Sütyen
Muzip bir okuyucu sormuş: Hocam, sütyen’in süt veya sütlücenle bir ilgisi var mı?
Bayanların kullandıkları “Sütyen” in sütle bir ilgisi yoktur.
Fransızca hocamız Fikri Elçi’den dayak zoruyla öğrendiğim ve sonra çalışmak için gittiğim Fransa’da iki kelime daha ilave ettiğim yarım Fransızcam beni yanıltmazsa, bizim “sütyen” dediğimiz kelimenin Fransızca aslı “Soitien” dir. “Soitien” “dayanak” demektir. Almancası ise “Büstenhalter” “gögsü tutan” yani destek demektir.
Kelime dilimize “sütyen” olarak yerleşmiştir, sütle ve sütlücenle bir ilgisi yoktur.
Okuyucunun bunu espri olsun diye sorduğunu biliyorum ama, yine de yazalım, gün gelir bu bilgiyi hatırlar da bir daha sütle, sütyen’i karıştırmaz.
Pahalı yerlerden giyindiklerini sandığımız dizi oyuncularının gittiği İstanbul Levent sosyete pazarında tezgahtarlar sütyenlerin büyüklerini başlarına takar ve “ İkizlere Başlık” diye bağırırlar.
Almanya’da matbaaya stajyer kızlar gelirdi, o bahsedilen şeyi hiç kullanmazlar, şeyleri ortada dolaşırlardı, eğilip kalkarken de sakınma bilmezlerdi. Kızlara bir gün: “İkizlerinize başlık takmadan işe gelmeyin” dedim. Önce anlamadılar “Bizim ikizlerimiz yok” dediler.
“Yok ta bunlar ne” diye gösterince gülmekten bayıldılar. Sonunda hepsi bir zaman sonra sütyen takarak işe geldiler.
Bu, çok uzun yıllar çalıştığım ülkelerdeki başıma gelen yüzlerce garip olaydan sadece bir tanesi, kısaca bir tane daha anlatayım sonra asıl konumuza geçeriz.
Latenische Alfabet
(Latin Alfabesi)
Ders yılının başıydı Makine ve Baskı Tekniği dersinde Rektör anlatıyor ben not tutmaya çalışıyordum.. Bir ara geldi başıma dikildi, yazdığım notlara bakıyordu.. Eliyle omuzuma dokundu:
- Bay Yaşar bir dakika dedi.
-Buyrun Bay Rektör, dedim.
-Sen bu şekilde yazmayı nerden öğrendin?
Önce ne demek istediğini anlamadım, cevap vermedim.
-Sana söylüyorum bayağı da çabuk yazıyorsun nerde öğrendin?
-Okulda öğrendim.
-Sen liseyi de burada mı okudun?
Galiba dedim Rektörün beyni sulandı, ne demek istiyor acaba, diye düşünürken birden kafama dank etti. Benzer bir olay bir kere daha başıma gelmişti. Bir Alman aile eşime “sen neden peçe takmıyorsun”, diye sormuştu.. Bu da aynı şeydi. Koskoca Rektör bizi hala Arap alfabesi ile okuyup yazıyor sanıyordu.
-Biz onu bırakalı seksen sene oldu bay Rektör dedim..
Kıpkırmızı oldu.
Asık Suratlı Ünyeliler..
Ünye’de sık yaşadığım bir olay var. Sabahları merdivenlerde karşılaştığım insanlara günaydın veya iyi akşamlar dediğim zaman baylar pek aldırmıyor ama, bayanlar yüzüme dik dik bakıyorlar. Bir şey söylemeden geçsem kendimde bir noksanlık duyuyorum. Herhalde Ünye’de insanların merdivende rastladığı komşusuna günaydın demeleri ayıp veya kötü bir şey, dedim.
Geçen sabah on yaşlarında bir kız çocuğu annesi ile merdivenlerden iniyordu, “Günaydın” dedim, anne yüzüme dik dik baktı, küçük kız da baktı, ona tekrar “günaydın küçük hanım” dedim, iki basamak indikten sonra bana “teşekkür ederim amca” dedi..
-Ne için yavrum, dedim.
-İlk defa biri bana “günaydın küçük hanım” dedi
Annesi homurdana homurdana çekti kızın kolundan.
Tanıdıklarınıza, dostlarınıza komşularınıza selam verin tebessüm edin, birbirinizin elini sıkın.. Bu insan olduğumuzun gereğidir..
Yolda yürürken, işe gidip gelirken sevdiğiniz bir şarkıyı mırıldanın.
Gidip gelirken sağınıza solunuza bakın, denize bakın, karşı dağlara tepelere bakın, asık suratla yürümeyin, bakarak, görerek inceleyerek, aheste ve mutlu işe gidin, dünyanın işi bitmez..
Ben bitiremedim, her şeyi bıraktım geldim, bu yaz ilk defa doya doya balcan inciri yedim. Çocukken bizim bahçemizde de incir ağaçları vardı bir gün bir sepet toplamış beşi beş kuruşa Yalıkahvesinde satmış kendime dolmakalem almıştım.. Cuma günü bu incir hikayesini yazalım mı? Tamam o zaman.
Cumaya: “Dolmakalemim ve incir hikayesi