12 Kasım 2010 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
"Son Saraylı"
yasar.karaduman@gmail.com

Paşabahçe’deki Süleyman Paşa Sarayı 1853 yılında yandı.. Günümüze bugün önünden geçtiğimiz duvarları kaldı.. Saray yandıktan sonra yerine konaklar yapıldı. Önceki gün bu konakta yaşamış Süleyman Paşa’nın soyundan gelen torunu  “Son Saraylı” Hilkat Hanım’ı ziyaret ettik, kardeşi Prof. Dr. Ayşe Haznedar Yalın’la Gölevi’deki çiftliğinde.

Hilkat Hanım’ın yaşadığı konak 1939 depreminde hasar görünce yıkıldı.

Hilkat Hanım bize konaktaki çocukluk ve konak yaşamından çok ilginç ve belge niteliğinde bilgiler verdi,  saraydan gelen arap dadı ile geçirdiği çocukluk yollarını ve konağı anlattı. Eşi Fuat Gürsoy da Ünye hakkında hiç bilinmeyen bilgilerini bizimle paylaştı. Bunları ileride sizlerle paylaşacağım. Bunlar bugüne kadar hiç bilinmeyen şeylerdir. Mesala Çakırtepe’ye neden Çakırtepe demişler ve Ünye’deki son Rum İlkokulu gibi.

Bu çok kibar ve zarif insanlarla İstanbul’a dönmeden önce inşallah bir sohbet imkanı daha bulurum. Çünkü her anlattıkları bir belge değerinde bilgilerdir.

 

 

Aydede Anaokulu’nun Minikleri..

Her 10 Kasımlarda bu millet tek yürek olur Ata’sını anar.

Bu millet yetmiş yıldır her 10 kasım sabahı onun anıtları önünde veya  Anıtkabrini ziyaret ederek ona bize hediye ettiği bu güzel vatan için şükranlarını sunar. Yetmiş iki yıldır gönüllere sığmayan bu sevgi bu ülkenin modern insanlarını birbirine daha bir sıkı bağlamıştır.

Çarşamba günü Ünye Cumhuriyet Meydanında yapılan anma töreninde

Ünye’de ilk defa bir anaokulunun öğrencileri de ellerinde çiçeklerle Ata’larına koşmuşlardır. Minik ellerinde getirdikleri çiçeklerini Atatürk’ün anıtı önüne koymuşlar bir de marş okumuşlardır. Kocaman çelenkleri yoktu ama ufacık gönüllerinde koskoca bir Atatürk sevgisi vardı.

Bize bu güzel ve duygulu sahneyi hazırlayan Aydede Anaokulu yönetici ve öğretmenlerini tebrik eder teşekkür ederim.

 

Cumhur Hoca ve Türkçe konuşmak

Önceki akşam değerli arkadaşımız, Yahya Cumhur Tapçı’nın Halk Eğitim Merkezinde verdiği Diksiyon kursuna gittim

Cumhur Hoca bu kursta Türkçeyi doğru ve düzgün konuşmayı öğretiyor.

Ben otuz yıl Avrupa ülkelerinde ve iki yabancı dili tam, ikisini de yarım öğrenmiş ve  Türkçeyi de doğru -düzgün konuştuğumu ve yazdığımı sanan biri olarak çok şaşırdım..

Meğer biz anadilimizi bile Tarzanca konuşuyormuşuz veya konuşur gibi yapıyor muşuz.

Haftada iki saat olarak toplam 64 saatlik kursun içinde Cumhur Hoca, Türkçe’yi anlaşılır biçimde konuşmak için bir takım kuralları, teknikleri, vurgulamaları tonlamaları, sesi ve nefesi kontrol etmeyi öğretiyor.

Daha çok toplum önünde konuşmayla işi olan insanların gelmesi gereken bir kurs dedi Cumhur Hoca.

Ben devam etmek istiyorum, kurs bitince ancak konuşmayı öğreneceğim. Şimdi konuşmadığımı, “mış” gibi yaptığımı anladım.

 

 

Serpil Hanım ve “Durmuş Emmi”

Geçende  büromuzda bir misafirimiz vardı: Serpil Hanım..

Serpil Hanım  “Durmuş Emmi” adlı hikayemizde anlatılan kişinin babası olduğunu ve   bazı bölümlerin gerçekle ilgisi olmadığını  bu bölümlerin hikayeden çıkartılarak özür dilenmesini istemiştir.

Hikaye, yaşanmış veya yaşanmamış bir olayı,  anlatan kısa yazılardır. Konu tümüyle hayal ürünü de olabilir, ya da son derece gerçek. Olayı sürükleyen bir kişi hikayenin kahramanı vardır

Biz bu hikayeyi yazarken sözlü anlatımlardan yararlanmıştık. Bazı bölümler tesadüfen geçmişte yaşamış veya halen hayatta olan biriyle benzeşebilir.

Amacımız birilerini rencide etmek değildir. Serpil Hanım’ın isteğini dikkate alarak  istediği bölümleri hikayeden çıkarma sözü verdim  kendisini  istemeyerek üzdüğümüz için  de özür dileriz.

 

Ezan sesi

Yüksek sesle ezan okunması çok zaman problem olmuştur.. Aynı anda yakın camilerden ezan okunması da sorun olmuştur. Sesler birbirine karışmış kimi erken kimi geç başlamış ve çok düzgün ve güzel sesle okunması gereken ezan özelliğini yitirmiştir.. Bu yalnız Ünye’de değil her yerde böyledir. Bu karmaşayı önlemek için “Merkezi Ezan” denilen bir sistem bulunmuş fakat bir müddet önce uygulamadan kaldırılmıştır. Ezan şu anda eski karmaşa içinde, bağırarak okunmaktadır.

Özellikle Ortaçarşı sakinleri ve esnafı alçak desibelde huşu içinde bir ezan dinlemek istediklerini söyleyerek son günlerde Büyük Cami’den okunan ezan’ın sesinin çok yüksek olduğu ve ezanın ruhuna yakışmadığını ifade ile,. benden bu isteklerini çok değerli Müftümüz Mustafa Bilgiç’e iletmemi istemişlerdir..



Bu Haber 511 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : Bilgeliğin zerafeti Tarih : 12 Kasım 2010 / Pazar Üye Adı :Zeynep Tokgöz
Nezaketiniz, yazılarınıza o kadar güzel ve ölçülü yansıyor ki, okurken insanın yüzünde bir tebessüm oluşuyor. Engin bilgilerinizden ve araştrmalarınızdan edindiğim bilgilerle Ünye'yi daha çok tanıma fırsatı buluyorum. Teşekkürler
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI