Gördüm ki yüzümüzü ağartacak hiçbir şeyimiz kalmamış.
Yabancıların gözünden Ünye’ye bakmak
Bu yazı Pazar günü İstanbul Ünyeli İşadamları ve Sanayicileri Derneği ÜNSİYAD Başkanı kemal Yankuncu ve yönetim kurulunun özel gayret ve çabaları ile Ünye’ye gelmeleri sağlanan ve şehri gezen otuz Avrupa ülkesinden yüz gazetecinin gözünden bakarak yazılmıştır.
Gerçi noksanlık ve yanlışlıkları görmek için insanın Avrupa’da gazeteci olmasına gerek yok. Her mantıklı aydın da bunları görebilir. Misafirleri izlerken tarih, kültür ve turizm açısından ne kadar bilgi ve görgü fakiri olduğumuzu ve yüzümüzü ağartacak hiçbir şeyimizin olmadığını gördüm. Onların ülkelerinde yıllarca yaşamış biri olarak, şunu söylemek isterim, sempatik ve güleryüzlü hallerini, şehrimizi beğenip gittiler anlamında değerlendirmeyelim.
Aşağıda size onların neleri beğenip beğenmediklerini yazacağım. Sonra şapkamızı önümüze koyup biraz düşünmemiz gerekecek.
Gerçi ben bunları daha önce defalarca yazdım ama kimse önemsemedi çoğu güldü geçti çoğu gücendi, kimi kırıldı, kimi benim için “o zaten herşeye muhalif” dedi. İşte daha önce o yazdıklarım Pazar günü tek tek karşımıza çıktı.
Okuyalım bakalım.
Önce Allah şükür ki gazetecileri meydandan güvercin bokuna basmadan geçirdik. Bir geçe önce yağan yağmur meydanı temizlemişti.
Ama Kadılar Yokuşunda çuvalladık…
Kimi bulduysak yaka paça Kadılar Yokuşu’na götürüyoruz. Ama yokuşa bakmıyoruz, üzerinde yürümek için cambazlık gerektiren bozulmuş taşları düzeltmiyoruz, her taraf ot içinde, inşaat artıkları, bahçelerden yola taşan moloz ve topraklar, park eden arabalar ne ararsan bu sokakta. Çok şükür yüksek topuklu ayakkabı giyen misafir bayan misafirler topukları burada bırakmadılar.
Gazetecilerin burayı ziyaret edecekleri biliniyordu, buraya ve bakırcılar arastasına yapılacak ilk şey o gün araç park ettirmemekti. Geçilecek güzergahlar için de aynı şey geçerliydi. Önce güzergah belirlenir o güzergahta yol kenarındaki evlerin balkonlarında ki çamaşırlar, don gömlek kaldırılır, yollardan araçlar çekilir, çöp konteynerleri boşaltılır, yere atılmış çöp ve pislik ve yolun otu boku temizlenirdi.. Gelenlerin en çok bu gibi şeylerin fotoğraflarını çekeceklerini biliyordum, öyle de oldu. Gazeteciler en çok balkonlarda asılı çamaşırları ve çöplerin fotoğrafını çektiler, kimse fark etmedi. Oysa daha önce de yazmıştım ön görünüme çamaşır astırmayın diye.
Yüz yıllık baskı makinesi ve elli yıllık gazate
Gazeteciler, Ünye Kent Gazetesinin önünde sergilenen ve benim bundan elli yıl önce Ünye’de ilk gazeteyi bastığım yüz yıllık baskı makinesi ziyaret edip o gazetenin elli yıldır halen yayınlandığını, benim de elli yıldır bu gazete de yazdığımı, Pazartesi günü de bu ziyareti yazacağımızı öğrenince ilgi ile izlediler ve hepsi Pazartesi sayısından muhakkak istediler.
Yeldeğirmenleri
Daha sonra Dönerçeşme ve Sofra Lokantası’nın arasından sahile çıkıldı. Avrupa Gazetecileri Viyana temsilcisi Mister Ramon yanıma yaklaşarak deniz kenarında ki yel değirmenlerini göstererek “ bunların Ünye ile ne alakası var?” dedi. Yemin ediyorum ben söylemedim. Demek elin yedi kat yabancısı da bunların buraya uymadığını anlamıştı, “olmaz böyle şey, bunlar çok komik ve acemice kim yaptırıyor bunları?” Belediye Başkanı dedim. “Beni onunla tanıştırabilir misin?” dedi. “Tanıştırırım ama bundan bahsetmeyeceksiniz, ben bu yel değirmenlerine karşıyım, sonra benim sizi teşvik ettiğim sanırlar dedim. “Tamam” dedi. Gittim Mister Ramon’u Belediye Başkanı ile tanıştırdım, sohbet ettiler, söz verdiği gibi yel değirmenlerinden bahsetmedi.
Bunu kim yaptırıyorsa lütfen buradan söksün ve çok meraklı ise evinin bahçesine yaptırsın.. Böyle saçma şeyler yapıp da bizi rezil etmeyin.
Kumsal
Oradan geldik kumsala ve kayıklara.. Burayı da yüz defa yazdım, kumsal çok pis, bakımsız, kayıklar pejmürde her yer pislik içinde diye, kimse tınmadı. Ama adamlar kumsalı gözüme soktu. “Traum (Rüya gibi) kumsal ama pis. Bunlar para gerektirmeyen işler neden yapmıyorlar” dedi. Ben de aynı şeyi söylüyorum altı aydır dedim. “Mein Gott” dedi Mister Ramon (Aman Tanrın)
“Git Bürgemeister (Belediye Başkanı) orda, ona söyle” demedim. Ama bir daha biri bana aynı şeyi söylerse, git belediye başkanına söyle diyeceğim.
Oradan geldik Çakırtepe’ye elim yüreğimde Mister Ramon acaba ne diyecek diye. Aynı benim bundan altı ay evvel dediğimi demez mi? “Belediye bu şehirde sıva ve badanayı yasakladı mı?
Şaşırdım kaldım..
Misafirlere burada pide, biber tuzu, turşu kavurması, reçel, fasulye kavurması, gürcü yemeği, tatlı, kola, çay, bira ve şarap ikram edildi. İlk defa Çakıretepe’de yemek yanında alkol verildi. Yemekler Avrupa insanının damak tadına göre değildi ama yenildi.
Sonra otobüslerine binip gittiler..
Tek iyi tarafımız onları bütün noksanlıklarımıza rağmen güler yüzle canla başla ağırlamaya çalışmamız ve uğurlamamızdı. Hakkımızda iyi şeyler yazacaklarını sanmıyorum
Bizi Nasıl Yazacaklar?
Ülkelerine gittiklerinde: “İslami bir Partinin yönettiği Türkiye’de fakir ama iyi niyetli insanların yaşadığı bir kasabayı ziyaret ettik, Bizim atmışlı yıllardaki halimize benziyordu, biraz karışık, biraz dağınık, biraz pis ve bilgisizliklerinden ellerindeki güzelliğin farkında değiller. Bizi ağırlamak için adeta yarıştılar, mentalitelerini anlamak bizler için zordur, giyim kuşamlarında bize benzemekle beraber kafa yapıları bizden farklıdır. Henüz Avrupa Birliğine almak için erken” diye yazacakladır.
Gelin alınganlığı bırakın, benim dediklerime kulak verin. Herkes her şeyi bilemez, artık her şeyin bir uzmanı vardır. Ama “ben her şeyi bilirim ve yaparım” derseniz yaptıklarınızı siz gidince çöpe atarlar ve biz sizi tarihe, yaptıkları çöpe atıldı diye yazarız..
Daha önce yazdıklarımız gibi..
O bir daha silinmez.