Gidenlerin Hikayesi
Bu, Ünye’den mübadele ile Yunanistan’a giden Rumların acılarını ve özlemlerini anlatan bir hikaye idi. Üç yıl önce tam bitmeden Lozan Mübadilleri Derneği öykü yarışmasına göndermiştim. Hikaye bitmemişti, hikayeyi bitirmek için, hikayenin ana hatlarını bilen bir yazar arkadaştan yardım istemiştim, arkadaş istediğim bilgiyi vermediği için gerçek versiyonu yazamamış, kurgulamıştım. Kurgu, aslı gibi olmadığından hikaye, istenilen kriterleri yerine getirememiş bir derece alamamış ama en azından bir yarışmada Ünye adını yazdırmış olmuştum.
Hikayenin kahramanının oğlunun çocukluk arkadaşım ve annesinin sağ olduğunu öğrendim, beni annesi ile görüştürmeye söz verdi. Üç yıl önce yarışmaya yarım gönderdiğim hikayenin kahramanın eşinin bugün halen hayatta olması beni çok sevindirdi.
Üç yıl, hep bunu tekrar nasıl yazarım diye düşünürken birden bu sürpriz gelişme ortaya çıktı.
Maria ailesi ile birlikte 1924 yılında Ünye’den Yunanistan’a gitti..
Yirmi yıl sonra bir Türk askeri gemisi Yunanistan’ın Selanik limanına demirledi.
Maria bir Türk gemisinin limana geldiğini duydu belki içinde bir Ünyeli vardır diye bir kağıda Ünye yazıp limana koştu elindeki kağıdı havaya kaldırdı. Gemide gerçekten de bir Ünyeli vardı. Kalabalığın arasından havaya kaldırılmış “Ünye yazısını gördü..
Devamı çok yakında..
Suluhan
Ve
Ortaçarşı Belgeseli
Geçende haftalarda üç dört seri Ortaçarşı yazdım. O kadar çok görsel ve yazılacak materyal çıktı ki, bütün bunları köşede yazmakla olmayacak en iyisi ben bir “Ortaçarşı Belgeseli” yapayım dedim. Ortaçarşı’yı Yunanlıların bırakıp gittiği 1924 yılından bu yana geçirdiği evrelerle birlikte yazarak bu güne kadar getirip Ünye’ye bir katkım olsun istedim.
Yunalıların terk edip gittiği 1924 yılından itibaren bilgi ve belge toplarken çok çarpıcı bilgiler ortaya çıktı.
Bugünkü kırmızı binanın olduğu yerde bir Suluhan vardı, Suluhan Rumlardan sonra fındık fabrikası olarak kullanılırken 1957 yılında bir gece makine dairesinde çıkan bir yangında yandı.
Suluhan
Suluhan adını altında bulunan bir sarnıçtan almıştır.. Bazıları ise içinde orta yerde bir havuz ve fıskiye olduğunu iddia ederler. Suluhan yandığı yıl dokuz yaşındaydım
Aslında Suluhan’ı ayrı bir belsele olarak yazmak lazımdı.
Bu kültüre bu hikayelere bu şehrin sivil toplum kuruluşları ve belediyesi sahip çıkması lazımdır. Ben kimseden bir şey beklemeden bulup yazıyorum, anıların tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolmasına gönlüm razı olmuyor. Kitap olarak toplamak yayınlamakta onların görevleri. Benim elimden bu kadarı geliyor, çok sevdiğim harükulade kasabamda her taraf çekirdek kabuğu ve güvercin pisliği olmasına rağmen hem tatil yapıyor, hem yazıyor hem geçmişte kaçırdığım Ünye’yi yaşamaya çalışıyor, hem de sokak aralarında anılarımı ve kaybettiğim çocukluğumu arıyorum.
Fotoğraf çekimleri için ise Orta Caminin bitmesini bekliyoruz. Belgeselin hikayesini ben yazacağım senaryosunu ve film çekimlerini kızım Hasret Bengü Karaduman yapacak bu da bizim Ünye’ye hediyemiz olacak.
Süheyla’dan Mesaj Var
Süheyla ise geçende attığı bir mesajında: “onüç yaşından beri yazıyorsun seni hayranlıkla izliyor ve saygı duyuyorum harikulade şeyler yapıyorsun, keşke senin yanında olabilseydim, annem şimdi mezarında hiç rahat değildir. Mezarına gidip dua ettiğini yazmışsın “sen beni gerçekten öldüreceksin” diye yazmıştı.
Süheyla daha neler yazmıştı neler. Okumaya can dayanmazdı
Ortaçarşı Belgeseli benim geçmişime ve Süheyla’ya borcumdu. Satır aralarında gizli bilgiler bulunan o anılar mezara gitmesin istedim. Yarın Ünye’yi yeniden yazacak araştırmacılar bu satır aralarında saklanmış bu bilgilerden çok yararlanacaklardır.
Cami onarımı biter bitmez kızım gelerek film çekimlerine başlayacak.
“Sen üzülme baba” dedi geçen akşam aradı “Ne istersen onu yaparız, seni Süheyla Hanımla o çocukluk günlerine döndüremem ama belgeseli çekeriz. Dergi ve benim sayfam çok güzel olmuştu sayfanın grafiği senin tarzını ve ince zevkini yansıtmıştı, çok beğendim, “benim babam yapar” dedim.
Seni çok özledim, çok çok öpüyorum, benden selam söyle Ünye’ye”
*** *** ***
Bir önceki makale
Annemin Dili
Mizah tarafım, yeni dille, espri yönüm biraz anneme benzemiş.. Baba tarafımda da esprili konuşan bir büyük büyük annemiz varmış. Annemin de yazarlığı yoktur ama konuşurluğu vardır..
Yazarlık ailede amcaoğlu kızında var.
Esra, kalemine benim kadar hatta daha fazla hakim, şairliği de var Esra’nın ama ben daha okumadım.
Annemin konuştuklarını yakalayıp bir kaleme alsam mizah dalında dünya ödülü alırım.. Annemin konuşmaları, benzetmeleri, kullandığı kelimeler yöre halk dili ve mizahı edebiyatının şahaseridir. Ünye yerel dilini çok iyi kullanır.. Çocukken
ben de öyle konuşur, İstanbul’a gidince akrabalarım benimle alay ederlerdi. Oysa bu şivenin ne büyük zenginlik olduğunu bu yaşımda öğrendim.
Yerel şiveler dile bir ahek ve renk katarlar. Türk dili farklı bölgelerde farklı baskı vurgu ve ses nüansları ile konuşulur, kelimeler bazı bölgelerde uzatılır, kısaltılır yuvarlanır. Bizde İstanbul lehçesi dışındaki lehçelerle konuşulması mizahtır ve aynı zamanda eğlence ve dikkat çekici unsur olarak ta kullanılır.
Üstelik yerel şive sadece Türkiye’de değil dünyada da modadır..
Yaşamı alaya almak
Annemin bir olayı anlatırken vurguları baskıları benzetmeleri ve yerel dili mükemmel kullanışı aynı zamanda yaşamla başedebildiğini anlatır ve doksan yaşına sağlıklı ulaşarak yaşamı tii ye almayı gösterir. Günlük olayları anlatırken yaşamı alaya alır. Annem ve özellikle yaşlı insanlar kullandıkları Ünye ağzı ile kendilerini daha rahat ifade ettiklerini söylemektedirler. Bu ağızda yüzde seksen espri yüklüdür ve bazen de karşısındakine mesaj vermekte kullanılır. Bazen buna Karşısındakini alaya alma çok bilmişlik gibi gizli anlamlar yüklenir. Bu dili bilmeyenler ve yöreyi tanımayanlar konuşanları kavga ediyor sanır. Oysa mesaj karşıdaki tarafından çok net alınır.
Annemim bir de bastonu vardır, birgün bu bastonun hikayesini de yazarız. Her işi bu bastonla görür annem. Ama annemin bu vefalı ve zavallı bastonla hiç arası yoktur, ona söylemediğini bırakmaz.
Annem birgün nerden aklına geldiyse sordu bana “Sen Alaman vatandaşı oldun mu?” diye sordu, kim ona ne anlatmışsa Alman vatandaşlığını diline dolamıştı.
-Yok dedim ben İsviçre vatandaşıyım..
-Tuu senin boyun devrilsin ne fışkı garuşdudun oralarda yıllardır, daha bir Alaman vatandaşı olamamışın bi de nasibetsiz nasibetsiz gonişin..
-Yav anne İsviçre Vatandaşlığı daha iyi ya.
-Niye sölemin demindenberi, gabız omuş gibi yavan yavan gonişin, çocuklar ne vatandaşı
-Çocuklar internasyonal
-Şu senin İstanbul’dan getüdün gaybana gitti mi?
-Gaybana ne
-Şu Rus garısı
-Gitti elini öpmeye Kurbanda gelecekmiş.
-Abuzamzak abuzamzak gonuşma andır galsın unun el öpmesi
Ünye Şivesi
Annemi bu Ünye’ye özgü şive ile konuşturmak hoşuma gider devamlı sorarım.
Fiileri İstanbul Türkçesinden farklı çeker“geliiim, gidiim, gelii” gibi fakat ne hikmetse yazı diline gelince İstanbul şivesine döner.
Zaten Ünye şivenin konuşulduğu gibi yazılması çok zordur, alfabe buna uygun değildir. Zaman zaman yazmak zorunda kaldığımız bu şiveyi, bilmeyen okumakta ve okuduğunu anlamakta zorlanır. Şöyleki: “Siıddüre, siiddüre gan ter içinde galdım gı. (Koşa koşa kan ter içinde kaldım kız.) derken çokları bunun ne demek olduğunu anlamaz.
Ben de zaman zaman konuşmalarıma mizah yüklemek için Ünye diliyle konuştuğum olur. Annem’i konuştuğu zaman dikkatle izlerim.. Anlatmak istediği konuyu yerel şivenin gücü ile o kadar güzel formüle eder ki onun bunun nasıl becerebildiğini bir türlü çözemem.. Zaman zaman hiç duymadığım kelimler kulanı tekrar ettirim o zaman anlar:
-Açta sen şeyinle alay et,şindi bastonu yersin kafan” der. Bulduğum yeni kelimeleri not eder Bilgin’e veririm.
Zaten bütün bu yorumları da gardaşım dilbilimci Bilgin Hasdemir’in hoşgörüsüne sığınarak yazıyorum.
“Ulan sıçalak benim işime de mi el attın? Ne fışgılar garuşdurin gendü başıyan? dediğini duyar gibi oluyorum
Ünye dilini yazıda kullanan ve bu dille yazılı eser veren pek fazla kişi ve eser yoktur .
Bu işin Ünye’de öncüsü Cihan Öksüzdür.
Peşinden Bilgin Hasdemir ve Ufuk Mistepe gelir.
Cihan Öksüz çok uzun yıllar önce bu dilde bir Tiyatro oyunu yazmış ve bu oyun çocukluk arkaşımız Ferhan Şensoy Tarafından İstanbul’da Orta Oyuncular Tiyatrosunda “Aşkımızın Gemisi Fındık Kabuğu “adı altında oynanmıştır.
Gale gecesine beni de davet etmişti.. Ben çok başarlı bulmamıştım, oyuncular Ünye dilinde zorlanıyorlar tam yapamıyorlardı.
Bununla ilgili bir araştırmayı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.
Annemin diline devan edeceğiz.
http://www.unyeses.net/unyegazete.htm
http://www.unyeses.net/haber21.html