26 Temmuz 2010 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
Çekirdek işine müftü sahip çıktı
yasar.karaduman@gmail.com

Müftüye Bravo

Şu çekirdek işine en ciddi yaklaşan müftü olmuştur.

Ünye Müftüsü Mustafa Bilgiç, geçende gazeteye verdiği bir demeçte çevre temizliğinin önemini vurgulayarak “Kullandığımız mekanlar hepimizi ilgilendirir, yere çöp atan kişinin Ünye’de yaşayan herkesle helalleşmesi gerekir çünkü bu direkt kul hakkı ile alakalı bir durumdur” diyerek çekirdek kabuğu pisliği konusunu gündeme getirmiştir.

Oysa, müftüden önce bu iş belediye başkanının boynunun borcudur. Soruna önce onun, sonra şehrin kaymakamının sahip çıkması lazımdır.

Bu çekirdek pisliği konusunda başka yerlerde şehrin belediye başkanı ve kaymakamı yerel televizyonlarda konuşarak çözüme katkıda bulunmaktadırlar.

Bizde ise, olaya yalnız müftü sahip çıkmakta, kaymakam vali olarak gideceği yerin rüyasında, belediye başkanı da eşraf düğünlerinde ya nikah memurluğu yapmakta veya yağmurda kıl payı yırtmanın sevinci ile  “Ucuz atlattık çok şükür” diye dua etmekle meşguldür. Demeç vermek te müftüye kalmaktadır

Ünye’de bu işte bir terslik vardır, sanki insanlar yanlış mevkilere konulmuştur. Bana kalsa kadroyu şöyle kurardım, müftüyü belediye başkanı, belediye başkanını müftü, il genel meclis üyesini kaymakam, kaymakamı da Şırnak’a vali yardımcısı..

 

 

Çöp Nöbeti

Meydan ve Yalıkahvesi kaldırımlarındaki çekirdek kabuğu pisliği sorunu maalesef çözülebilmiş değildir aynen devam etmektedir.. Bana işi sıkı tutmuyorlar gibi geliyor. Çekirdek kabukları için yaptırdıkları çift taraflı poşet işi tutmadı. Poşetleri dağıttıkları kuruyemişçiler işi takip eden olmayınca uygulamadılar.

Meydana konulan ve sorunu biraz olsun çözen çöp kutuları küçük olduğu bir saat içinde doldu boşaltılmayınca insanlar çöpleri yerlere attılar. Geçen yazımda saat 20.00- 24.00 ‘e kadar, yani insanların meydana oturmaya gelişlerinden gidişlerine kadar meydanda ve Yalıkakahvesi’nde nöbetçi temizlik elemanı bulundurmak çözüm olur diye öneride bulunmuştum.  Bunlar devamlı dolaşarak dolan çöp kutularını anında boşaltacak ve yerlerdeki çekirdek kabuğu çöplerini oturanlara rağmen anında temizleyeceklerdir.

Böylece çöp kutuları ve yerlerdeki pislikler anında temizlendiği için çöp birikmeyecek meydan ve sahil devamlı temiz kalacaktır.

Bu da bir çözümdür..

Bir başka çözüm:

İnsanların kalabalık olarak oturdukları bir iki yere “Uygar insanlar çekirdek kabuklarını yere atmazlar”  veya “Öküzler nasıl çekirdek yer? “ şeklinde veya benzeri sloganlar içeren bir iki uyarıcı levha konulmalı, konuşması düzgün bir bayan ve bir bay zabıta memuru devamlı dolaşarak çöpleri yere atanları kibarca uyarmalı, aksi takdirde kendilerine ceza yazılabileceği söylenmelidir. sert bir şekilde uyarılmalıdır.

Aksi takdirde bu iş böyle laçkalıkla çözülemeyecektir.

Yapılan göstermelik çalışmalardan belediyenin bu işi çözmek gibi niyetinin olmadığı anlaşılmakta poşet moşetle işi oyalanmaktadırlar.  Kimsenin bu şehirde yaşayan onurlu insanlara bu çirkinliği yaşatmaya ve bu pislikle yaşamaya zorlamaya hakkı yoktur. Üç beş öküzün uğruna bu şehrin ve bu şehirde yaşayan uygar insanların onuru ayaklar altına alınamaz, bu, bu insanlara hakaret etmekle eşdeğerdir. Bunun ayıbı da bunu çözemeyenlere aittir. Takım elbise giyip, siyah gözlük takan ve Fenere beton yol yapmayı beceren harika beyinler bunu nasıl çözemiyorlar anlamak zordur.

 

 

Yine Park ve Kayıklar.

Bu sene de Yalıkahvesi’ndeki kayık çöplüğüne ve deniz bisikletlerine bir düzenleme getirilemedi. Güvensiz deniz bisikletleri hem görüntü kirliği ve hem de tehlike oluşturmaya devam ediyorlar, birinin canı yanarsa kaymakamla belediye başkanı verecekleri hesabın herhalde bilincindedirler.

Kumsala bir takım oyun araçları konulmuştur.  Güvenlikleri denetleniyorsa sorun yok. Bana biraz başıboşluk var gibi geliyor. Bunlar vergi mükellefi midirler, maliye arayıp soruyor mu?

Burada oturma bankları yetersiz, satıcılar tezgahlarını tam bankların yanına kurup bankları da işgal ediyorlar, ne arayan var ne soran, bu kadar laçka ve başıboş memleket olamaz.

Parka gelince halen insanlar akşamları parkta oturmaya yer olmadığı için kenar taşlarına oturuyorlar. Parkta oturmaya bank yok, belediye kasten koymuyor, gitsinler çaycının sandalyesine oturup bardağına bir lira verip çay içsinler diye.

Onlarda çay içmemek için, gidip taşlara oturuyorlar.

Belediye inatla bank koymuyor.  

 

Park ve Bahçeler

Park ve Bahçeler Müdürlüğünün Fener’e giderken bir deposu var. Burası bazen depo bazen de hurdalık olarak kullanılıyor.  Dışarıdan bakıldığında dağınık ve derbeder görünmektedir. Şimdi yaz mevsimidir. İnsanlar bu yolla gezerek Çamlığa inerler yabancısı, misafiri vardır. Buranın pejmürde tarafını bir şekilde kamufle etmek gerekir. Bir de bura burada her Pazar bir özel araç içi dışı hortum takılarak sabunlu suyla güzelce bir yıkanır. Sabun köpükleri de yola kadar akar. Bu araç kimdir, nedir, değirmenin suyu nereden gelmektedir?  Burada özel aracın ne işi vardır?  Bu laçkalık kimin işi?

Sakın öyle bir şey yok demeyin, belgeler var..

 

 

 ***     ***     ***

 

Geçen haftaki makale

 

Ömer Çam  ve “Mehlika Sultan”

 

Ömer Çam..

Yıl 1953.. Meçhulasker İlkokulu, ikinci kat  üçüncü sınıf, deniz tarafındaki oda.

Bir Ekim sabahı sınıfa 35 yaşlarında başını arkaya doğru atmış, saçları ön tarafta  biraz dökülmüş bir öğretmen girdi .

Hemen ayağa kalktık.

“Günaydın çocuklar” dedi,

Hep bir ağızdan “günaydın öğretmenim” dedik.

“Ben Ömer Çam yeni öğretmeniniz, oturun bundan sonra birlikteyiz”

Ömer Çamla uzun yıllar sürecek öğretmen öğrenci ilişkilerimiz böyle başladı.

Daha sonraki yıllarda Ortaokulda da derslerimize girdi Ömer Çam, Özel Lisenin açılışında emekleri geçti

İçimizden bakan çıktı, milletvekili çıktı, profesör çıktı, öğretmen çıktı, yazar çıktı, şair çıktı gazeteci çıktı, işadamı çıktı.

En güzel ve en mutlu yıllarını Ünye’de  geçirdi.. Ünye’den evlendi..

İstanbul’da çeşitli okul ve fakültelerde dersler verdi, son ünvanı “Hocaların Hocası” idi.

İstanbul’da vefat etti,  Maltepe Gülsuyu mezarlığında Ünye taşından yapılma kabirlerinde eşi ile birlikte yan yana yatmaktadır.

Geçende, şimdi belediye olan köyünde “Akpınar” eski adı “Kuzköy” adına düzenlenen bir etkinlikte anıldı.

Ünye’de emekli olmuş öğretmen arkadaşları, her meslekten öğrencileri vardı, bakan var, avukat var, yazar var şair var, bunlar aranıp bulunsaydı kırk kişi bir sınıf ederdi, hepsi anma törenine gelir, bir renk oluştururdu. Hepsinin Ömer hoca ile unutulmaz anıları vardı. Aranmaları onları mutlu ederdi, haberleri olsaydı, yine koşar gelirlerdi.  Gelecek yıl umarım bu noksanlık düzeltilir.

Ünyeli şairler anma gününde şiirleri ile etkinliğe katılmışlar, şiirler okumuşlar.

Ben gelecek yıl Ömer Çam hoca için kendi şiirleri ve sevdiği şiirlerden oluşan ayrı bir program yapılmasını öneririm..

Ömer Hoca bir Mehmet Akif ve Safahat aşığıydı. Safahatı ezbere hatasız okurdu. Belki onun için özel bir Safahat Akşamı bile düzenlenebilir. Bize İstiklal Marşını Mehmet Akif’in nasıl yazdığını anlatır sonra “çocuklar bunları sakın unutmayın derdi.

Yahya Kemal Bayatlı’yı ve onun Mehlika Sultan  adlı şiirini çok severdi. Bazen okumasını isterdik bizi kırmaz büyük bir ciddiyet ile başını geri atarak okur, sonra bize sorardı.. Bu şiir ne anlatıyor diye.. Mehlika Sultan’ın ilk ve son kıtalarını alıyorum aşağıya

 

Mehlika Sultan

Mehlika Sultan'a aşık yedi genç Gece sehrin kapısından çıktı: Mehlika Sultan'a aşık yedi genç Kara sevdalı birer aşıktı. Mehlika Sultan'a aşık yedi genç Seneler geçti, henüz gelmediler; Mehlika Sultan'a aşık yedi genç Oradan gelmeyecekmis dediler!..                   Yahya Kemal Beyatlı

 

 

Mehlika Sultan Şiiri Ne anlatıyor?

O yıllardan aklımda kaldığı kadarı ile, Mehlika Sultan, Kaf Dağlarının ardında  hayallerimizi süsleyen  dünya güzeli biridir. Mehlika Sultan bizlere, uğrunda hayatımızı harcadığımız ama bir türlü ulaşamadığımız düşlerimizi anlatır.

 edi aşık hayallerindeki bu güzeli aramak uğruna bir gün yollara düşerler. Niceleri bu yolda hayatlarını feda etmiştir. Sonunda varırlar Kaf Dağı’nın ardına. Kendilerini bekleyen tek şey bir kuyudur ve suya bakınca gizli bir dünya görürler. Zannederler ki bu dünya o güzelin yaşadığı yerdir.  Yedi aşık Kaf Dağlarından bir daha geri ve dönmezler.

Herkesin hayatında bir Mehlika Sultan’ı olmuştur.  Ömer hoca bu şiirle hangi Mehlika Sultan’ı arıyordu hiçbir zaman bilemiyeceğiz.

Hocamı Rahmet ve minnetle anıyorum.

 

Orta Çarşı Kültür ve Sanat Şenliği

Bu yıl yine Ünye Festivali’nin müzik ayağı terör  ve şehitlerimize saygı nedeni  ile iptal.. Şehitlere ise saygımız her zaman çok büyüktür, onlara minnettarız. Terörü bitireceklerine terörden dolayı Festivalleri yasaklıyorlar.. Korku içinde yaşamaya zorluyorlar bizi..

İnsan bir kere ölür, nerde, nasıl ve ne zaman Allah’ın takdiridir. Ömrün bittiği an ölüm gelir seni bulur. Festivalde olsan da bulur, yatarken de.

Aslında terör ve şehitlerimiz bahanedir.

Para yok para.

Önceki yıl festivali bir hafta yapacağız diye söz verdiler, sözün altında kaldılar. 

Ordu ve Samsun ve Karadeniz’de birçok belde ve ilçe festivallerini yapıyorlar.. 

Şehitlerimiz başımızda taçtır, varlığımızı onlara borçluyuz, onlara borcumuzu ödeyemeyiz, şehit anne ve babalarının ellerini öpüyor ve önlerinde saygıyla eğiliyoruz.

 

Festivalin önemli ayaklarından biri de Orta Çarşı kültür ve Sanat Şenliği’dir.

Cuma günü Orta Çarşı Kültür ve Sanat Etkinliklerinin açılış töreni, akşam ise Ünye Musiki Cemiyetinin çocuklar korosunun programı vardır. Cumartesi günü de geleneksel pıtık, tik tak ve Tentürük oyunları oynanacaktır. 

Aslında müzik bölümünün iptali yerinde bir karar ancak şehitleri bahane göstermek doğru değil, öyleyse düğün dernekte de çalıp oynamayalım.

 

 

 



Bu Haber 525 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI