Ünye Kent Gazetesi yazarlarından Sayın Yaşar Karaduman’ın 09.06.2010 tarihli Ünye Kent Gazetesindeki “Ünye’de Çevre Günü Komedisi” adlı neredeyse dört ay önce yazmış olduğu yazısı beni bir hayli etkilemiş ve bu konuda o günlerde gözlemlerimi aktarmak istemiştim.
Sayın Karaduman’ın yazısı bence önemliydi ve geç de olsa konuyu ele almak istedim. Yazıda beni en çok etkileyende şu cümle olmuştur:
“Eski asil, kibar, beyefendi Ünyeliler,
şık giyimli Ünyeli hanımlar nereye gittiler?”
Herhalde sene 1958 idi. Şubat tatili için Ünye’ye gelmiştim. O sene Ünye’ ye Ankara da okuduğum okulda İngilizce öğretmenliği yapan Miss Jeffries gelmişti.
Bizim meşhur kavak dibinden (çınar ağacı, ama biz kavak deriz olsun) başlayarak Ünye’de dolaşmaya başladık. Park, çarşı bakırcılar arastası, kadılar yokuşu derken neredeyse Ünye’nin her tarafını dolaştık…
Dolaştığımız her yerde bizleri güler yüzlü, şık giyimli insanlar ve pırıl pırıl sokaklar karşıladı.
Miss Jeffries büyük bir merakla her şeyi soruyor, bende bir yıllık İngilizce bilgimle onu yanıtlamaya çalışıyordum. O sırada benim derdim Ünye’nin şıklığı zarifliği ya da temizliği değildi. Karşımda İngilizce öğretmenim vardı ve ben ona, kırık dökük İngilizceyle Ünye’yi anlatmaya çalışıyordum ve bana göre çok da zor bir iş yapıyordum.
Ünye gezimiz bittikten sonra eve geldik ve Miss Jeffries bana “Haznedar,( bizim sınıfta ‘Ayşe’ isimli üç kişi vardı ve bu nedenle bana hocalarım ve arkadaşlarım ‘haznedar’ diye hitap ederlerdi ) bu gün ben çok etkilendim” dedi.
Nasıl keyiflendim anlatamam. Öğretmenimi İngilizcemle demek ki çok etkiledim diye düşündüm.
Arkasından gelen cümleyse şöyleydi…
‘Dünyayı dolaştım. Çok güzel yerler gördüm, Ünye’den de güzelini gördüm ancak bu küçücük kasaba kadar güler yüzlü tertemiz görünüşlü kişileri ve temiz sokakları olan yer görmedim’ dedi. Belki birazını iltifat diye düşünebilirsiniz ancak o bir İngiliz’di, abartısız konuşurdu ve ‘mış’ gibi yapmazdı. Söylenenlerle ilgili bir yandan çok gurur duydum bir yandan da benimle ilgili bir şey söylemediği için üzüldüm.
Sevgili arkadaşım Yaşar Karaduman,
acaba o gün bu küçücük kasabayı her şeyiyle
yaşanabilir yapan neydi?
Bugün hem eğitim hem de parasal açıdan. Olanaklarımız daha fazla, neden hep aynı sorular bağlamında dolaşıp duruyoruz?
Ünye’de çok güzel şeyler de oluyor ve bunu hepimiz görüyor ve takdir ediyoruz, peki olamayan nedir?
Ben vakit buldukça Ünye’nin ara sokaklarını dolaşırım. Sokaklara, evlerden atılan çöp torbaları, sigara izmaritleri ve belediyenin nerdeyse her sokak başına koyduğu çöp tenekelerinin etrafı, yalı boyu yere atılan çekirdek kabuklarını aratır inanın…
Bunun nedeni ne eğitimsizlik ne de parasızlık. Bunun nedeni ‘Benden sonrası tufan’ düşüncesi. Toplum bilincinin olmayışıdır.
Evlerin içine girdiğiniz zaman her biri birinden sık ve temiz evler çıkar karşınıza ancak aynı evin kapı önüne çıktığınızda dışarısı çöplük gibidir.
Toplum bilinci;
‘Belirli bir toplumun ortak mirasından kaynaklanan davranış, düşünme, duyma biçimlerinin bir sonucudur. Bu biçimler, söz konusu toplumun çoğunluğu tarafından kabul edilmiş ve uygulanmış olmalıdır. Ortak bilinç kişinin dışındadır, ondan önce vardır, onu aşar ve ondan sonra yaşamına devam eder. Bu bilinç topluma ayırıcı ve özel niteliğini verir:
Toplumsal bilincin baskısı, toplum üyeleri tarafından çoğu kez hissedilmez. Toplum üyeleri, “ortak bilinci özümsemişlerdir. Genellikle herkes bireysel davranışlarının kendi öz davranışları olduğunu varsayar.
Ortak bilincin özümsenmesi toplumsallaşma aracılığıyla gerçekleşir. Zamanla ortak bilincin uyguladığı baskı yerini alışkanlıklarla, gelişmiş ahlaksal bilince bırakır” (sayın, l985: 8–9).
Bir başka deyişle toplum bilinci, bireylere ortak bir bakış açısı, düşünce ve benzer bir eylem ve yaşama biçimi kazandırır. Bu bir toplumsal varoluştur.
Galiba biz bunu kaybettik.