11 Aralık 2008 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
İyi insan, kötü insan, belediye başkanı gibi insan...
musaokiroglu@mynet.com

Vakti zamanında siyasetle ilgilendiğimiz yıllarda birlikte siyaset yaptığımız bir büyüğümüzün belediye başkanları ile ilgili şu sözleri hala aklımdadır.

 

“Arkadaş, ben herkesle konuşuyor, herkese meramımı anlatabiliyor, herkesi anlayabiliyorum. Ancak, ne hikmetse bu belediye başkanlarını ne anlayabiliyorum, ne de bunlara laf anlatabiliyorum. Çok çeşit insan bunlar.. Ben o yüzden diyorum ki, dünyada bilindiği gibi iki tip insan değil, üç tip insan var. Bunlar; iyi insan, kötü insan, belediye başkanı gibi insan…”

 

‘Belediye başkanı gibi’ insanlarla o büyüğüm kadar olmasa da, benim de hasbelkader bir hayli ilgim, ilişkim olmuştur.

 

Ve ben de aynen o büyüğümüz gibi düşünmüş, belediye başkanlarının gerçekten zor insanlar olduğunu, bunları iyi insan, kötü insan kategorisinin dışında ayrıca incelemek gerektiğine inanmışımdır.

 

Çok azı hariç, hemen, hemen her belediye başkanı seçilmeden önce dünyanın en mülayim, en canip insanıdırlar. Ama seçildikten sonra bunlara bir hal olur, anla anlayabilirsen.

 

Bir seferinde seçilme şansı çok gerilerde bir aday için çok yoğun bir çalışma yaptık, bıçak sırtı bir seçimi kıl payı kazandık. Adam başkan oldu, ilk dediği neydi biliyor musunuz? “Seçimi, ben bileğimin gücüyle ben kazandım, ne partisiymiş”

 

Başkan beşinci yılını dolduruyorken tekrar aday olmak istediğinde, yanına gittim,  “Sakın aday, maday olayım” deme. Partide kimse senin için çalışmaz, haberin olsun” dedim.

 

Bizim başkan ne dese iyi… “Benim partiye falan ihtiyacım yok, gizli güçlerim var, çok rahat biçimde seçimi onlarla alırım.” demez mi?

 

Ama seçimi, onun bir zamanlar makamına bile almaya tenezzül etmediği birisi kazanınca, mosmor olduğuna şahit olmuş, sevinmemiş, kendini düşürdüğü durumdan dolayı onun adına çok üzülmüştüm.

 

Neydi o afralar, tafralar… Neydi o makam odasının kapısında saatlerce insan bekletmeler… Neydi o sokakta korumayla gezmeler… Neydi o belediye binasından, pazaryerine kadar bile siyah camlı, içerisi görünmeyen makam otomobiliyle dolaşmalar…

 

Neydi o kendi aklından başka akıl tanımayıp, kimseyi dinlememeler… Neydi o bir şey doğru olsa bile, kendisi değil de başkası söylediği için karşı çıkmalar, olmaz demeler…

 

Hele bir de kendisini aday yapan partisine, seçilmesi için meccane gece-gündüz koşup duran partilisine karşı takındığı tavır…

 

Bütün bunları niye yazdım… Derler ya tarih tekerrürden ibaret… Dünü anlamak için, bugüne bakmak yetermiş. İşte bu yüzden yazdım. Bugün de aynı halleri yaşadığımızı, hiçbir şeyin değişmediğini, hatta artarak sürdüğünü anlatmak için yazdım.

 

Bir de, niye yazdım biliyor musunuz?

 

Hazır, bu ara belediye başkan adayları tespit edilecek ya, partiler belki bu durumu dikkate alırlar da, şu başta belirttiğimiz “belediye başkanı gibi insan..” karakterinde kişileri aday yapmazlar, diye yazdım.

 

 



Bu Haber 282 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : Geçmişi bana getirmişsin Tarih : 7 Aralık 2008 / Pazar Üye Adı :
Sevgili Musa, İnan yazınızı okurken, beynimdeki film şeriti hızla, ama büyük bir hızla geri sarmaya başladı... Eveet! O kilometre taşları... Bazen büyük büyük insanlar konuşurken, 'Bu olay, şu olayın kilometre taşıdır' dediklerinde hep Akkuş'a giden şosenin kenarındaki kilometre taşları gelir aklıma.. Beni , mutluluk duyguları ile ZAMAN TÜNELİMDE ÜNYE'den bir kez daha geçirdiğin için binlerce kez teşekkür ederim...
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI