin ülkesi olan Themiskyra’ya da  sahiptir diye anlatmağa başlar Coğrafika’sında.

Themiskyra, antik çağın efsane kadın şavaşçılar topluluğu olan AMAZONLAR’ın ülkesidir. Mit onları, çıplak atlara binen, at sırtından şaşmaz bir isabetle ok ve mızrak atabilen, yay germeğe mani olmasın diye sağ memeleri kesilerek çıkarılmış kadınlar diye tarif eder.

Savaşçı Amazon kadınları, kuzey ülkeleri insanlarının karekteristik özelliğini taşıyorlarmış.  Yani, beyaz tenli,  sarışın güzel kadınlarmış.

Yeni savaşçı kadınlar yetiştirmek için, seçtikleri bir kente saldırır, kentin en güçlü ve en yakışıklı erkekleriyle ilişkiye girer, hamile kalırlarmış. Sonra da kadın, çocuk, yaşlı demez, ilişkiye girdikleri erkekler de dahil herkesi öldürür, kenti ateşe verirlermiş.

Hamile kalan kadınlar, topluluk tarafından büyük bir ihtimamla bakılır, akınlara katılmalarına izin verilmezmiş. Doğum sonrası erkek bebekler derhal öldürülür, kız bebekler büyütülürmüş.

Amazon toplumunda bir tek erkeğin bile yaşamasına izin verilmezmiş.

Giresun [Kerasos/Pharnekeia] un karşısında Helenlerin Ares adası olarak adlandırdıkları

Khalkeritis adası yer alır. Bu adanın Savaş Tanrısı’na adanmış  kutsal bir ada olduğu düşünülürdü. Rodoslu Apollonios burada Ares’e adanmış bir tapınak,  tapınağın önünde siyah kayadan yapılmış bir sunak olduğunu yazmıştır.

Savaşçı Amazonlar, Savaş Tanrı’sı Ares’e, tapınağın önündeki bu sunakta at kurban ederlermiş.-Günümüzde, tapınak ve sunaktan bir ize rastlanılmamaktadır.-

Amazonların kutsal saydıkları adada yaşayan su kuşları, yabancıların adaya çıkmasına izin vermek istemez, kanatlarını çırparak onlara saldırırlarmış.

Bu gün dahi adada sayısız su kuşu yaşamakta orada kuluçkaya yatıp çoğalmaktadırlar. İnsanlardan ürkmez, yumurtalarının üstünden kalkmadan onların çok yakınlarına sokulmalarına izin verir ve asla saldırmazlar .

 

 Themiskyra bir ovadır der [ Çarşamba ovası ] Strabon.

 Kuzeyi Karadeniz, güneyi Paryadres (Canik) dağları tarafından çevrilen Themiskra’yı batıda İRİS (Yeşil ırmak) Doğuda ise Beris ( Miliç suyu ) sınırlardı.

 Paryadres’ten doğan ve dağlarda vadiler oluşturarak akan derelerle beslenen Thermodon (Terme ırmağı ) ırmağı ise alüvyonal ova boyunca akarak Karadenize dökülür.   

Kaynakları Paryadres dağlarının gerisinde olan İris, ( kutsal kent) Komana ( Bu günkü Gümenek ) kentinin ortasından batıya doğru aktıktan sonra harap edilmiş olan eski Gaziura  (Turhal ) kalesine doğru kuzeye kıvrılır. Skylaks’ın  ( Çekerek ırmağı )  ve diğer ırmakların sularını alarak debisini artırır. Tekrar doğuya döner, çok sağlam bir şekilde tahkim edilmiş olan Amasaia’ın surlarını ( Strabon’un doğduğu yer. Amasya ) aşarak Lykos (Kelkit ırmağı) ırmağıyla birleşir İris olur. Themiskra ovası boyunca akarak Cıva burnundan denize dökülür.

Bu kadar bol sulandığından, yörede, tarihin hiçbir döneminde kıtlık olmamıştır diyerek devam eder Strabon.

Daima nemli olan Themiskra ovası zengin bir floraya sahipti. Ova, baştan başa otla kaplıydı. Bütün bir yıl boyunca Koçan darı (mısır) ve salkım darı üretilebilen ovada gün çiçeğinden başka bol miktarda süpürge otu yetişirdi.  Hayvancılık bakımından koyun, manda  sığır, at yetiştiriciliği için geniş otlaklar vardı.

Arıcılık açısından ise ovada her çeşit çiçek mevcuttu. Yörenin dağlık sarp arazisinde keçi beslenirdi.

Dağların eteğindeki bölgelerde kendi kendine yetişen fındık,ceviz. Ayva, elma, armut ve üzüm cinsinden o kadar çok yabani meyve vardı ki, senenin her hangi bir gününde ormana gidenler her zaman için karnını doyuracak miktarda meyve ve yemiş bulabilirdi. Meyveler bazen ağaçlardan sarkarlar, bazen de zamanları geçtiği halde, düşmüş yaprakların altında veya üstünde bulunurlar, böylece pek çoğu korunmuş olarak kalırdı.

Ayrıca iyi beslenebildiklerinden yöredeki ormanlarda her çeşit vahşi hayvan bulunuyordu.

Günümüzde olduğu gibi, Antik çağda da ayı, kurt, yaban domuzu geyik, karaca gibi  hayvanlar avlanıyordu.  

      Ovanın sulak arazisinde her çeşit su kuşu ördek, kaz ve çeşitleri ile çalılıklarda, dağ tavuğu (sülün) çulluk, bıldırcın turna ve toy avı da yapılıyordu.

Denizde bol balık vardı. Palamut balığı ilk kez Karadeniz’de avlanmıştı.

Paryadres dağlarında tarihin her döneminde arıcılık yapılırdı.[Günümüz Türkiye’sinde arıcılığın kalbi Ünye’dir. Bu nedenle Arıcılık Derneği genel başkanlığına Ünye’li  Azmi Yıldız seçilmiştir]

Bu bölgede üretilen ballar, çok ünlü olmalarına rağmen bir çeşiti vardı ki,  adına deli bal deniliyordu. Öyle ki, bu balı  yiyenler sarhoş olur, kusma ve ishale uğrar yada geçici delilik benzeri haller yaşayarak kendinden geçer hastalanırlardı. Gereğinden fazla yiyenler ise zehirlenmişcesine, acılar içinde kıvrandıktan sonra bayılır, hatta ölebilirlerdi.

Antik çağ tarihinin çeşitli evrelerinde yöre halkı bu balı, silah olarak kullanmıştı.

Strabon’a göre Karadeniz sahillerinde yaşayan Heptakometesler MÖ. Yaklaşık 66 yılında Pompeius’un ordusu dağlık ülkelerinden geçerken, üç Roma bölüğünü imha etmişlerdi. Bunlar ağaç sürgünlerinden elde ettikleri deli balı kaselere doldurarak yol üzerlerine bırakmışlar, askerler bunu yiyip bilinçlerini yitirince saldırmış ve kolayca hepsini saf dışı etmişlerdi.

     Deli balın hasta ettiği insanlar peli otu şarabıyla iyileştirilirdi.

Themiskra ovası başta olmak üzere Karadeniz bölgesinden, Akdeniz ülkelerine, ticari değeri çok yüksek bal ve balmumu, parfüm, aromatik sakızlar, mideyi güçlendiren Peli otu ihraç edilirdi.

      Canik halkı Peli şarabı imal eder, dizanteri hastalığını iyileştiren sıtma otuyla birlikte onu da  Akdeniz ülkelerine ihraç ederdi.

Gene de bölgenin en ünlü içkisi NASPERCENE şarabıydı. Mısır Kralı 1. Ptolemaios bu şarabı devamlı ithal ediyordu. Ünye, şarapçılığın da merkeziydi Canik’te.       [i]

Ormanlarda çok  miktarda yetişen ve en değerli yapı malzemlerini veren Kestane, Kara Ağaç, Dişbudak, Pelit kayın –gürgen- ağaçları gemiciliği geliştirmişti. Antik çağın en kapsamlı tersanesi Ünye ‘deydi. Bu tersanede harp gemileri dahil, her çeşit gemi yapılabiliyordu.

Pontos Kralı 6. Mitradates, Helenistik kent devletleri ve Romalılara Karadeniz sahillerindeki tersanelerde yaptırdığı donanmasıyla nice yenilgiler tattırmış, Karadeniz’i Pontos gölü yapmıştı. Yöre, imal ettiği gemilerin gereksinimi olan halat ve ip yapımının da merkeziydi. Ova halkı, özellikle Terme, kendir ekip yetiştirerek lifini söküyor, Ünye tüccarlarına satıyordu. Kendir lifleri Ünye ip tersanelerinde halat ve ip oluyor, antik dünyaya ihraç ediliyordu.

Themikra’nın doğusunda Canik’e dahil, Çarşamba ovası gibi sulak olmamasına rağmen onun gibi alüvyonal bir ova olan Sidene vardı.

Pontos Kralları  burada, sahil boyunca tahkimli Khabaka, Phabda/Phadisane  ( Fatsa ) vs Side/Polemonion ( Bolaman ) kalelerini konuşlandırmışlardı. Yöre adını, Sidenos ( Bolaman çayı ) Çayının denize döküldüğü yerde kurulmuş olan Side isimli kaleden almıştı.diyerek Canik’in sosyoekonomik tanımını bitirir Strabon:.

Khabaka kalesinin  Fatsa-Bolaman arasında  bir yerde olduğu tahmin edilmekle birlikte şu an için kesin lokalizasyonu yapılamamıştır. Buna rağmen Kaleköy’e lokalize edilebilir.

Canik sancağının Samsun – Niksar ve Bolaman’ı kapsıyan İdari alanı Cumhuriyetimizle ortadan kaldırılmış; Coğrafi alanı ise, sadece dağların isminde kalmıştır.

Canik adı, yöre halkının ağzında ata sözlerine girmiştir.  Havalar soğuyunca: YAYLA_CENİK ( Canik ) BİR OLDU  deriz.   

  Yaylalarda  yaşayan Canik’liler  sahil yörelerine Cenik derler Yaylaya serinlemek, gür otlaklarında hayvan beslemek için çıkılır. Yaylayla ceniğin bir olması:  Canik havzasındaki yaylalarla sahil yörelerinin her yerinde ısı eşitlendi demektir. O halde artık, hayvanlarla birlikte  ceniğe, yani yaylalardan kışlalara inme zamanı gelmiştir.

Bu ata sözü Doğu Karadeniz Bölgesinden başka, Türkiye’nin hiçbir bölgesinde kullanılmaz.  

Selam sana yüce CANİK


 



Bu Haber 636 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : CANİK Tarih : 23 Nisan 2010 / Pazar Üye Adı :
Selam sana koca hoca;Bölgenin tarihini,coğrafyasını geçmişten günümüze o kadar çok basit,anlaşılır,sıkmadan, zevkle okunan bir üslupla anlatıyorsunuz ki,zannettim ki her çağı yaşamış biri var karşımda..Yeşilırmak havzasında toy yaşadığını yazınızdan öğrendim.Diyarbakı Lice civarlarında bir kaç defa gördüğüm bu koca kuş aynen uçak gibi uzun bir mesafe koştuktan sonra havalanabiliyordu.Genellikle kocakarı yemişi (ahududu) yetişen yerlerin yakınında da yetiştiğini çok gördüğüm cazı gülleri civarında dolaşan arıların yaptıkları ballar deli balı olarak adlandırılıyor sanıyorum.Kocakarı yemişi de çok yendiği zaman neredeyse anlattıklarınız şekilde insanı bozmaktadır.Şu hususu da önemle belirtmek istiyorum.1960 lı yıllarda,rahmetli HasanGörgülü,Kürt Mehmet(zannederim Göbü köyünden),Dursun dayı ve arkadaşım Yücel Nalbant'la birlikte Dumantepe yaylasında bir hafta çadırlı kamp yaptık.Dünya'nın en tatlı insanları ile geçirdiğim o günleri en güzel anılarım arasında muhafaza ederim.Orada öğrendiğim şu sözü de yazmak istiyorum.Yükseklerdeki insanlar Canik kelimesini sahil kesimi için kullanmaktadır."Caniğin yorganı Akkuş'un gürgeni" deyimini de sahildeki insanların yorganla, yükseklerdek insanların gürgenle ısındıklarını belirtmek için söylediklerini ifade etmişlerdi.Bu hususu bilenler teyit edebilirler.Saygı ve selamlarımı sunarım.Abdullah US