Uçan toy görülünce, helikopter ona yanaşıyor avcılar ateş ediyormuş. Vurulan toy yere düşerken, helikopterde onunla birlikte aşağı iniyor; Arazi müsaitse yere konuyor; Değilse, havada kalıyor, avcılardan biri iple aşağı inerek avı alıyor; Sonra helikopter onu yukarı çekiyormuş.
Genç subay bu avı anlatırken ormanda, hep birlikte öğle yemeğimizi yiyorduk. Av öyküsü bitince, bir sessizlik oldu sofrada.
İsmail Bey durumu kavradı hemen. Arkadaşlar dedi bize. Dünyada en çok yalan söyleyen iki tip insan vardır. Bunlardan biri pilot, öteki avcıdır. İkisinin de yaptığı iş öyle, sıradan insanların yapabileceği iş değildir. O işleri yapmak çok büyük hüner ister. Çünkü bunlardan birincisi uçar ikincisi uçanı vurur. İşte ben bu işlerin ikisini birden yapabilen adamım. Siz yarısını.
Anlattığım avı palavra sanmakta haklısınız.
Ama inanın, anlattığım öykü doğru.
*** *** ***
Şimdi benim anlatacağım öyküyü, üç hafta boyu okuyunca sizin de inanmakta zorlanacağınızı biliyorum.
Ama anlatacağım olaylar tümüyle doğru.
Buyurun:
95 yaşındaki teyzem ölüm döşeğinde ama bilinci yerindeydi. Yalnızken ölmekten korktuğu için daima yanında olmamı istiyordu. Ailede Kur’an okuyabilen sadece ben kalmıştım. Her gidişimde o ezberden, ben Enam’dan Yasin Suresini okuyorduk. Onu huzurlu ve mutlu etmek beni de mutlandırıyordu.
Kur’an tilavetimiz bittiğinde o yorgun düşüyor, kısa bir uyku haline geçiyordu. Her ziyaretimde bu halden uyanınca, iznini alıp akşama doğru tekrar geleceğimi vaat ederek ayrılıyordum yanından.
Teyzemgillerin evi, yıkılıp yeniden yapılan tek katlı Kaledere İlkokulu’nun bahçe duvarına bitişikti. Evdeki, teyzemin yatak odası okulu biraz üstten tümüyle görebilecek konumdaydı.
Birgün, sevgili hastamın uyku halinin geçmesini beklerken dışarıya bakıyordum. Okulun beşikörtüsü çatısına, olağanüstü güzellikte, bembeyaz bir güvercin kondu. Önce tüylerini kabartarak silkindi. Kuyruk teleklerini bir yelpaze gibi açarak, gagasıyla tek tek temizledi. Göğsünü, kanatlarını, alttan üstten temizlemeye başladı. güvercin uzun uzun çalışmaktayken, 5-6 metre üstünden uçmakta olan bir karga onu gördü. Aniden döndü. Yalpalar yaparak çatıya indi. Beyaz güvercinin 6-7 metre kadar yakınına kondu. Güvercin onun inişini görmemişti.
Dikkat ettim. Güvercin ne zaman başını karganın bulunduğu yönün aksine çevirirse, karga beş altı adım atlayarak yaklaşıyordu ona. Sonra o da, temizlik yapıyormuş gibi başını aksi yöne çevirerek güvercinle ilgilenmediği izlenimini veriyordu.
Ben karganın davranışlarından işkillendim. Bundan sonra daha büyük bir ilgi ve dikkatle iki kuşu gözlemlemeye başladım. Güvercin ne zaman başını kanatlarının altına ya da göğüs tüylerinin içine sokuyor… Karga yan yan atlayarak bir metre kadar daha yaklaşıyordu beyaz güvercine. Güvercin başını tüylerin arasından çıkardığında, bu kez karga başını saklıyordu.
Güvercin kargayı gördüğü halde onun hilesini anlayamadı.
Ben sabırsızlanıyor, karganın ne yapmak istediğini bir türlü çözemiyordum. Bir kötülük hazırlığı seziyordum ama, biraz sonra göreceğim manzaraya hiç mi hiç hazır değildim.
Bu sırada hain karga güvercinin yan arka tarafına bir metre kadar yaklaşmıştı. Kanatları uçmağa hazırlanırcasına hafifçe gövdesinden ayrılmış, bacaklarının üstüne çökmüş, atlamağa hazır gibi tetikte ve hareketsizdi.
Güzel, beyaz, saf güvercin ilgisizce ileriye bakıyorken, beklediği an gelmiş olacak ki karga bir şahin gibi kanatlarını açarak fırladı. Kara, çirkin ve kocaman gagasını bir balyoz gibi güvercinin kafasına indirdi. Zavallı güzel kuş o anda ölmüş olmalı ki kıpırtısız kiremitlerin üzerine serildi.
Karga kendisini siper ederek güvercini gövde ve kanatlarının altında sakladı. Bir bacağını üstüne bastı. Sonra hiçbir şey yapmamış gibi ilgisizce etrafı kolaçan etmeye başladı. Uzun süre eylemsiz kaldı. Sonunda, hamarat bir mutfak işçisi gibi gagasıyla güvercini yolmaya başladı. Sırt etlerini meydana çıkardı. Kuşu ters çevirdi. Göğüs tüylerini yoldu çabucak. Başını kaldırarak son kez etrafı kolaçan etti. Rahatsız olacağı bir durum görmemişti ki işine geri döndü. Gagasını bir hançer gibi kullanarak, güvercinin karnını yardı. Barsaklarını, iç organlarını, dışarı uzata uzata çekip löp löp yuttu.
Ben, yaşamım boyunca ilk kez gördüğüm bu manzara karşısında şaşkın, sinirli, kin dolu, gözlerimi iri iri açarak olanları izlemeye başladım.
Kargaların etçil olduklarını belgeleyen- leş kargası- deyimini sık sık kullandığım halde onların etçilliğini bilinçaltıma itmiş, bu konuda bilgisiz kalmamı kendim hazırlamıştım. Birden her şey aydınlık kazandı zihnimde. Demek, kargalar yalnız leş yemez, avlanarak taze et de yerlermiş. Bundan sonra daha büyük bir dikkat ve titizlikle izleyecektim kargaları. Bugüne kadar onları, leş yiyen en yakın akrabaları kuzgundan ayrı tutmuştum. En olmaz şeyleri yediklerini mesel haline getiren deyimleri bildiğim halde…
Çok erkenciler için: karga şeyini yemeden niye kalktın demez miydik ?
Okul çatısındaki eylemden gözümü ayırmadan kargalar için söylenmiş meselleri sıralamaya başladım zihnimde.
Leş kargası…
Karga şeyini yemeden…
Yaptığın işe kargalar güler…
Kargadan başka kuş tanımam…
Filan derken, çatıdaki karga, güvercinin iç organlarını bitirdi. Bu kez iki ayağıyla boynuna ve bacaklarına basarak çeke çeke kopartıp göğüs etlerini yemeğe başladı. Süratle bitirdi oralarını da. Yanlarda ve kanatlarda kalan tüy ve telekleri yolmaya başladı. Oralardaki i etleri de açığa çıkarmaya çalışıyordu ki, göğün en yukarılarında uçan iki karga girdi görüş alanıma. Onlar da tıpkı bu karga gibi durup yalpalayarak, inişe geçtiler. Tam güvercinin yanına kondular. Nasıl olmuştu da o kadar yüksekten görmüş, ya da algılamışlardı? Şaşkınlık içindeydim.
Ziyafetteki karga başını kaldırarak yeni gelenlere baktı. Sanki bir işaret almışlar gibi ötekiler başlarını ileri uzattılar. Boyun tüylerini kabarttılar. Başlarını indirip kaldırarak uzata uzata, gaaaak-gaaaak ötmeye başladılar. Ne söylediklerini ben bilemedim ama avcı karga anladı. Güvercinin üzerinden indi. 5-6 adım geri çekildi. Galiba bu, ötekilere, sofraya buyurun deme hareketi idi. Yeni gelenler iki yandan yanaştılar güvercine. Birer bacağını tuttular gagalarıyla. Çekip ayırdılar bacakları. Her biri ağzında kalan bacağı tümüyle yuttu.
Sonra biri güvercinden geri kalan parçadaki kuyruk teleklerini yoldu. Ayakları leşin üstündeydi. Son bir operasyonla başını kopardı güvercinin. Gagasıyla savurup attı kiremitliğin üzerine. Öbürü, sabırla bekledi bu işlemler yapılırken. İş bitince birbirlerine baktılar. Gene önden ve arkadan tuttular güvercinin kalıntısını, çekip ayırdılar iki parçaya. Seninki az benimki çok demeden tüylü, kanlı, kemikli parçaları bir iki hamlede yuttular. Sonra üçü birden havalandılar okulun çatısından. Beni hayretler, şaşkınlıklar, kin ve hırslar içinde bırakarak.
Teyzem uyanmış, sevimli bir gülümseme ve ilgiyle bana bakıyordu.