28 Nisan 2010 Pazar
O. İRFAN IŞIK
Dünyanın Boyutları
Bu metin, ÜNYE Kent ve Şirin ÜNYE Gazeteleri'nde bölümler halinde üç haftada, iki gazetenin sitelerinde ise bir defada yayımlanacaktır.

Büyük İskender Mısır’ı zaptedince,  öteki, ezip geçtiği ülkelerde olduğu gibi bu ülkeye de, adını taşıyacak  bir kent kurmalarını emretti ordularına. Bu kentin, dünyaya egemen olma gibi ulaşılmaz açlığına denk bir kent olmasını istiyordu.

Ayrıca, akdeniz sahili boyunca 250 km. eninde, güneye doğru 150 km. derinliğindeki Nil deltasında, sahilde bir liman olacak şekilde kurulmasını istemişti adını taşıyacak olan bu yeni kentin.

İskender’in Mühendisleri, deltanın batı ucunda, Nil’in en büyük kolu yanında, Akdeniz’in çok korunaklı bir liman oluşturduğu yerin çevresine kurdular Yeni İskenderiye’yi.

Kent, uygarlık tarihinde, kurulduktan 50 yıl sonra gibi çok kısa bir süre içinde, tüm dünyanın en büyük bilim merkezi olma onuruna ulaştı. 

M Ö üçüncü yy’ın ortalarında   kent, bilim merkezi olma onurunu, emsalsiz  kütüphanesine ve onun bünyesinde toplanmış dünyanın en büyük bilim yeteneklerine borçluydu.

Bu yeteneklerin en büyüklerinden biri olan Eratostenes Kütüphanenin yöneticisiydi.

Antik Mısır’ın bugün adı Asuvan olan antik Syene kentinde o yıl, haziran ayının 21. günü öğle vaktinde kuyudan su çeken bir kadın, başının gölgesini kuyunun  dibindeki suda bir aynaya bakıyormuşcasına gördü.

Her yıl, o günün tam öğle vaktinde, o şehirde, hiçbir varlığın yanına düşmüş gölgesi olmazdı.  Ama kuyunun dibindeki su, kadının başını bir ayna gibi yansıtmıştı işte.  

Olay tüm Mısır’da  duyuldu Ve ta İskenderiye’deki kütüphane yöneticisi Eratostenes’in kulağına kadar geldi. İskenderiye’de böyle bir gün yaşanmıyordu. Yılın her gününde varlıkların, uzun yada kısa bir gölgesi daima var oluyordu.

Bu durum Eratos gibi bir dahinin dikkatini elbette ki çekecekti.

 (Bir başka söylencede Eratos’un,  derin kuyunun dibine doğrudan inen güneş ışınlarının suyu ısıttığını; Oysa Syene’den ve o enlemdeki beldelerden başka hiçbir beldede kuyu sularının bu derecede ısınmadığını gözlemledikten sonra sebep ve sonucunu araştırdığı anlatılır.) 

O sırada Eratostenes edebiyat eleştirmenliği yapıyordu.

Büyük bir merakla  o, bir sonraki yılın 21 haziran gününü beklemeğe başladı.

O günün tam öğle vaktinde yere bir GNOMON dikti. ( alelade düz bir çubuk)

Gnomon Mısır’da çok amaçlı kullanılan bir aletti. Örneğin: Saat görevi yapıyordu. Gölgesinin en kısa olduğu an öğle vaktiydi.. O vakitte de güneş gökte, en yüksek noktada oluyordu.

Eratos tam bu anda, gölgesinin ucuyla gnomonun tepesi arasındaki açıyı ölçtü. Ve bunu

7 derece 12 dakika olarak tespit etti. O sırada Syene’de bu açının sıfır olduğunu biliyordu.   

Bu demek oluyordu ki İskenderiye ile Syene eğri bir yüzey üzerinde kurulmuşlardır. Zaten eskiden beri öyle olması gerektiği seziliyordu.

Çünkü iki şehir, kuzey-güney kutuplarından geçen boylamın tam üzerinde  gibi bir konumdaydılar.

Bu durum Tanrı’nın bir lütfuydu sanki. İki şehir arasındaki  gidiş gelişte Nil nehri doğal bir yol görevi yapıyordu. Haftalar süren bu yolculuklarda, geminin güvertesinde bıkkınlıkla oturan yolcular, geceler boyu berrak gökyüzünde pırıldayan yıldızları seyrediyorlardı. Gemi ilerledikçe, güney ufkunda beliren yıldızlar yükselirken yerlerine başkaları doğuyordu.

Bu ve benzeri gözlemler, dünyanın eğriliğini düşündüren olgulardı.

Günümüzden 2500 yıl önce, yer kürenin ölçümü demek olan GEOMETRİ  dalında ilerlemeler kaydedilmişti. MÖ.  6. yy. da Pisagor, dik üçgenlerin açı ve kenar ölçüleri arasındaki ilişkileri tespit etmiş bulunuyordu.

Pisagor’ a atfettiğimiz bu teoremin daha önce antik Mısır’da kullanıldığı da biliniyordu. Onlar, piramitler çağında, kuracakları piramitlerin, kenar bileşkelerinin tam dik açı olması için kusursuz bir yöntem geliştirmişlerdi.

3-4-5 ölçü aralıklarla düğüm atılmış bir ipin, yere çakılmış üç kazığın arasına adı geçen parçalarını , bir üçgen oluşturacak şekilde sıkıca sardıkları zaman, 3 ve 4 ölçü boyundaki

Parçalar arasındaki açının 90 derece olduğunu keşfetmişlerdi.

Ayrıca, böyle bir dik üçgenin, dik kenarları üzerine kurulan kareler toplamının, dik kenar uçlarını birleştiren kenarın (hipotenüs) üzerine kurulan kareye eşit olduğunu da biliyorlardı.

 

 [Not:

3 ölçü çarpı 3 ölçü eşit  9  ölçünün karesi

4 ölçü çarpı 4 ölçü eşit 16 ölçünün karesi

5 ölçü çarpı 5 ölçü eşit 25 ölçünün karesi 

Yukarıdaki 25, 16 ve 9 un karesi şeklinde

yazılan ifadeler. Yazıyla belirtildiği

şekildedir. ]

 

Pisagor teoremi olarak bilinen bu ilintinin, Pisagor’dan bin yıl önce, Kanun koyucu Hamurabi zamanındaki Babil’liler tarafından da bilindiği, hatta geometrinin üçgenler hakkındaki bilgilerini Mısır’lılardan çok daha yüksek bir düzeye ulaştırdıkları da biliniyordu.

Tüm dünya matematikçilerinin en ünlülerinden biri olan Öklit, Pisagor’dan iki yüz yıl sonra doğdu. İkisi arasında geometri, iki eşit yolda gelişti. Bu yollardan  biri, düzlem geometrinin üçgenler, çokgenler ve çember yaylarıyla sınırlanmış özel şekillerini ayrıntılı bir biçimde inceliyor, öteki yol ise geometrinin yeni buluşlarını.

Öklit, matematik alanında sahneye çıktığı zaman hatırı sayılır bir geometrik bilgi dağarcığı oluşmuş durumdaydı zaten.

Öklit hakkında kesin olarak söylenecek tek şey, MÖ. 300 dolaylarında İskenderiye’de yaşamış olduğudur. Onun en ünlü ve kendisini dünyaya tanıtan anıtsal eseri, ÖGELERdir.

(Stoikheiya The Elements) Bu on üç kitaplık dev eserde günümüzde bile gerçek bir yanlış  bulunamamaktadır. Ve halen ders kitaplarında okutulmaktadır.

Matematikçilerin incelediği şekiller arasında, insanlarda büyülenme etkisi yaratan biçim çember yada başka bir isimle dairedir.

Öklit geometrisindeki daire, gelecekte çok önemli bir rol oynayacaktır.

Doğada gerçek bir dairenin görülebileceği yerler şaşılacak kadar azdır. En çarpıcı örnek ay ve güneştir.

Sonra:

Her kişinin yapabileceği gibi, durgun bir su yüzeyine atılan bir taşın oluşturacağı iç-içe dairesel  dalgalardır.

Bu konudaki en çarpıcı bulguyu ise MÖ. Dördüncü yy.da yaşayan Aristoteles fark etmiştir.

Ay tutulması.

 

Dünya, güneşle ayın arasına girip bir hizaya geldiklerinde ay tutulmuş oluyordu. Ayı karartan dünyanın gölgesiydi ve bu gölge yusyuvarlaktı.

Yani bir daire…

Dünya da ay ve güneş gibi bir daireydi.

Daha da ileri giderek MÖ. 624-548 tarihleri arasında yaşayan Tales’in 25 mayıs 585 tarihindeki güneş tutulmasını önceden bildiğini örnek gösterebiliriz. Bu tarihten daha da geriye giderek Babillilerin güneş tutulmasını önceden hesap etme olanağını veren

SAROS PERİYODunu  (on sekiz yıllık aralıklarla tekrarlanan güneş tutulmaları ) bildiklerini söyleyebiliriz.                                                                                                                               

Bu periyodu Babillilerden öğrenen Tales’in büyük bir isabetle güneş tutulması olacağını önceden bildirmesi ona kahin sıfatı verilmesini sağlamıştır.

Ayrıca o, insan boyunun gölgesiyle eşit olduğu anda yanında bulunan tüm varlıkların da gölgeleriyle boylarının eşit olacağı gerçeğinden yola çıkarak Mısır’ın Giza yaylasındaki Keops piramidinin yüksekliğini hesap ettiği bilinmektedir.

Lidyalılar 25 Mayıs 585 tarihinde Medler’le savaşa tutuşmuşlardı. Savaşın en kanlı anında Tales’in önceden bildirdiği güneş tutulması gerçekleşti. Bu bir tam tutulmaydı. Gün geceye dönmüştü bir süre için. Bu olay iki ordu tarafından da uğursuzluk diye yorumlandı. Savaş durduruldu.

Uğursuzluk kehaneti çok çarpıcı bir şekilde gerçekleşti sonradan.

Akameniş soyundan gelen Pers kralları Hem Med hem de Lidya devletini tarih sahnesinden sildiler.

Tüm bu bilgi ve olaylardan sonra diyebiliriz ki:

Dünyanın yuvarlak oluşu, kendi ve güneş etrafında dönüyor olması antik çağlardan beri seziliyordu.

Şimdi, MÖ. 220 yılında İskenderiye’de yaşayan dahi Eratos’a dönebiliriz.

O İskenderiye’de yaz gün dönümü olan 21 haziran günü öğle vaktinde gnomonun gölgesiyle ucu arasındaki açının değerini yedi derece on iki dakika olarak tespit etmişti.   

Güneş ışınları dünyanın her yerine birbirine paralel olarak düşer. Şu halde Syene’deki gnomonun tepesine düşüp gölge vermeyen ışın ayni zamanda dünyanın merkezinden de sanal olarak geçer. Bu sanal doğrultunun, İskenderiye’ye dikilen gnomonun dünya merkezinden geçtiği düşünülen doğrultusuyla  yaptığı açı da yedi derece on dakika değerindedir. 

Çünkü:

Öklit geometrisine göre iç-ters açılar birbirine eşittir. 

 

Şekilde görüldüğü gibi A  ve  C  açıları eşittir.

O halde dünya merkezindeki bu7 derece 12 dakikalık açının dünya çemberi üzerinde gördüğü B B´yayının uzunluğunu bilmek dünyanın çevresini hesap etmeğe yeter.

Eratos, bu hesabı şu basit cebir işlemiyle yapmıştır.

Önce açının değerini yedi tam bir bölü beş olarak göstermiş, dünya çevresinin değeri olan 360 dereceyi  yedi tam bir bölü beşe bölerek elli  değerini bulmuştur.

Eratos’un Dünya çemberinin ellide biri olarak bulduğu bu yayın iki ucundaki nokta Syene ve İskenderiye, İkisi arasındaki uzaklık ise yaklaşık 800 km. dir. 800 le 50 çarpıldığında 40 000 km. bulunur ki bu da yaklaşık dünya çevresinin uzunluğudur. (Dünyanın kutuplardan geçen çevresi 40 075 km.dir. Eratos’un o gün bulduğu değer bugünkü ölçüyle 39 bin 690 metredir. Görüldüğü gibi günümüzden 2240 yıl önce Eratos’un vardığı sonuç göz kamaştırıcı bir parlaklıktadır.)

Dünyanın yuvarlak olduğunun anlaşılması ve çevresinin hesap edilmiş olması, dünyanın ölçümü demek olan geometriyle, betimlenmesi demek olan coğrafyayı tam olarak ifade etmiyordu. Çünkü henüz dünyanın çapı bilinmiyordu.

Gerçi, kutsal kitap Tevrat, daire çevresinin çapına oranı üçtür diyordu ama, Tevrat’tan önce de 3 tam 1/8 gibi daha doğruya yakın değerler Mısır ve Babilliler tarafından biliniyordu. Bu değer tam değildi. Yeni çağlarda bu oranı göstermek için pi harfi kullanılıyor. (Yunancada çevre ölçümü demek olan PERİMETRON kelimesinin baş harfidir pi )

Antik çağda,  Pi nin değerini özenle ilk hesap eden Eratos’un çağdaşı Arşimettir.

[Arşimet ( MÖ. 272 – 212 )- Matematikteki eşsizliği, dünyanın gelmiş geçmiş üç matematikçisinden biri diye belirtilir.- Bilim dünyasında adı duyulunca Sirakuza Kralı Hieron, tacını sipariş ettiği kuyumcunun kendisini aldattığı şüphesine düşerek Arşimet’e tacındaki altın miktarını saptamasını emretti. Sirakuza doğumlu Arşimet, bu saptamayı nasıl yapacağını düşündüğü günlerin birinde hamama gider. Ve birden, aradığı çözümü bulur. Genel söylentiye göre de EVREKA  -  EVREKA –Buldum-buldum-diye bağırarak çırıl-çıplak hamamdan fırlar. O bu vesile ile suyun kaldırma kuvveti ve yasalarını bulmuştur.

Matematikçi-fizikçi-kimyacı,  asker ve gemi mühendisidir. İkinci Pön savaşları sırasında, Sirakuza’nın savunmasını üstlenmiş, şehrin düşmesini iki yıl geciktirmiş, Roma donanmasını aynalar ve hala sırrı çözülememiş bir alev makinesiyle yakmış bir kumandandır.

 Heykeltraştır,  hatta hocasının  Fidiyas olduğu, Atina iç kalesindeki Partenon yakınında kurulmuş küçük tapınağın, çatısını taşıyıyan kadın heykellerini onun yaptığı söylenir. Tasarladığı, zamanının en büyük gemisi, dört bin ton kapasiteli, iki bin ton kargo taşıyan, iki yüz yolcu kamaralı, yolcularının rahatı için geniş salonlar ve yüzme havuzuyla donanımlı, sekiz katlı top yuvalarında dört yüz asker barındıran, mancınıklı, tatar yayından 8 kat daha etkili ve menzilli savaş gücü olup,  top gibi kullanılabilen yaylara sahip birlikler taşıyan bir gemiydi bu. ]

Arşimet, özenle hesap ettiği Pi  değerinin, 3 tam 10/71 ile 3 tam 1/7 arasında bir sayı olduğunu göstermiştir. Dünyanın çevresi 40 000 km. ise, merkezden geçmek üzere bir taraftan öbür tarafa varan uzaklık, 12 800 ile 12 808 km. arasındaki bir yerdedir. 40 000 km.nin yanında 8 km. lik hatanın sözü bile edilemez. Kaldı ki bu 8 kilometre, hatanın iki ucu arasındaki uzaklıktır.

 

Görülüyor ki: 

İki bin yılı aşkın bir süre önce yer kürenin biçimi ve boyutları kusursuza çok yakın rakamlarla ifade ediliyordu.

Ne yazık ki, antik uygarlıkların çöküşüyle birlikte binlerce yıllık bilgi ve bilgelik Avrupa kıtası için yitip gitti.

Fakat çok mutlu bir tesadüfle, batının gerilemesi, Arap uygarlığının yükselişiyle çatıştı. Ve eski bilgilerin çoğu yitip gitmeden, Nadir bulunan kopyalarından Arapçaya çevrilerek bu uygarlığa geçti.

ARAP  UYGARLIĞINA  AKTARILAN  BİLGİLERİN  KAYNAĞI  OLAN İSKENDERİYE  KÜTÜPHANESİ  VE  ONUN  YOK  EDİLMESİ

Pek çok bilim adamının yetişmesinde birinci derecede katkısı olan bu kütüphane, Hıristiyan bağnazlarının yoğun tepkisini çekiyordu. Çünkü orada arşivlenmiş 700 000 cilt kitap, pagan bilgilerini içeren - putperest- kitaplardı. 

(İskenderiye’deki kitap sayısı, Antonyüs’ün sevgilisi Kleopatra’ya hediye ettiği Pergamon ve Efes kütüphanelerindeki 200 000 cilt kitapla 700 000 cilde ulaşmıştı. 395 yılında İskenderiye Piskoposu Teofilos, Serapis tapınağında arşivlenmiş kitaplığa saldırarak hem arşivin büyük bir bölümünü hem de tapınağı yakmış, önü alınmaz bir bilim düşmanlığı başlatmıştı. Çünkü tek bilgi kutsal kitapta sunulan bilgiydi.  Bu bilgi dışında hiçbir entellektüel etkinliğe izin verilemezdi. 395 ten 415 tarihine kadar bilim düşmanlığı öylesine yoğunluk kazandı ki, ardılı piskopos CYRİLY büyük bölümü yakılan kitaplıkta kalan koleksiyonları koruyan ORASTES’in üzerine 500 keşişten oluşan bir saldırı gücü gönderdi. Keşişler yolda kütüphanede çalışan ve oraya gitmekte olan tıp uzmanı kadın bilgin HİPATİA yla karşılaştılar.

Kadını arabadan indirdiler. Üstündeki giysileri yolup yırtarak çıkardılar. Çırıl çıplak kalan vücudunu kırık çömlek parçalarıyla doğrayıp etrafa saçtılar, Bu o zamana kadar görülmemiş en zalim linç olayıydı.

Keşişler linçten sonra koşarak kütüphaneye vardılar. Çevredeki muhafızları da parçalayarak öldürdüler. Teofilos’un yok ettiklerinden arta kalan ve başka kopyaları olmayan, koleksiyonları yakarak kül ettiler.

Bu arada ÖKLİT, ARŞİMET, ERATOS,ve dünya çapındaki coğrafyacıların kopyası olmayan, paha biçilmez eserleri, öteki pek çok antik eserle birlikte kül oldular.

Hıristiyanlığın bu utancı taşıyamayacağının anlaşıldığı sonraki yıllarda, daha büyük manevi bir saldırıyla kütüphaneyi Hz. Ömer’in Mısırı fetheden ordularına verdiği emirle yaktırdığı yalanını uydurdular. Günümüzde, tüm dünyada bu yalana inanan milyonlarca insan var hala.)

Modern Mısır, İskenderiye’de yanan antik kütüphanenin anısına adadığı , 7000  kişinin, tek- tek oturup çalışılabileceği, ultra modern bir kütüphane yaptı. Dünyada  henüz bir eşi daha yok bu kütüphanenin …

 [Yakılarak yok edilen eski emsalsiz kütüphanenin anısına adanan bu eşsiz bilim evinde beni,  dünyanın her yerinden gelip incelemeler yapan araştırmacılar arasına oturtarak,  kutsal yazının gelişimi hakkında yapacağım çlışmaya dayanak olacak eserleri tespit etme fırsatı veren Tanrıya binlerce kez hamd ve şükürler ediyorum.            

 

ARAP UYGARLIĞININ BİLİM ÖZLEMİ

Arap bilginler, antik uygarlığın yok olmaktaki bilgileri kapsayan kitapların kopyalarını aldılar.  tercüme edip geliştirerek zenginleştirdiler.

Zenginleştirilmiş bu bilgilerden birine, en çarpıcı bir örnek :

Semerkantlı El Kaşi’nin akıllara durgunluk veren başarısıdır.

El Kaşi, 1494 te Arşimet’in Pi yi hesaplama yöntemini  o çağda hayal bile edilemeyecek kadar ileri götürerek Pİ değerini virgülden sonraki on altıncı haneye kadar geliştirdi. [Günümüzde bu değer, virgülden sonra milyarlar mertebesine ulaştırıldı]

Bunu, geçmişteki bilginleri geride bırakmak için değil, -kendi ifadesiyle- dünyanın çevresini BİR  AT  KILI nın kalınlığı kadar bir hata payıyla belirlemek için yapmıştı.

Eğer dünya tam bir küre olup çevresi 40 000 km. ise, El Kaşi’nin bulduğu Pİ değeri bu kürenin çapını bir inçin  ( bir inç 2.54 Cm. ) on milyonda biri kadar bir Hataya  indirmiş oluyordu.   –Bu hata, bir at kılının kalınlığından binlerce defa daha ince-

Semerkant’ın bulunduğu yöre, Yunan uygarlığının çöküşünden sonra matematik dehalarından bir çoğunun yetiştiği bölgedir. Ve o zamanda bu bölge HAREZM diye adlandırılıyordu.

Orada yetişen en ünlü dehalardan biri, doğum yerinin adıyla anılan EL  HAREZMİ dir.

Batıda adı bozularak modern matematik terimi olan ALGORİTMAya dönüşmüş, yazdığı kitaplardan birinin adından da CEBİR  (Algebra ) terimi kalmıştır. Ayrıca batıda,  Arap rakamlarının evrensel olarak benimsenip kullanılmasına vesile olmuştur.

Abbasi halifesi EL MEMUN’un saltanatında (813-833) El Harezmi halifenin kurduğu bilgelik evinde  (DAR-ÜL HİKMET) çalıştı.

El Memun’un projelerinden birine katılarak, bir derecelik enlem yayının uzunluğunu doğrudan doğruya ölçmek suretiyle belirlemek işine girişti.

Dicle nehri vadisindeki Ninova kenti yakınında bulunan bir ovaya geldi. Ninovanın kuzeyinden Anadoluya doğru düz bir hat üzerinde yürüyerek güneşin, öğle vakti yüksekliğinin ilk ölçüm yerindekine göre tam bir derece düşük olduğu yere kadar gitti.

Yürüdüğü yolun o zamanki ölçüye göre 92 km. olduğunu  buldu.  O günün 92 km.sine göre dünyanın çevresi 33ooo km. oluyordu.

O günün 33 000 km. si ile bu günün 40 000  km.si arasında ise,  kale alınmayacak kadar küçük bir fark vardı.

Ama bu başarıdan da daha önemli olan şey, o günlerde, dünyanın yuvarlaklığı bilgisinin sıradan ve normal bir bilgi olduğu idi. Zaten, Onun içindir ki, bu ölçümler yapılıyordu.

Mezopotamya ve Mısır uygarlıkları, Aristo, Tales, Eratos, Arşimet, El Harezmi, El Kaşi den binlerce yıl sonra İtalya’da 1610 yılında Galileo, dünya yuvarlaktır. Döner. Ne dünya ne de güneş evrenin merkezidir. Diyen Polonya’lı Kopernik’in izinden giderek Dünyanın döndüğünü ispat ettiği ve o günün resmi bilgisine karşı çıktığı için Engizisyon tarafından mahkemeye davet edildi.  Evren, güneş, dünya, ay hakkında yazdığı kitap yasaklandı. Kendisi Müebbet hapse mahkum oldu.

Kilisenin lanse ettiği bilgi dünyanın düz olduğuydu. Kıyısına gelindiğinde daha ileri gitmek istenirse boşluğa düşülüyordu.

 Mahkeme, Galileo sözünü geri alır, resmi bilgiyi kabul ederse hükmü geri alacağını ilan etti.

Zavallı bilgin çark ederek, dünya düzdür. Dönmez. Evrenin merkezidir diyerek müebbet hapisten kurtuldu. Ceza ev hapsine dönüştürüldü.

Astronomi bilimi üzerine yazdığı kitaplar kabul görmeğe başladığı yıllarda o yaşlanmış, gözlerini kaybederek kör olmuştu.

Müebbetten kurtulduğu gün için, ironik teselliler uyduran çevreler fısıltıyla der ki:

Güya Galileo, mahkeme kapısından dışarı çıkarken, dünya ve güneşin hareketi için ağzının içinden, yine de döner- yine de döner… Diyesiymiş…

 



Bu Haber 646 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.