Bugün bir maç yazısı ile başlayalım.
Biz ailece Galatasaraylıyız.. Aslında ben çok takım ayırmam diğerleri de bizimdir. Ben çocukluğumda Galatasaray’ın eski kalecisi Turgay Şeren’in Berlin maçında gösterdiği performans ve ona o yıllarda Berlin Kaplanı denilmesinden dolayı Galatasaylı oldum. Çocukluğumuzda Türbe Mahallesinin çocukları bugün mezarlık olan Elmalık futbol sahamızda Fener- Galatasaray maçı yaparken ben kaleci olurdum.
İstanbul’da evimiz Ali Sami yen Stadının karşısındaydı, eşim ve çocuklar da mecburen Galatasaraylı oldular. Oğlum Galatasaray basket takımının yıldızlar takımında oynadı.
Maç olduğu zamanlar Mecidiyeköy bir bayram yerine döner, insanlar ellerinde bayraklar, çocukları ile akın akın stada gelirler, köfte kokularından şarkıdan türküden geçilmezdi.. Bizim evi bahçesi derby maçlarında karşı takımın son çizgisi olurdu. Buradan ileri geçmek yasaktı.. Bütün kavga gürültü bizim bahçede olurdu. Kaç kez arabamın bu kavgada aynası, camı anteni kırıldı. Bizim maça gitmemize gerek yoktu görüntü televizyondan ses staddan gelir naklen yayın araçları antenlerini bizim balkona monte ederlerdi.
Avrupa kupası maçları festival gibiydi
Hele Avrupa kupası maçlarında Anadolu’dan otobüslerle akın akın gelen insanlar ertesi sabah bilet kuyruğuna girebilmek için bizim apartmanın bahçesinde yatarlardı, davullar zurnalar, halaylar çekilir, bayraklar, flamalar bizim balkonlara pencerelere asılırdı. Her Avrupa kupası maçında Mecidiyeköy’de stadın karşısındaki evinizin bahçesi festival alanına dönerdi
Biz buna o kadar alışmıştık ki lig maçları sona erince Mecidiyeköy sessizliğe bürünür o karmaşayı o gürültüyü arar olurduk.
Galatasay Kulübü bazen stadı Anadolu takımlarının maçları için kiraya verirdi. Sivasspor ikinci ligde iken bir İstanbul takımı ile oynayacağı maçta seyircisi küçük stadlara sığmadığı için Ali Sami Yen Stadını kiralarlardı. Orduspor da bir keresinde maç için stadı kiralamıştı. Maçlarda her türlü bayrak olurdu. Oğlum küçükken Ünyepor’un bayrağını kapıp maça gelenleri görünce bana gösterir baba bak Ünyespor’lular da gelmişler derdi.
Çocuklarla hemen hemen her derby maçına ve Avrupa kupası maçlarına giderdik. Annemiz bizimle gelmezdi, rahmetli bir denizi sevmezdi bir maçı, bütün ömrüm boyunca denize yalnız başıma gittim. Çocuklar da büyüyünce benimle gelmez oldular. Onun en çok sevdiği yer Büyükada idi. Ama Basketi ve voleybolu hele kızların voleybolcu olmasını çok isterdi. O nedenle Berkhan’ı çok küçük yaşından beri yıllarca Eczacıbaşı basket kulübünün minikler takımına taşıdı durdu.
İstanbul Yordu Beni
Sonra Berkhan oradan Galatasaray takımına geçti. Galatasaray Kulübünün antreman yeri Beyoğlu’nun arka sokaklarında o zaman çok ta güvenli olmayan bir sokaktaydı. Bir akşam antreman çıkışı sokaktaki berduş çocuklar bunlardan para istemişler “paramız yok demişler”, öyleyse eşorfmanları verin” demişler bunlarda verip kurtulmuşlar.
Eve gelince bana anlattı
-Yazıklar olsun size, dedim iki berduşa teslim olmuşsunuz, iki tokat atamadınız mı enselerine dedim.
Ertesi akşam Beyoğlu Polis karakolundan telefon ettiler, oğlunuz adam dövmüş gelin dediler.
Berduşlar bunların yolunu tekrar kesmiş, bunlarda tinercileri güzel bir dövmüşler.
-Ne yaptınız oğlum, neden dövdünüz çocukları dedim
-Baba, sen demedin mi enselerine iki tokat çak diye?
-Ensesine dedik, gözünü patlatın demedik.
Bunlar basketçi oldukları için iri idiler ama daha çocuktular.
Eşim aramızdan ayrılıp çocuklar da işleri gereği İstanbul’dan gidince ben koca şehirde yalnız kaldım.. İstanbul yordu beni. Ünye benim için fırtınalı havalarda sığındığım sakin bir liman gibi..
Bir Galataysa maçından yine bize ayrılan yerin sonuna geldik.
Cumhuriyet bayramının Kutlu olsun.
Atatürk ün “ En büyük eserim “ dediği Cumhuriyetimize sahip çıkalım.
Çarşamba: “Yatuk Emine’nin Kuması”