2 Eylül 2010 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
Ünye'ye hediyem olsun
yasar.karaduman@gmail.com
Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih bölümü yardımcı doçenti hemşehrimiz Rıza Karagöz geçende, doçentlik tezi çalışmasını “Haznedarzade Süleyman Paşa” adı altında bir kitap olarak yayınladı. Kitapta ta benim bir müddet önce yaptığım “Süleyman Paşa Konağı” adlı araştırmamı da kaynak olarak gösteren Rıza Karagöz Hoca beni ziyaret etti. Hem kitabından bir tane imzalayarak verdi hem de teşekkür etti. Ben de araştırmalarımızın bir işe yaradığını ve bir doçentin tezine kaynaklık ettiğini görmekten mutlu oldum. Daha bunun gibi onlarca örnek vardır, yaptığımız araştırmalar bir sürü üniversite ve yüksek lisan öğrencisinin, araştırmacıların, doçent ve profesörlerin tezlerine kaynak olmuştur. Geçende Ankara Bilkent Üniversitesi Sinema-Televizyon Yüksek Lisans Öğrencisi Fatsalı bir kızımız büroya kadar gelerek, bitirme tezi için benim Ermeni tehcirinde Ünye’de bırakılan Ermeni kız çocuklarını anlatan“ “Bu benim Annemin Türküsüdür” adlı hikayemi filme almak için izin istedi. Yine geçende Japon Büyükelçiliği arayarak Japon Televizyonunun “Sayanora Mayumi-Hoşçakal Mayumi” adlı Japonya’da batan Ertuğrul Fırkateyni’ni konu alan hikayemin, yapılacak belgeselin Ünye’de çekilecek kısmı için izin istemişlerdir. Çünkü burada şehit olan sekiz Ünyeli vardır. Beş yıl süren bir çalışma sonunda bunların beş tanesinin torunlarını bularak yazdım, geçen yıl İstanbul’da yapılan Ertuğrul Fırkateyni konferansına Ünyeli şehitleri temsilen davet edildim ve bir duygusal konuşma yaptım o günün anısına bana bir de ödül verdiler. Bazı İstanbul gazeteleri ertesi gün haberi “Ünyeli yazar salonu ağlattı” diye yazdılar Bütün bu gururu Ünye’ye hediye ediyorum. (Kuyu Konusu Kapanmadı) Ticaret Odası Başkanı geçende gazetemizde çıkan bir beyanatında kuyu konusunun kapandığını söylemiş. Kendi açısından öyledir. Ama benim ve mahallelimin açışından konu, taş yerine gelene kadar kapanmayacaktır. İlk açıklamasında Hasan Şimşek taşı emanet aldıklarını daha sonra iade edeceklerini söylemişti, kimse inanmamıştı. Öyle bir niyeti de zaten yoktu, niyeti taşı bir şekilde punduna getirip iç etmekti.. Öyle de oldu, araya hatırlı kişiler koyarak kuyu sahibinin elinden “Ticaret Odasına bağışladım” diye bir kağıt aldı ve “konu kapandı” dedi. At Martini Debreli Hasan dağlar inlesin. Konu daha yeni açılmıştır Buna daha sonra uzunca yazacağım, bugün yerimiz kısıtlı. Ama hemen söyleyeyim Ticaret Odası Başkanı Ünye’nin vicdanında inandırıcı olmamıştır. Eğer taşı ertesi gün yerine koyup, bağıştan sonra tekrar alsaydı daha dürüstçe davranmış olurdu. Bu taş işi, kuyu temizlenip yerine konuluncaya ve Başkan Türbe Mahallesinden özür dileyene kadar benim özel davamdır. Bana kimse mevki ve makamına güvenip hava atmasın, oralar kimsenin babasını malı değildir. Konu sürecek.. (Caminin Önündeki Banklar) Ben olsam o bankı getirenin kafasına atardım. Çaycı iyi adammış, sabırlı davrandı. Birileri gazetemize Orta Caminin altındaki çaycının önüne bank konulsun diye beyanat vermiş. Belediye de koşturup getirmiş bankı çaycının dükkanının önüne koymuş. Adam feryat ediyor “Burası benim dükkanımın önü ” diye. Sonra burası Müftülüğün sorumluluğunda bir yer. Belediyeye ne oluyor? Belediyedeki bu işgüzar kim? Mademki bir yerlere bank koymak istiyorsunuz ben altı aydır yazıyorum, parkta vatandaşın oturması için bank yok, insanlar bardağına bir lira verip çay içmemek için taşlara oturuyorlar “neden buraya bank koymuyorsunuz?” diye. Tınmıyorlar. Birilerinin keyfi için adamın dükkanının önüne koştura koştura bank koyuyorlar. O bank koyulmasını isteyen kişi de, neden parkta bank yok diye merak etmiyor ve orası için demeç vermiyor da gariban çaycının önüne, keyfi için bank koydurmaya çalışıyor? Ben onun yiğitliğini o zaman göreyim bir demeç te parkta versin bakalım, (Mehmet Ağanın Evi) Yıl 1960.. At sırtında beş saat yolculuktan sonra karanlıkta, kartal yuvası gibi bir konağa ulaşıyoruz. Önce Ünye’den Tekkiraz’a oradan Mehmet Ağanın gönderdiği bizi bekleyen atlara binerek Dereköy’e gelmiştim. Mehmet Ağa’nın oğlu sınıf arkadaşımdı beni davet etmişti. İçeri girince çok şaşırmıştım. Konak harukulade döşenmişti.. Mehmet Ağa’nın tüm Dünya ve Türk klasiklerinden oluşan geniş bir kütüphanesi gramofonu taş plakları, bataryalı bir radyosu vardı ev antika eşyalarla döşenmişti. O yıllarda dağın başı sayılacak bir yerde böyle bir konağa çok şaşırmıştım. Aynı eve tam elli yıl sonra üç ay önce gittim. Evde yaşayan yoktu. Mehmet Ağa ve çocukları ölmüştü, kütüphane ve eşyalar dağılmıştı. Üzgün geri döndüm. İşte o konağı Belediye satın almış yerinden söküp Dolguparka getirecekmiş. Doğru mu? Yorumu size bırakıyorum.. (İftarda Çadırdaydık) Dün akşam Canik Dergisi ekibi belediye’nin iftar çadırındaydık. Bu iftar çadırları benim çok ta onayladığım bir konu değildir. Uzunca yazmayı ileri bir tarihe bırakıp, Yazı İşleri Müdürümüz Hacer Hanım Kızım’ın affına sığınıp hemen iki kelime daha edip keseceğim, bana ayrılan yeri çok aştık. Kendilerine restoranlarda, vatandaşa da sıcak plastik çadırda iftarı reva görenlerin samimiyetine inanmıyorum.. Biz de iftarımızı burada açtık.. Etli nohut, çorba, pilav ve yoğurt vardı.. Bin kişilik bir yemek hazırlanmış, yedi yüz kişi gelerek almış, üçyüz kişi çadırda yemiştir. Dün akşamki hayır sahibi Başpehlivan Recep Kara İmiş.. Recep Kara’ya teşekkürler.

Bu Haber 238 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI