3 Eylül 2010 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
Ünye'nin orta yeri Ortaçarşı
yasar.karaduman@gmail.com
(Bugün yine Ortaçarşı’dayız) Bugün yine Ortaçarşı yazacağız.. Ortaçarşı yeniden düzenlenme esnasında beni bir haftalığına belediye başkanı yapsalardı Ünye’ye muhteşem bir Ortaçarşı yapar, civardaki şehir ve kasabalardan insanlar akın akın burayı görmeye gelirdi.. Burada alışverişi canlandırır ve alış veriş için Ünye dışına gidenleri çarşıya çekmek için çareler arardım. Ama ne yazık ki ben belediye başkanı değildim, ticaret odası başkanı da değildim. Belediye başkanı yollara kilit taşı döşemekten ticaret odası başkanı da mahallelerden milletin kuyu taşlarını götürmekten bu işlere bakamayınca ne Ortaçarşı’mız Ortaçarşı gibi oldu ne de Ünye’den başka yerlere alışverişe gidenleri önleyebildik. Ortaçarşı’ya müdahale etmek için vakit geç değil.. Bir iki makyajla burası aynı Saraybosna ve Balkanlardaki çarşılar haline getirilebilir.. Burada her iş koluna ruhsat verilmemelidir.. Örneğin bu çarşıda üç gözlükçü fazladır.. Burada daha çok ayakkakı ve giyim ağırlıklı işyerleri olmalıdır.. Çarşıda alışveriş yapan insanların dinlenmeleri için oturma yerleri ve otantik bir sokak kafesi olmalıdır. Hatta Dönerçeşme Meydanı’nın daha küçük modeli o kılıksız ayakkabıcı figürü kaldırılıp yerine yapılabilir. (Neden Gidiyorlar?) Ortaçarşı’daki esnaf, çarşının eski ve otantik yapısından mıdır bilinmez şehrin diğer yerlerindeki esnaflardan daha bilgili daha kültürlü, daha sevecen ve daha kibardır. Ünye esnafı, dükkan sahipleri ve tezgahtarları genelde bilgisiz, deneyimsiz ve müşteri ile ilişkileri zayıf ve kabadır. Bunları esnaf odaları ve ticaret odası seminerler vererek, nasıl müşteri ile ilişki kurulur gibi, satış teknikleri hakkında bilgilendirici seminerler vermelidir. Yılbaşından bu yana Ünye’ye çok sık gelip gitmekte ve bazen uzun kalmaktayım bu zaman zarfındaki gözlemlerinden biri de budur. Ünye esnafı ve elemanları bilinçsiz, kaba ve Ünye pahalı bir şehirdir.. İçlerinde işlerini iyi yapanlar da vardır ama azdır. Üzülerek söylüyorum ben de Cumartesi ve Pazarları bazen alışveriş, bazen dolaşmak bazen adam gibi bir balık yemek ve için ya Samsun’a ya Ordu’ya veya Fatsa’ya gidiyorum. Fatsa bile mentalite, ve kültür, açısından Ünye’den çok öndedir. Maalesef bu yerel yönetim bizi komşu kasabaların gerisinde bırakmıştır. (Konuyu biraz dağattık, toparlarsak) Ortaçarşı’yı daha otantik, daha sıcak ve daha yaşanacak bir hale getirmek için geç değildir. Eğer önlem alınmazsa ve burada dokuya uymayan işlere hele birkaç tanesine aynı sokakta izin verilirse çarşı zamanla ölür. Bir Ortaçarşı Kültür ve Sanat Derneği kesinlikle kurulmalıdır. Çarşıda gözlemlediğim kadarı ile genç ve kültürlü ve hatta üniversite mezunu bay bayan işyeri sahipleri vardır. Böylelikle Dernek çatısı altında resmi yoldan çarşılarına ve davalarına sahip çıkabilme imkanı bulurlar. Hatta derneğin başkanı bayan işyeri sahibini bile buldum (Son yıllar-Son Ünye) Ben de Çarşı’nın bir köşesinde antika eşyalar, eski gramofonlar, eski taş plaklar, eski radyolar eski kitaplar satan, dostlarımla sohbet edebileceğim, anılarımı yazabileceğim bir yer yapmak, çok sevdiğim bu şehrin en çok sevdiğim bu köşesinde son Ünye’yi yaşayarak son yıllarımı geçirmek en büyük hayalimdir. Aslında bugün sizlere Sarayevo ve Kosova’daki çarşılardan bahsedecektim, konuyu dağattık.. Almanya’dan İsviçre’den gelirken yolu biraz uzatır buralara uğrardım. Bunlardan Kosova Prizren’deki bugünkü otantik çarşı tamamen bizim Ortaçarşı’nın elli yıl önceki haline benzemektedir. İnsanların çoğu ya Türk’tür veya Türkçe bilirler. Bir seferinde Bosna-Hersek’in başşehri Sarayevo (Saraybosna) çarşısında dolaşırken kızım Bengü susamıştı bir dükkanın önünden geçerlen “Baba çok susadım buralarda su yok mudur?” deyince dükkanın önünde oturan beyaz palabıyıklı yaşlı adam Bengü’ye dönerek “Gel bakayım çocigim ben sana su vereyim bre, sen nerden geldin bey yavv?” deyince şaşırmıştık. (Ortaçarsı benim için Özeldir.) Ortaçarşı benim için özeldir. Süheyla burada otururdu. Teneke kutular içinde güller açan pencerede annesi Naciye hanım bütün gün sokağı seyreder arada bir, oynayan çocuklara kızar sonra “Kız Süheyla şu çocukları kovala şurdan” derdi. Süheyla çocukları kovalamak için yan yatmış ahşap kapıyı açar sokağa inerdi. Köşede beklerdim, hemen gelir, kocaman siyah gözlerini açarak “Sen beni öldüreceksin şimdi annem görecek, okulun bahçesine git geliyorum derdi. Sonra gelir, elimi tutar “bana kırılmadın değil mi” derdi. Ellerinin sıcaklığını halen unutmadım. Hey gidi günler hey. Bir masal gibi geçti yıllar, “Bir masalmış geçen yıllar” Çarşamba’ya yine Ortaçarşı’dayız, sizi de bekleriz.

Bu Haber 224 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI