Grubumuz Medya Ajans tarafından çıkartılan Şirin ÜNYE Gazetesi’nin 50 yaşına girmesi dolayısıyla 19 Mayıs 1919 Çarşamba günü gazetemizin bürosu kutlama çiçekleriyle rengarenk oldu. Büro ziyaretçilerimizle doldu taştı.
19 Mayıs 1919 günü yayın hayatına başlayan ve yarım asra ulaşan Şirin ÜNYE Gazetesi Ünye’de kendine önemli bir yer edinmiş. Okunmuş, kabul görmüş. Bunu çok açık gördük.
Biz de böyle bir gazeteyi siz okurlarımıza sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz. İçimizdeki gazetecilik ruhu daha bir artıyor. Gerek Şirin ÜNYE gerek ÜNYE Kent Gazetesi gerekse Canik Dergisi’yle sizlere çok daha iyisini sunmak arzusuyla dolup taşıyoruz.
Bizlere destek olan, kutlayan.. Şevkimizi, heyecanımızı artıran herkese gönül dolusu teşekkür ediyoruz.
Dediğim gibi gazete büromuz dün ziyaretçi dostlarla dolup taştı. Bol bol sohbet ettik. Sohbetimizin ana konusu tabi ki şu sıralar memleketimizin gündemindeki baş konu CHP ve muhtemel genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ydu.
Süleyman Demirel “Siyasette 24 saat çok uzun bir zamandır” diyerek, siyasi platformlardaki hızlı değişkenliklere çok güzel bir vurgu yapmıştı ta 60’lı yılların sonlarında.
Daha dün, Mustafa Sarıgül konuşuluyordu. Önümüzdeki seçimlerde siyasetin yeni aktörlerinden birisi olabileceğine dikkat çekiliyordu.
Diğer taraftan Deniz Baykal’ın AK Parti’ye karşı yürüttüğü ‘amansız’ muhalefetle millete mal olduğu söyleniyordu. Ama bir baktık tam da bu sırada Baykal istifa etti.
Baykal istifa etti diye, nerdeyse bütün teşkilat “dön” diye ağlıyor, yalvarıyordu. Ne oldu, nasıl olduysa Pazartesi günü Kemal Kılıçdaroğlu adaylığını açıkladı. Kılıçdaroğlu’na, önce “Olmaz, bu ihanet olur” tepkileri.. 9 saat sonra derin bir sessizlik.. 18 saat sonra ise tam bir destek..
Demirel söylediği o sözü ne kadar doğru söylemiş değil mi? Bu ülkenin siyasetine şeytanın bile aklı ermiyor.
Dünkü ziyaretler sırasında düşüncelerini çok beğendiğim bir dostumuz, (görevi gereği burada adını ifade etmeyi doğru bulmuyorum) şöyle dedi: “Ardındaki ikinci güçlü olan birinci daha dikkatli, dolayısıyla daha güçlü olur”
Dostumuzun bu sözü ülkemizdeki çok ciddi bir eksikliği, çok ciddi bir yanlışı öylesine net, öylesine gerçekçi bir şekilde ifade ediyordu ki..
Düşünün, CHP içinde Deniz Baykal’ın ardında partinin güçlü bir ikinci ismi olsaydı. Baykal bu ikinci ismin nefesini hep ensesinde hissetseydi.. Böylesine bir yanlışın içine düşüp yaptığı yanlışla komploculara bu şekilde ballı börek bir fırsat verir miydi?
Atatürk’ün “Tek Adam” lığı, İnönü’nün “Milli Şef”liği, Menderes’in “Mutlak İktidar”cılığı, Demirel’in “Baron Tipi Liderlik” anlayışı, Ecevit’in “Evine bağlı” genel başkanlığı, Özal’ın, “Ben işimi bilirim” fazla özgüveni,Tayip Erdoğan’ın “Kasımpaşa kabadayılığı” olarak ifade edilen güç gösterisi.. Bütün bunlar, milli geleneğimiz haline gelen ikinciyi yok sayan mutlak birinci adam anlayışı, hem bu ülkenin bütün birinci adamlarına zarar verdi hem de ülkeye.
Görüyorsunuz işte bugün de öyle.. Başbakan Erdoğan yukarıda saydığım kendinden öncekilerin yolunda ilerlemesini sürdürüyor.. Gerek partisi içinden, gerekse muhalefet partileri içinden ardından kimsenin gelmesini, peşinde birilerinin olmasını hiç istemiyor. Böyle bir şeye zerre kadar tahammülü yok.
Yaşanan son gelişmelerdeki ilk işaretlere bakılırsa ana muhalefet lideri olacağına kesin gözüyle bakılan Kemal Kılıçdaroğlu Tayip Erdoğan’a ve Ak Parti’ye ciddi bir alternatif olacağa benziyor.
İşte AK Parti için, Tayip Erdoğan için büyük fırsat. Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkanlığı’ndaki CHP ile kendini dengelesin.. Tarzını, programını gözden geçirsin.. Yanlışları ile yüzleşme cesareti göstersin.. Bakın o zaman nasıl güçleniyor.. Nasıl sağlıklı ve kalıcı birinci olmayı sürdürüyor…
Aslında her şeyin varlığı zıddı ile mümkündür. Böyle olmasaydı (+) kutuplu elektrikle (-) kutuplu elektrik bir araya gelmeden enerji oluşur muydu?
Ah, bunu bir bilebilsek.. Şu yanlıştan bir kurtulabilsek ne olur sanki..