27 Aralık 2008 Pazar
O. İRFAN IŞIK
Karga2
Kargalara beslediğim kin azılı bir düşmanlığa dönüştü sonraları. Nerde karga görsem, önüne geçilmez bir hırsla tepki veriyor, taşla, sesle, tüfekle savaşıyordum onlarla. Güzel beyaz güvercini yiyişleri gözümün önündeydi her an.

Üstelik, hatırı sayılır bir avcıydım ben. Bir gün av sahasına girerken, üstümden öterek uçmakta olan bir karga gördüm.

Makineleşmiş bir alışkanlıkla, hiç düşünmeden ateş ettim. Gaklama kesildi. Tam önüme düştü karga.

Duran topa ceza vuruşu yapmak için koşan bir futbolcu gibi fırladım. Var gücüm ve kinimle kargadan topa sert bir şut çektim.

Arkadaşlarım soran gözlerle hareketimi kınayınca, kısaca beyaz güvercini anlattım onlara.

O günkü avda hiç olmadığı kadar şanslıydım. Akşama kadar, Dede Korkut’un anlatımıyla

Av avladım, kuş kuşladım. Kuşluğum ve sırt çantam doldu taştı.

Sonraki hafta da ilk vurduğum bir kargaydı. Sonraki hafta da öyle… O iki haftada da çok şanslıydım. Arkadaşlarım teker teker:

-Maşallah. Bu ne şans.

Derken, birden fark ettim. İlk vurduğum av bir kargaysa, o gün ben, çok bereketli bir av günü yaşıyordum.

Sınamaya karar verdim. Gördüm ki kargasız av günlerim bereketsiz, kargalı günler gerçekten bereketli.

Sonraki avlarda bu batıl inancın esiri oldum adeta. Köpeğim bir sülün bile uçursa, ilk atışı yapmıyor, karga aranıyordum ilk atış için. Aksilik bu ya… Bazı günler hiç karga göremiyor yada atış menziline sokamıyordum. Öyle olunca da bir bıldırcın bile vuramadan dönüyordum avdan.

Bir av sezonu, bu kör inancın esareti altında hırpaladım durdum kendimi. Ertesi sezonun son haftalarına girdiğimiz bir av gününde, Arabadan inerken, karşımdaki kavak ağaçlarına konmuş üç karga gördüm. Arkadaşlarım av donanımlarını kuşanırlarken ben fırladım.  Tüfeğe en kalın saçma dolulu fişeklerden ikisini sürdüm. Şansımı deneyecektim. Durup soluklandım. Hiç adetim olmadığı halde, uzun ve özenli bir nişan aldım kargaların birine. Tetiğe bastım.

Tüfek patlar patlamaz seçtiğim karga, döne döne, -avcı değişiyle- paçavra gibi düştü.

Ben  sevinç içinde havalara zıplarken, öteki iki karga, canhıraş feryatlarla vurulan karganın düştüğü yere daldılar. Sonra feryatlarını hiç kesmeden füze gibi havaya yükseldiler. Döndüler.

Bana doğru alçalarak, saldırır gibi üstümden geçtiler. Onlar en yüksek sesleriyle öterek başımın üstünde dönerken, uzaklardan bağırarak üç karga daha geldi çevreme. Biraz sonra her yönden bana doğru uçan kargalar göründü. Bir anda sayıları yüzleri geçti. Öylesine sinir bozucu bir sesle ötüşüyorlardı ki  rahatsız olmağa başladım.  Asfaltın avlakla bitişik olan yerine doğru yürürken, tam arkamda birkaç kanat hışırtısı duydum. Anında, jet misali burnumun dibinden üç karga, uçup yükseldiler. Onlar geçerken ben yere doğru eğilmiş olduğumu gördüm hayretle.

Bir an önce asfalta ulaşmak için adımlarımı açtım. Ben tam hızlanmağa hazırlanırken gözlerime doğru hamle eden iki karga gördüm. Düşünmeden yere attım kendimi.Kalkar kalkmaz tek bir karganın hedefindeydim. Yıldırım gibi davranarak ateş ettim. Vurulup yere düşen kargayı gören havadakiler, çıldırmış gibi bana saldırmağa başladılar. Tüfeğin boşalan gözünü doldurmaktan vazgeçtim.

Hiçkok’un KUŞLAR filmini görenler bilirler. Oradaki birkaç cins kuşun, özellikle de martıların, evlere ve insanlara nasıl saldırdıklarını şaşarak görmüşlerdir.

Ama ben henüz kargalarla bire bir temasa geçmemiştim.

Belli belirsiz bir korku ve heyecanla, asfaltın altındaki menfeze doğru koşmağa başladım.

Arkadaşlarım, epeyce ileride durmuş başıma sardığım belaya şaşkınlık ve ilgiyle bakıyorlardı.

Kargalar onların da üstündeydi ama hiçbirine saldırmıyorlardı. Saldırı sadece banaydı. Menfezin önüne geldiğimde tüfeği doldurmak istedim. Doğrultup kırmağa çalışırken, namluya bir şey çarptı. Ayaklarımın önüne bir karga düştü. Çırpınıp uçmağa hazırlanırken , sert bir futbolcu vuruşu yaptım ona da. On metre kadar ileriye savrulup  Düştüğü yerde      

 Kaldı. Ölmüştü galiba.

Ölen son kargayı görenler, daha bir çılgın haykırışlarla saldırıya hazırlanırken kendimi menfezin içine attım. Rahatsız edici sesler bir süre daha devam etti sonra sustu.

Korkudan başımı dışarı uzatıp havaya bakamıyordum.

Biraz sonra bir arkadaşım menfezin önüne geldi.

 -Sustular dedi. Haydi çık artık.

Yüreğim gümbür gümbür vuruyordu. Biraz soluklandım. Sonra iki büklüm menfezden yarım çıktım-çıkmadım ki kıyamet koptu. Ağaçlara konmuş yüzlerce karga, haykırışlarla havalandılar. Ben hemen kaybettim kendimi menfezin içinde. Bir süre sonra sesler gene kesildi

-Sana saldırmadılar mı? Diye sordum arkadaşıma.

-Hayır dedi.

-Nereye gittiler dedim.

-Ne gitmesi dedi. Ağaçlara kondular. Seni bekliyorlar. Hepsinin başı buraya dönük.

Bunlar öldürürler bugün beni arkadaşım dedim. Sen arabayı al. Menfezin üstüne gel. Ben çabucak buradan çıkıp arabaya bineyim ki canım kurtulsun.

Arkadaşım kahkahalar atarak gitti. Arabanın gürültüsünü üstümde duyduğumda;

-Hazır mısın ? Diye seslendi arkadaşım. Kargalar sana ulaşıncaya kadar arabaya girmeğe çalış.

Menfezden dışarıya fırlar fırlamaz, bir kıyamet daha koptu. Ama onlar bana yetişinceye kadar ben arabanın kapısını örtmüştüm bile.

Bir süre, heyecanla seyrettik kargaları. Karınca kalabalığı gibi dalış yapıyorlardı arabaya. Çığlık çığlığa. Ama çarpıp savaşmıyorlardı. Her biri defalarca dalış yaptı arabaya. Beni istiyorlardı.

Dışarı çıkmamın olanaksızlığı anlaşıldı.

-Avdan vazgeçtim dedim arkadaşıma.

Diğer arkadaşlara haber vermek için ormana doğru hareket ettik. Kargalar bizi takip ettiler.

Dönüşümüzde, biz hızlanınca, önce bir-iki beyaz kuş dışkısı düştü arabanın ön camına. Sonra yüzlerce…  

Cama püskürttüğümüz su ve silecek yetişemiyordu temizliğe. Kara yoluna çıkıp 140 km.ye

Ulaştığımızda artık bize yetişemediler.

Bundan sonraki hafta ava gittiğimde, bir alay kavganın kavaklara konmuş, beni bekler durumda olduklarını gördüm.

İşte, birini daha vurabileceğim kargalar derken, arabadan iner inmez, hepsinin birden çılgınlar gibi ötüşerek üstüme saldırdıklarını gördüm.. Hemen bindim arabaya. Bir süre sonra sakinleşerek ağaçlara kondular. Diğer arkadaşlarım arabadan inince hiç sesleri çıkmadı. Beni kesinlikle tanıyorlardı

Ondan sonraki hafta da ayni durum tekrar edince, başka bir olasılık geldi aklıma.

Acaba her gün bekliyorlar mıydı?

Hafta arasında iki gün kontrol ettim avlağı. Hiç biri yoktu.

Ondan sonraki hafta, bu kez ilk haftadaki iki günün dışındaki üç gün kontrole gittim avlağı.

Gene hiç biri yoktu.

Av sezonu bittikten sora iki hafta sonu tekrar gittim avlağa, tekmili birden ordaydılar.

Allah sizi inandırsın! Ava gittiğimizde bindiğimiz arabayı ve beni tanıdıkları kesin idi de, Ayrıca cumartesi ve Pazar günleri oraya geldiğimizi;  Haftanın hangi günlerinin cumartesi ve Pazar olduğunu da biliyorlardı



Bu Haber 459 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.