Hâkimlerle ilk karşılaşmam 1970’li yıllarda olmuştu. O sırada gençlik olayları nedeniyle zaman zaman hâkim karşısına çıkardık.
O günkü hâkimlerden aklımda şu kaldı. Mahkemeye çıktığımızda hâkimler yüzümüze bakmadan bize bir şeyler sorar. Biz daha doğru dürüst cevap vermeden mahkeme kâtibine yarı duyduğumuz yarı duymadığımız sesle hızla bir şeyler yazdırır. Ya tutuklar hapse gönderir, ya da serbest bırakırdı.
Biz hiçbir şey anlamazdık.. Tutuklanmışsak niye tutuklanmışız, serbest kalmışsak niye serbest kalmışız bilmezdik.
1985 yılıydı.. Bir boşanma davasında şahit gösterilmiştim. Bu nedenle mahkemeye ifadeye çağrıldım. O zaman Adliye olarak şu anki TEDAŞ binasının bir kısmı kullanılıyordu. Gittim, kâtibe geldiğimi söyledim. Katip, “Dışarıda bekle çağıracağız” dedi.
Bir süre sonra çağırdılar, içeri girdim. Ben orayı kâtip odası biliyordum. Ancak, ayakta kâtip masalarından birine arkasını dönerek yaslanmış genç, üzerinde yazlık montgomer bulunan, kravatsız birisi bana sorular sormaya başladı.
Ben, Allah biliyor ya soru soranın hâkim olduğunu falan bilmeden cevap veriyordum.
Ayaktaydım, ayakta konuşan insan ellerini ne yapar? Konuşmasına takviye yapar beden dili olarak kullanır. Ben de öyle yapmışım.
Bunu gören karşımdaki kişi sert bir sesle, “İndir elini aşağı” dedi. Bu sert emir üzerine anladım ki bu kişi hâkim..
Bir baktım indir dediği sağ kolum karnımın hizasında yere paralel vaziyette. Tam o sırada aklıma nerden geldiyse; “Benim kolum çolak, bundan aşağı inmiyor” dedim.
Hakim Bey inanmış olmalı ki, kolumu indirtmekten vazgeçti.
Asıl önemlisi ondan sonrası. Ben bir sefer ‘kolum çolak’ dedim ya. Artık kolumu öyle karın hizamda tutmam gerekli. Yoksa çolak olmadığım anlaşılacak.
Nasıl zorlandım, unutur da kolumu indiririm diye nasıl korktum. Aklımı koluma taktım, öylece sıktım durdum. Aklım kolumda olduğu için sorulan sorulara da doğru dürüst cevap veremedim tabi ki..
Mahkemeden çıktıktan sonra, aman hâkim bey görmesin diye binanın dışına çıkıncaya kadar kolumu indirmedim. Sokağa çıktım kolumu saldım. Aman yarabbi nasıl ağrıyor. Sanki essahtan çolak olmuştum. O ağrı günlerce sürdü. Hatta o ara bir doktora sordum. “Hem kolunu, hem kendini fena germişsin ondandır” dedi.
Dedim ya hâkimleri pek tanımam, bilmem diye. İşte ben hakimlerle yukarıda anlattığım şekillerde karşılaştım. Ancak bu kadar tanıyabildim kendilerini.
Geçtiğimiz Cuma akşamı televizyonda hâkimlerle ilgili bir program vardı. Sorunları anlatılıyor, taraflar düşüncelerini söylüyorlardı.
Hâkimler adına konuşan akademide hâkimlere ders verdiğini söyleyen bir hâkim; lojman hayatının hâkimler için öneminden bahsetti.
Dedi ki; “Hâkimler bir arada lojmanlarda yaşamalı. Öyle kiralık evde, vatandaşların arasında durmamalı. Aksi takdirde verecekleri kararlarda etki altına alınmak istenebilirler. Biz akademideki derslerimiz sırasında kendilerine zaten bu tür bilgileri veriyoruz. Vatandaşlarla aralarına mesafe koymaları gerektiğine dikkat çekiyoruz.”
Ben hâkimleri niye tanımıyorum, niye bilmiyorum işte o anda bu sözler üzerine anladım.
Demek ki hâkimler etki altında kalmamak, yanlış karar vermemek için vatandaşla arasına mesafe koyuyor, biz de onları o yüzden pek tanımıyor, bilmiyoruz.
İyi de, bir meslek sahibi yetişirken o mesleğin bütün profesyonelliklerini öğrenerek yetişir. Mesleği ile başka hiçbir konuyu karıştırmamak üzere eğitilir. Bu şekilde donatılır, görev verilir, iş başına geçirilir.
Düşünün, bir öğretmen neye hakimdir. Elindeki kalemin ucuyla öğrenci için yazacağı nota hakimdir. Eğer vatandaşın etkisi altında kalacaksa en başta öğretmenler kalır ve bu ülke baştan sona not skandallarıyla çalkalanır.
Çalkalanıyor mu peki? Hayır, yok öyle bir şey..
Öğretmen etkilenmiyor, notunu etki altında kalmadan veriyorsa, peki, hakimlik mesleğini icra edenler niye etkilensin yanlış karar versin ki..
O akşam hakimler adına konuşan hakimlerin hocası olduğunu söyleyen kişi çok yanlış konuştu. Aslında hakimleri küçümsedi, onları etki altında kalabilecek görevliler olarak ifade etti. Çok yanlış yaptı doğrusu.
Bence, hâkimler çıksın vatandaşla iç içe olsun, iç içe yaşasın. Ne demek, böyle yaparsa etki altında kalır, yanlış karar verebilirler..
Sosyal hayatın bütünlüğü içinde yer alan herkes gibi hâkimler çıksın vatandaşı tanısın, bilsin; vatandaşlar da hâkimleri..