27 Ağustos 2010 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
Aşkın yaşı yokmuş diyorlar
yasar.karaduman@gmail.com
(Şairin Oturduğu Ev )... Canik Dergisi geçtiğimiz hafta dördüncü sayısını çıkardı. Dergi aktüel haberler ve ulusal değerde yazarların makale ve araştırmaları ile aranılan, bir dergi oldu. Okuyucular, gerek yazarak ve gerekse büroya kadar gelerek ögvü, istek, öneri ve eleştirilerini bize iletmektedirler. Böylece yeni bilgilere de ulaşmaktayız. Geçen sayımızdaki “SON KONAKLAR” adlı araştırmamızda, bir zamanlar Ünye’de kaymakamlık yapmış olan Şair Öner Bedrettin Uşaklı’ının Kadılar Yokuşu’ndaki Hilmi Kadı’nın konağında kalmış olabileceğini yazmıştık. Bu araştırmamıza dün bir düzeltme geldi. Hadiye Çoker Hanım (rahmetli) bir sohbet sırasında çocuklarına Şair Ömer Bedrettin’in karşılarındaki evde oturduklarını anlatmış: “Hatta bir kızı vardı adı Ümran’dı, benim de bir kızım olursa adını Ümran koyacağım” demiş ve yıllar sonra olan kızının adını Ümran koymuştu. Ümran Hanım bir şekilde “Son Konaklar” adlı çalışmamdaki, Ömer Bedrettin’in Hilmi Kadı’nın evinde kalmış olabileceği bölümü dikkatini çekmiş ve hemen annesinin kendisine anlattığı bu hikaye aklına gelmiş. Hikayeyi kardeşi Münif Abiye anlatmış.. Münif Abi büroya gelerek bu bilgiyi bizimle paylaştı. Böylece bilmediğimiz bir şey daha ortaya çıkmış oldu. Bahsi geçen ev Askerlik Şubesinin arkasındaki Kaşbaşı Camisi’nin yanında idi, şimdi yerinde Lamia Apt. vardır. Ümran Hanım’a teşekkürler. (Aşkın yaşı yokmuş, diyorlar)... Geçende, gençlik yıllarındaki kız arkadaşları ve gençlik aşklarını yazdığım bir yazıda, uzun yıllar sonra bugün saçları ağarmış biri olarak “artık aşık olma yaşımız geçti” diye yazmıştım. Benim yaşlarımda bir okuyucum bu sözüm üzerine bana bir film getirmiş seyretmem için filmin adı:“Aşkın yaşı yoktur” . Film, içinde biraz felsefe olan bir tür dü. Çok dolambaçlı yollardan insanın her dönemde aşık olabileceğini anlatmaya çalışırken rejisör biraz zorlanmıştı.. Türk insanına, aşklarına, sevgisine, mentalitesine uymayan bir Amerikan yapımıydı.. Aslında İnsan gerçekten her yaşta aşık olabilir ve sevebilirdi. Biz hep aşkları onsekizli yaşlarda en geç otuzlu yıllarda yaşanır, kırklarda ellilerde artık aşk meşk kalmaz sanırdık. Okuyucum bunun böyle olmadığını , daha ileri yaşlarda bile insanın aşık olup sevebileceğini anlatmak için bana bu filmi getirmişti.. Sevgi, sevmek, aşık olmak, insan olmanın özelliklerinden biridir. Eğer içinizde sevgi bitmemişse aşık ta olabilir, ölene kadar sevebilirsiniz de. Tabi o sevgiyi hak edecek birini bulabilirseniz.. Olsa bile bize rastlamazlar.. (Hangi Fasulye)... Serap Hanım, Serap Ersöz, dergimizin “Yöresel Yemekler” köşesi yazarıdır. Serap Hanım’ın aynı zamanda Ortaçarşı’da bir de küçük fakat çok sıcak çok çok şirin “Yöresel Yemekler” dükkanı vardır. Geçende dergide tarif edilen bir yemeği yaparken tencereyi yakan bir okuyucumuz bu sefer yapılan yemek tariflerini çok beğendiğini yazarak şöyle demiş: “Bu sefer yemekler tam, menü yeterli, çeşit bol tencereyi tavayı yakmadan yemekleri pişirdik. Serap Hanım’a teşekkür ediyor gelecek sayıda yeni tarifler bekliyoruz, biraz da tatlı ve turşu tarifi yaparsa seviniriz. Özellikle Serap Hanım bize lokumu ve kıvırmayı tarif edebilir mi?” Bir başka bayan okuyucu ise söyle yazmış: Sayın Karaduman, derginizin yeni sayısını çok beğendim. Her konuda doyurucu içeriği ile çok güzel olmuş, başta siz olmak üzere ekibinizi kutluyorum.. Bu sayınızda en çok beğendiğim “Bu türkü annemin türküsüdür” adlı yazınız ile, kızınız olduğunu tahmin ettiğim Hasret Bengü Karaduman’ın “Baba benden selam söyle Ünye’ye” adlı yazıları oldu, okurken çok duygulandım. Bu ara Yöresel yemekler yazarınız Serap Hanım’a da birkaç şey söylemek istiyorum. Serap Hanım’ın bu sayıda verdiği dört yemek tarifinden ancak ikisini yapabildik. Biz emekli aileyiz amonyaklı pastayı bütçemize ağır gelir diye yapamadık Melevceni ise zaten bulamıyoruz, herhalde zamanı da geçti. Türlüyü yaparken de tarif edildiği gibi 500 gram değil de bütçemize uysun diye 250 gram et koyduk, biraz yavan oldu ama olsun. Serap hanımın babasının kasap dükkanı var galiba? Fasulye diplemesine gelince, “Dible” de nereden çıktı, bu bizim bildiğimiz “fasulye piriçlüsü” değil mi? Ancak tarifte hangi fasulyeden yapılacağı yazılmamış. Sırık fasulyesi mi, Ayşekadın fasulyesi mi, Şeker Ayşe mi, Boncuk Ayşe mi? Rahmetli babaannem Binnaz Hanım Ayşekadından yapardı. Serap Hanım’a tarifler için teşekkürler.. Yukarıda tencereyi yaktığını söyleyen hanım kesin Aşkı Memnu dizisini seyrederken tencereyi ateşte unutmuştur .. Yemek tarifinden tencere yanar mı ayol?” Bu günde bize ayrılan yerin sonuna geldik, Çarşamba günü bir başka konuda buluşmak üzere, Ünye içinde ve Ünye dışındaki tüm Ünyelilere sevgiler

Bu Haber 424 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI