1950’li yılların sonu, 1960 yılların başlarında Orta Saraçlı’daki mahalle mektebinde din eğitimi almaya başlamıştım diğer bütün akranım çocuklar gibi.
4-5 yaşlarındaydık. O yıllarda da ilkokula 7 yaşında başlandığı için 2-3 sene, yılboyu mahalle halkının ‘mescit’ dediği bu mektepte önce namaz surelerini öğrenir, sonra Elif Cüzü’nü okur sonra da heyecanla Kura’n okumaya geçerdik.
************* *************
Gerçi yazımın konusu başkaydı. Ama hazır açılmışken şunları da yazayım, asıl konuma öyle geçeyim istedim.
O yıllarda bize din eğitimi yaptıran hocalar mahalle halkı tarafından tutulur, ücreti mahalleden toplanan parayla ödenirdi. Hocanın öğlen yemeklerini mahalledeki evler sırayla verir. Her öğlen namazı öncesi, sırası gelen ev hocanın yemeğini getirirdi.
Ayrıca bu mekteplerde okuma-yazma eğitimi de verilirdi. O yıllarda bize din eğitim veren hocalar genellikle okuma-yazma bilmediklerinden okula giden bizden büyük ağabeylerimiz bize bu kursu verirlerdi.
Okuma-yazma kursu için mektebin duvarına takılı şimdi hayal-meyal gözümün önüne getirdiğim eni yaklaşık 1, 1,5 metre, boyu 60-70 cm olan yağlıboya ile karaya boyanmış bir tahta kullanılırdı.
Bu tahta üzerinde harfleri, harflerden kelime yazmayı, kelimelerden önce iki kelimeli, sonra çok kelimeli cümle yazmayı öğrettiler ağabeylerimiz bizlere. Sonra sayıları öğrettiler, saymayı öğrettiler, kerrat cetvelini (çarpım tablosu) öğrettiler.
Ben ilk harfleri, okuma ve yazmayı 5-6 yaşlarımdayken bu tahta üzerinden öğrendim. Bunun sonucu da ilkokula gittiğimde okuma-yazma bildiğim için birinci sınıftan değil de ikinci sınıftan okula başladım.
************ ************
İlkokula 1962 yılında o sıralarda Erkek Sanat Enstitüsü olan, daha sonra Fevzi Çakmak İlkokulu olan, şimdi de Öğretmenevi yapılması için yıkılmayı bekleyen okulda başladım. Sınıfa ilk girdiğimde duvardaki kara tahtayı gördüm. Bizim mahalle mektebindekinden daha büyük, kocaman bir yazı tahtasıydı.
Üçüncü sınıfı okumak için, bizi yeni yapılan 27 Mayıs İlkokulu’na naklettiler. Bu okul şimdiki Mehmet Akif Ersoy’un İlköğretim Okulu’nun bulunduğu yerdeydi. Henüz yeni yapıldığı için Ünye’nin en modern okuluydu. Kaloriferliydi, sanırım Ünye’nin ilk kaloriferli okuluydu. Sıraları yeniydi, ahşap kısımları pırıl pırıl vernikli, bacakları siyah yağlı boya ile boyanmış, metal borudandı.
Bu okulda kara tahta yoktu. Karatahta takılan yer dümdüz-pürüzsüz yeşil renk yağlı boya ile boyanmış.. İşte biz bunun üzerini tahta yerine kullanıyorduk. Bu yeni yazı tahtası, okulun yeni oluşuyla alakalı düşünülmüş olmalı diye geçiyor içimden.
Sonraki yıllarda ortaokul, lise, yüksekokul.. Buralarda da ya eski tip karatahta ya da duvarın boyanması ile yapılmış yazı tahtası kullandık.
************* *************
Bu bizden önce, bizimle beraber, bizden sonra hep böyle sürüp gitti.
Bu son yıllarda sınıflara kara tahta yerine ‘beyaz tahta’ yerleştirilmeye başlandığını duyuyorum. Duyuyorum diyorum, çünkü ben henüz görmedim.
Karatahta, adını nasıl renginin kara oluşundan almışsa, beyaztahta da adını beyaz renginden almış olmalı..
Aralarındaki fark; karatahtadaki yazı tebeşirle yazıldığı için silgiyle silindiği sırada çıkan tozun yarattığı sağlıksız ortama karşılık, beyaz tahtaya yazı özel bir kalemle yazılıyor, silerken toz çıkmıyormuş. Bu yüzden beyaz tahta daha sağlıklıymış. Ayrıca bu beyaz tahtalar projeksiyonla ders verirken perde vazifesi de yapıyormuş.
Geçende gazetemizdeki bir haberde okudum. Benim ilkokulu okuduğum okulun yerine yapılan Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu’ndaki son kara tahta da törenle yerinden kaldırılmış, yerine beyaz tahta yerleştirilmiş.
************ *************
Bu ara yeni bir tahta daha devreye giriyor. “Akıllı tahta..” Bilgisayar çağının getirdiği yenilikler kapsamında sınıflara artık bu akıllı tahtalar yerleştirilmeye başlanmış.
Bu tahtalar sadece yazıp-çizmede kullanılmıyormuş. Ayrıca öğretmen gibi ders veriyormuş. Bilgi yüklü olan bu tahtanın başına geçen öğretmenin yapması gereken şey, yüklü bilgiyi tahta üzerine çıkartmak, öğrencilere sunmakmış.
************** *************
Hey gidi günler.. Bugün yıkılıp yerine cami yapılan mahalle mektebim.. Biri yıkılan, biri yıkılmayı bekleyen ilkokullarım.. Yine yıkılmayı bekleyen ortaokulum.. Bu okullarda yerini zamanla başka başka tahtalara bırakan karatahtalar.. Buralarda bizi okutan aydınlatan öğretmenlerimden aramızdan ayrılanlar..
Ve benim ilkokulda ilk eğitimimi aldığım.. Eğitimle birlikte ilk dünya terbiyemi aldığım.. İçime çocuk yaşlarımda yerleştirdiği “Haksızlıklara karşı ‘asi’ olun, ama hiçbir zaman çapulcu asi değil, ‘asil insan’ olun” öğüdüyle beni hayata hazırlayan Halis Öğretmenim.. Halis Yüksel Öğretmenim..
Adı gibi ‘Halis’ olmayı, soyadı gibi ‘Yüksel’menin erdemini bize aşılayan hiç unutamadığım öğretmenimi geçtiğimiz Çarşamba günü kaybettiğimizi öğrendim.
“Sevgili Öğretmenim, üzerimizdeki hakkın o kadar büyük ki.. Ama biliyorum sen bütün bu hakları helal ederek bu dünyaya, bizlere veda ettin. Allah’ın rahmeti hep seninle olsun, mekânın cennet olsun.”