31 Aralık 2008 Pazar
O. İRFAN IŞIK
KARGA 3
Evimizin önündeki bir komşu evinin terası, bizim oturduğumuz kattan daha aşağıdaydı. Ben komşumuzdan izin alarak terasa ekmek artıkları atıyordum. Özellikle kış aylarında, kar, her yeri kapattığında.

Serçeler, ispinozlar, ardıç kuşları (bozayil), karatavuklar ve minicik çalıkuşlarıyla nar bülbülleri (göğsü kınalı ya da kızıl gerdan) onlar sevinç çırpınışlarıyla bir ufantı kapıp diğerlerinden kaçırırlarken ben kıvanç ve neşe içinde olanları seyrediyordum.

Böyle kar yağışlı bir günde, sağ kanadında iki beyaz telek olan bir karga terasına ekmek kırıntıları attığım evin bitişiğindeki yüksek evin bacasına kondu. Yemlenen küçük kuşlara baktı. Sonra hızla aşağıya uçtu. Küçükleri etrafa dağıttı. Ekmek kırıntılarını süratle topladı. Bitirdi. Uçtu, tekrar bacaya kondu.

Ben hemen mutfaktan bir dilim ekmek aldım. Onu ürkütmemeye çalışarak pencereyi açtım yavaşça. Abartılı bir hareket yapmadan ekmeği terasa fırlattım.

Karga, ekmek elimden çıkar çıkmaz terasa doğru pike yaptı. Henüz kara değen dilimi kaptığı gibi havalandı. Ağzında ekmekle deniz tarafına doğru uçtu. Yağan karın yoğunluğu içinde gözden kayboldu.

Ertesi gün terasa ekmek atmaya hazırlanırken bacada gördüm onu. Küçük ekmek kırıntıları atmaktan vazgeçip iri bir parça kopardım bütün bir ekmekten. Terasa doğru fırlattım. O tetikteydi galiba. Ok gibi fırladı. Koca parça ekmek yere düşmeden yetişti. Ekmekle aynı anda terasa kondu. Birkaç kere altüst etti ekmeği terasta. Sonra en uygun yerinden ısırarak kaldırdı. Uçup gitti gene.

Bu hal, artık aramızda gizli bir antlaşma gibi oldu. Ben oturma odasına gelmeden o gelmiş, bacaya konmuş, pencereye bakar konumunu almış oluyordu. Ben de elimde ekmek pencereyi açıyor, ona doğru bazı ürkütücü hareketler yapıyor, sonra da atıyordum. Karga hiç ürkmüyor, ürkütücü hareketlerimi galiba kendisine şirinlik yapıyormuşum gibi algılayarak ekmeği atmamı bekliyordu.

Giderek küçük kuşların kırıntılarına tenezzül etmez, kendi payını bekler oldu. Payını alınca da hemen gitti.

Bahar yaklaşırken karlar eridi. Ama o hep geldi. Terasa attığım ekmeği orada yemeğe başladı. Ben de balkona çıkıyordum o yemeğini yerken. Artık hiç kaçmıyordu benden. Ancak yanıma bir başkası gelince uçuyordu ürkerek.

Birbirimize iyice alıştığımıza kanaat getirince, elimdeki ekmekle terasa gitmeye karar verdim. Ve bir gün gittim. Geldi. Elimdeki ekmeğe bakarak 4-5 metre kadar uzağıma kondu. İçtenliğimizi fazla zorlamamağa dikkat ederek yavaşça eğildim. Ekmeği hemen önüme bırakarak birkaç adım geri çekildim. O, bildik hareketleriyle sağa sola yaylanarak geldi. Bir metre önümdeki ekmeği orada yemeğe başladı.

Şirinlik yapma sırası ondaydı. Soluk almaktan korkuyordum ama heyecan ve sevinçten göğsümü patlatırcasına çarpan yüreğime sahip olamıyordum. O yemeğini yerken arada, gözlerini gözlerime kaldırıp, başını yana eğerek öyle sevimli bakıyordu ki… Onu tutup okşamaya kalkışmamak için kendimi zor tutuyordum.

Ekmek bitti. En küçük kırıntıları bile toplayıp terası temizledi. Geri geri gitti. Çok yavaş bir hareketle, başı bana dönük havalandı. Uçtu.

Onunla birlikte uçmak isteğim öylesine güçlüydü ki, kendime geldiğim zaman, kollarımı kanat çırpma hareketi yaparken buldum.

Yaz geldi.

Teleklerinin ikisi beyaz kanatlı kargam, her gün aynı saatte gelip terasa kondu.

Hemen önümde yemeğini yedi. Ben de hep elimi uzatıp sırtını okşamamak için kendimi zor tuttum.

O, arada bir gagasında bir fındıkla geliyor, bana göstere göstere kırıyor, kabukları gagasıyla öyle ustaca ayıklıyordu ki hayran oluyordum ona.

Sonbahara doğru bir gün gagasında bir cevizle gelip önüme kondu. Sonra dimdik uçarak yükseldi yükseldi. Gagasındaki cevizi buraktı. Kendisi de cevizle birlikte terasa doğru süratle inmeye başladı.

Ceviz terasın betonuna vurur vurmaz kırıldı. O gururla yalpalar gibi yürüyüşüyle iç cevizin, terasa yayılan parçalarını bir bir topladı. Yedi.

Sonra evecen bir davranışla uçtu. Biraz sonra geri döndü. Gagasında bir ceviz daha vardı. Bu kez çok kısa bir uçuşla bizim eve gitti.

Ev beş katlıydı. Alttan iki katın oda bölmeleri örülmüş ama içi yapılmamış pencere çerçeveleri takılmamıştı.

Ben karganın pencere boşluğuna konduğu kata, fındık kabuğu koyuyordum. Dairenin sadece kapısı takılıydı. Kapının önünde, kabuk almağa indiğim zaman giydiğim, topukları ezilmiş eski bir pabucum vardı. Karga göstere göstere pabucumun yanına kadar uçtu. Gagasındaki cevizi pabucun sağ tekinin burnuna doğru iterek sakladı. Sonra da uçup gitti. Tekrar gelir diye bekledim ama gelmedi. O günkü yemeği de terasta kaldı. Besbelli ki o gün çok ceviz yemişti.

Karnını doyurduktan sonra da, bir cevizin nasıl kırılacağını, bir cevizin de nasıl saklanacağını bana göstermek için gelmişti. Bana emanet ettiği cevizi oradan almayacağımdan kesinlikle emindi.

Sonraki günlerde pabucun içindeki cevizler zaman zaman çoğaldı, zaman zaman eksildi. Buldukça ya da çaldıkça saklıyor, aç kaldıkça alıp yiyordu galiba.

Kaç gün bekledimse de böyle yaptığını belgeleyemedim.

Av sezonu yaklaşıyordu.

Kendime bile itiraf etmekten çekindiğim bir düşüncem vardı. Avlağımızın bana düşman kargalarıyla barışmam için onu nasıl elçi yapabilirdim?

Terasa çıktığım bir gün o ekmeğini yerken uzandım. Tutmak istedim. Elime alabilirsem onu avlığa götürecektim güya. Barış elçisi olarak.

Ama o huylandı. Atlaya atlaya hem benden hem yemeğinden uzaklaştı. Uçtu. Yüksek evin bacasına kondu. Sonra da gitti.

Derin bir pişmanlık ve üzüntüyle kalakaldım orada. Sonraki günlerde gene geldi ama hep bacada kaldı. Ben terastayken asla inmedi yanıma.

Dostluk, güven ve ittifak bitmişti.

Pabuçta kalan iki ceviz hiçbir zaman alınmadı.

Ve bir gün galiba beni kendinden tamamen uzaklaştırmak için, gagasında kocaman bir sıçan ölüsüyle gelip kendi bacasına kondu.

Gözüme baka baka afiyetle yedi leşi.

Sonra da bir daha asla gelmedi.

                                    

                                                                                    İRFAN   IŞIK  



Bu Haber 430 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.