Geçen hafta yazdığım “Şimdi benim ‘fişim’ gerçekten silinecek mi?” başlıklı yazım üzerine o kadar çok insan aradı, mesaj gönderdi, yolda önüme çıktı ki..
Ben şahsen, bu “fişlenme” yüzünden bir çok insanın canının yandığını tahmin ediyordum. Ancak, “Bir dokun bin ah işit” misali böyle çok sayıda insanın “fişlenme” mağduru olduğunu düşünmemiştim.
Ankara’dan mesaj gönderen Ayfer Yılmaz adlı bir okuyucu, Türkiye’de “fişlenme” konusunda yapılan bir çalışmadan bahsetmiş.
Diyor ki Sn. Yılmaz; “Bu konuda yapılan bir çalışmaya göre; Türkiye’de, Cumhuriyet’in başından bugüne 22 milyon kişi “fişlenmiş”. Şu anda bu ülkenin mezarlarında 10 milyonun üzerinde “fişli” yatıyormuş. Yani “fişli” ölmüş, mezara “fişli” konulmuşlar.”
Vay be.. Desene bizim ülkemizin altı da, üstü de “fişlilerle” dopdolu.
****************** ******************
Geçen gün Cumhurbaşkanı Sn. Abdullah Gül açıkladı. 12 Eylül’de gözaltına alınmış, sorgulanmış, birkaç ay içerde kalmış. Yani “fişlenmiş”..
Başbakan Sn. Tayip Erdoğan da öyle.. Hani şiir okudu da hapse atıldı ya.. O da “fişli” tabi ki..
Yine eski Adalet Bakanı şimdiki Devlet bakanı Sn. Cemil Çiçek de açıklamıştı geçenlerde. “Fişli” diye onu da hakim olarak atamamışlar..
Tepemizdeki yönetenler” fişli”..
Altta yönetilenler “fişli”..
Allahaşkına bu ülkede fişli olmayanlar kim, merak ediyorum..
Niye merak ediyorum biliyor musunuz? Fişli olmadıklarına göre, bütün herkesi fişleyenler onlardır da ondan. Tanımak istiyorum onları..
********************* ******************** ********************
“Şimdi benim ‘fişim’ gerçekten silinecek mi?” başlıklı yazıma İsviçre’den mesaj yazan Murat Atasoy bakın ne yazmış; “Ben de fişliyim. Benim ailem, akrabalarım hepten fişli. Sebep ne biliyor musunuz; bizim sülaleden siyasi olaylara karışıp vurulan birinin olması. Dolayısıyla koskoca sülale bu kişi yüzünden baştan sona suçlu ilan edilmişiz. Bu sebeple bir sürü haktan mahrum bırakıldık. Gözümüzün içine baka baka haklarımız yendi. Vurulup öldürülen ağabeyimin suçluluğu veya suçsuzluğu tartışılabilir. Suçlu bile olsa suç şahsidir, aynı şekilde ceza da şahsidir. Nasıl olur da böyle herkese suçlu muamelesi yapılır ve cezalandırılır?”
******************** ****************** *******************
Bunu da Ünye’den bir okur bana telefonla anlattı, bakın neler söyledi: “Beni 1978 yılında bir akşam evden aldılar, karakola götürdüler. Karakolda, ‘Anlat” diyorlar, başka bir şey demiyorlardı. Ben “Ne anlatayım?” dediğimde ise küfür-azar, tekme-tokat gırla gidiyordu. Sonunda suçsuz buldular, bir hafta sonra beni saldılar. Ama “fişlendim” tabi ki.. Bu “fiş” işi daha sonra başıma ve çocuklarımın başına ne işler açtı bir bilsen.. Yıllar sonra bir fırsatını buldum, beni o zaman niye içeri aldıklarını sordum. Yalan bir ihbar üzerine almışlar. İhbar eden kişileri öğrendim. Bunlar benim bahçemdeki ineği çalarken yakaladığım, ellerini ayaklarını bağlayıp iyice dövdüğüm hırsızlardı. Bu adamların ihbarına inanıldı, beni ‘aşırı militan’ yerine koydular, içeri aldılar, “fişlediler”.
********************** ******************** ******************
Bu örnekler gelen telefon ve mesajlardan bazıları.. Daha neler neler yazılmış gönderilmiş bir bilseniz.
Anlaşılan bizim devlet suçu önlemek, tedbirler almak yerine, varına yoğuna insanları suçlu ilan edip, fişlemekle uğraşmış.
Devlet bunu niye yapmış? Neden böyle ipsiz sapsız nedenlerle insanlarını, vatandaşlarını suçlamış, “fişlemiş”? “Fişlemiş”te eline ne geçmiş, ne kazanmış? Bütün bunlar havada kalan cevapsız sorular.. Yani baştan sona muamma..
Artık yeter, herkes aklını başına alsın. Ancak aklını başına alma görevi sadece insanlara mahsus görev değildir. Kurumlar da aklını başına almalıdır, devlette..
Şu “fiş, fişleme” rezaleti bir an önce kökten temizlenmelidir. Ayrıca bundan böyle olmadık ihbarlarla, olmadık iddia ve suçlamalarla karakola düşen herkes suçlu-suçsuz ayırt edilmeden fişlenip durulmamalıdır.