13 Ağustos 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Ramazan gider bir daha gelir , ama ben gidersem...
musakiroglu@mynet.com

Böyle sıcak günlerde tutulan Ramazanlarla ilgili Nasrettin Hoca’ya mal edilen bir fıkra gelir aklıma.

Fıkra tam da bu yıl ki Ramazan’ı ve çekilen susuzluğu anlatır cinsten, şöyle:

Yaz mevsimine rastlayan bir Ramazan günü Nasreddin Hoca, gözleri susuzluktan afallamış, kendinden geçip bayılmak üzereyken dayanamayıp bir çeşmeye çaktırmadan yanaşmış.

Ağzını dayamış çeşmenin musluğuna tam iki-üç yudum içmişken Hoca’yı bir köylü görmüş:

Aman Hoca, oruçluyken nasıl su içersin, günah değil midir bu yaptığın? diye sormuş.

Hoca, içtiği suya kanamamanın verdiği sinirlilikle köylüye: Yıkıl karşımdan, bilmez misin Ramazan gider bir daha gelir, ama ben gidersem bir daha gelebilir miyim? Ne günahı..  diyerek, bağırıp azarlamış.

**********          **********          *********

Hoca’nın sıcak günlere rastlayan orucu misali bu yıl da Ramazan ayı yılın en sıcak aylarına denk geldi.

Ünye’nin “eyyam-ı buhur’u çekilmez. Nedir bu eyyam- buhur, niçin çekilmez?

Eyyam-ı buhur lafını ben sık sık rahmetli rahmetli ninemden duyardım. Temmuz - Ağustos sıcakları bastırıp, nem rutubet ortalığı sarınca ninem; “Eyyam-ı buhur yine kavurup, çürütmeye başladı” derdi.

Eyyam; yevm, bugünkü karşılığı ile ‘gün’ sözcüğünün çoğulu olan ‘günler’ demektir.

Buhur ise; kullanıldığı yere göre; yanarak çıkan duman, su buharı, nem anlamlarına gelir.

‘Eyyam-ı buhur’ tamlaması ise; en net tarifiyle, aşırı sıcak günleri ve bu günlerde oluşan nemli havayı anlatmak için kullanılır.

Eyyam-ı buhurda yani Temmuz ve Ağustos aylarında akıttığımız ter bir yıl boyunca aktığımız terden kat be fazladır.

Bu günlerde sırtımızdaki fanila terden nerdeyse hiç kurumaz, öyle ıslak, nemli akşam etmek zorunda kalırız. Açıkçası nem ve terden adeta çürürüz.

Eyyam-buhur dönemi özellikle kuru gıdalar için de tehlikelidir. Fasulye, pirinç, bulgur, mercimek, nohut, un, şeker, tuz, kepek gibi kuru gıdalar bu ayda emdikleri nemli havayla nemlenir, içten içe çürümeye bozulmaya yüz tutarlar. Yaş sebze ve meyvelerde de öyledir. Kısa süre içinde tüketilmezse eyyam-ı buhur yaş sebze ve meyveyi de bozar, çürütür.

Bu özelliğinden ötürü Temmuz ve Ağustos aylarına Ünye’de ‘çürük ayı, çürük ayları’ da denir.

Bu sene Ramazan ayı işte bu eyyam-ı buhurun en yoğun günlerine denk geldi.

Meteoroloji’nin verdiği bilgiye göre, bu sıcaklığa bir de Basra alçak basıncından doğan 7-8 derecelik sıcaklık farkı eklenince Ünye’deki sıcaklığın Adana, Antalya, Muğla’daki sıcaklık gibi insanı nefes alamaz duruma getirdiğini hisseder olduk.

Bu sıcak uzun günlerde 16 saati bulan Ramazan orucuna bir de fındık toplamak için bağda bahçede çalışma eklenince eyyam-ı buhura dayanmak nerdeyse imkansız hale geldi.

Dün görüştüğüm fındık işçileri, “İnsan sıcağa, oruca bir yere kadar tahammül gösteriyor ama susuzluğa dayanmak çok zor” diyerek, yaşadıkları asıl sıkıntıya dikkat çektiler.

Diğer taraftan yapılan açıklamalarda böyle havalarda vücudun susuz kalmasının, susuz bırakılmasının doğurabileceği tehlikeler ve rahatsızlıklar dile getiriliyor.

Öyle ya, gün boyu akşama kadar vücuttan ter olarak sürekli su atılıyor. Kaybedilen bu su vücuda yeniden verilmezse rahatsız olmamak, hastalanmamak mümkün mü?

Geçtiğimiz günlerde gazetemizde bir haber yapılmıştı. Fındık toplamak için bölgemize gelen işçiler, bu sene Ramazan’ın fındık toplama ayına rast geldiğine işaret ederek, çalışma saatlerinde buna göre düzenleme yapılmasını istemişlerdi.

Ancak bu isteğe bir cevap verilmedi, çalışma saatlerinde oruca ve sıcağa göre bir düzenleme yapılmadı.

Hâlbu ki, sabah saat 07’de fındık toplamaya başlansa.. Dört saat sonra saat 11’de öğle paydosu yapılsa.. Ardından saat 14’e kadar 3 saatlik bir öğle dinlenmesi verilse.. Saat 14’ten sonra saat 18’e kadar 4 saat daha çalışılsa ve akşam paydosu yapılsa eminim fındık toplayanların çektiği sıkıntı, hatta daha da ileri ifadeyle çektikleri işkence önemli ölçüde azalır.

Ramazan ayı bu kışa da rastlar, yaza da.. Önemli olan günlük hayatı elden geldiğince oruca göre düzenlemektir.

Yöneticiler ve idareciler bu düzenlemeyi yapmak için neyi bekliyorlar ki..

İnsanların kaybedip bir daha geri getiremeyecekleri canları ve sağlıklarından önemli neleri var şu dünyada?



Bu Haber 615 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI