2 Temmuz 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Turizmin değil, aksine bizim belimiz kırılacak..
musakiroğlu@mynet.com

Gürültüyü insan, hayvan, bitki hiçbir canlı sevmez. Bir noktadan sonra ise tepki verirler. Bu yüzden uzmanlar uyarır, yüksek sese maruz kalan canlıların beden ve ruh sağlığında ciddi bozulmalar olduğuna dikkat çekerler.

 

Gürültü sadece taşıdığı sesin şiddetiyle değil ayrıca frekansıyla da zararlıdır. Frekans, sesle birlikte oluşan titreşime denir. Bu frekansın, yani titreşimin yüksekliği de canlı için son derece zararlıdır.

 

Bakın bir örnek vereyim; arıcılık yaptığım 80’li yıllarda yayla dönemleri dışında kovanları Orta Saraçlı’daki evimizin bahçesine koyardım.

 

Zaman zaman bakımını yaptığım arılarımla aram çok iyiydi. Kovanları çoğunlukla eldivensiz, hatta maskesiz açar arıların bakımını öyle yapardım.

 

Yalnız arılara bir hal olmuştu. Kovan içinde bakım yaparken birden diklenen-sertleşen arılar saldırıyor, vücuduma onlarca iğne sokuyorlardı.

 

Rahmetli babama sorduğumda, nazar değmiş olabileceğini söylüyor, okuyor, okutuyordu. Ama düzelen bir şey olmuyordu.

 

Durumu, o yıllarda İlçe Tarım’da arı üzerine tecrübeli ve görevli Adem Bey’e anlattım Adem Bey “Senin orası yol kenarı, araba sesinen etkileniyor olabilir” dedi. Arıların sese karşı duyarlı olmadığını söylediğimde ise, “Öyle ama arılar sesin yaydığı titreşimlere karşı çok duyarlıdırlar. O yüzden stres olur saldırırlar” dedi.

 

Adem Bey’in dediği çok doğruydu. Çünkü, arıları koyduğum bahçenin kenarındaki yoldan küçük araçlar değil de kamyon, traktör ve pat pat geçtiğinde bir hal oluyor, arılar bana saldırıya geçiyordu.

 

Ayrıca öğrendim ki, arılar böyle durumlarda ellerinden ballarının alınacağı hissine kapılır, vermemek için ballarını yerlermiş. Bu arada ben, yediğim onlarca arı iğnesi dışında baldan da oluyormuşum da haberim yokmuş.

 

Çok durmadım kovanları buradan kaldırdım, amcamların daha sessiz yerdeki evlerinin bahçesine yerleştirdim de rahat ettim.

 

Yine o sırada bir ara İlçe Tarım’a uğrayıp bu olayı anlattığımda bana, sadece arıların değil bütün hayvanların sesten, gürültüden, ses titreşimlerinden olumsuz etkilendiğini, sağlıklarının bozulduğunu, verimlerinin düştüğünü söylediler. Bu yüzden besi, süt, tavuk, vs. çiftliklerin tenha-sessiz yerlerde yapıldığını belirttiler.

 

Ta o zaman aklımdan şöyle bir şey geçti: Hayvanlar için bu gerçeği gören, tedbir alan insanoğlu nasıl olur da kendisi için bir şey yapmaz, ses kirliliğinin ortasında yaşar, sağlığının/sıhhatinin bozulmasına göz yumar.

 

Öyle ya, sokaklarımız keyfi gürültü yapanların fink attığı yerler.. Mahalleler düğünlerin orta yere kurulduğu bangır bangır müzik çalınan ortamlar.. Düğün salonları aynı masada oturan ve aralarında 50 cm mesafe bulunan insanların müzik gürültüsünden birbirlerini duyamadığı mekanlar..

 

Fert olarak olsun, toplum olarak olsun duyarsız kaldığımız, yasaların yaptırımı zayıf ve uygulanmayan cezalar nedeniyle engel olamadığı gürültü kirliliğine karşı son dönemlerde bir çalışma başlatıldı. Çevre Bakanı Sn. Veysel Eroğlu bu konuda yeni düzenlemelere gidileceğini söyledi. Bakan Eroğlu, özellikle turistik bölgelerde illa yüksek sesle müzik çalınacaksa ‘gece 23.59’dan sonra kapalı, dışarı ses vermeyen mekanlarda çalınsın, dışarısı rahatsız edilmesin’ şeklinde bir düzenleme yapılacağına dikkat çekti.

 

Çekti çekmesine de aman yarabbi nasıl tepki geldi.. Her gün televizyonlarda, gazetelerde yazarlar, yorumcular veryansın ediyorlar. Yok efendim böyle bir düzenleme olursa “turizmin beli kırılır”mış. Bu da “büyük” ekonomik kayıp demekmiş. 

 

Allah aşkına turizmin beli gürültüyle, ses kirliliği ile ayakta duracaksa durmasın, bırakın kırılsın. Görmüyor musunuz aksi takdirde bizim belimiz kırılacak..



Bu Haber 462 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI