“Nerede o eski bayramlar” diye başlamayacağım yazıma “O gece alınan yeni ayakkabımla uyudum” da demiyeceğim, çünkü hep böyle başlar bayram yazıları. Bayramlar eskiden de bayramdı, bayramlar eskimedi biz eskidik. Bizim özlediğimiz eski bayramlar değil, mutlu çocukluk yıllarımızdır.
“Nerede o eski bayramlar?” demenin çok anlamı yoktur, insan geçmiş ile yaşayamaz. Geçmişe bakıp bakıp aaah etmek, pamuk şekeri gibi harcanan yıllara üzülmek sadece acı verir insana.
Ben eski bayramlardan çok bayramların geçtiği eski mahallemi özlüyorum ve çocukluğumun filminde oynamış mahallemin halkı ve filmin dekoru olan mahallemi..
Çocukluğum, bahçeye kaçan topumu kesen Topal Nuriye Teyze, Karılar pazarında dut ağacına salıncak kurmama izin veren Firdevs Nine ile sevinci ve acıyı birlikte yaşayan, güzel insanların yaşadığı bir mahallede geçti.
Davulcu İdris Emmi
Bir bayramda şekerlerin, cebimde eriyip pantolonumu batırdığını hatırlıyorum. Her bayram dedem Veysel kaptan’ın konağında bütün amcamlarım ve kuzenlerimle toplandığımızı ve Davulcu İdris’in davul çalarak Karılar Pazarından gelişini hatırlıyorum. Tekkiraz’ın Dizdar köyündeki yerlerimizden gelen cevizlerden bir torba verirdi amcam Yaşar Kaptan Davulcu İdris’e. İdris: “Bu ne kaptan biz akşam ceviz mi yiyeceğiz evde, et yok mu et?” dediğini hatırlıyorum
Tanrı Kurban kesenlerin sevaplarını kabul etsin. (bazıları farz, bazıları değil diyorlar) Ben, çok küçükken kınalı koçum gözümün önünde kesilince kurban kesmemeye karar verdim, hem de uzun yıllar yurtdışında bulunmam nedeni ile de kurban ibadetini yerine getiremedim.
Yahudi trenleri
Ben yurtdışına ancak sömürgelerde uygulanan bir yöntemle dişime kadar vücudumun her tarafına bakıldıktan sonra elime verilen bir belge ile Sirkeci garından trene bindirilerek gönderildim. Temerküz kamplarına yakılmak için insan taşıyan Yahudi trenlerine benzeyen bir trenle uzun bir yolculuktan sonra bir sabah Münih garına indim.
Hannover’e gidecek olan “Kuzey Ekspresi”ni beklerken fırınlarda yakılmak için vagonlara doldurulan Yahudileri hatırladım. Sanki biraz sonra perona yaklaşacak bir
trenle beni de Hannover yakınındaki “Bergen Belsen” toplama kampına fırınlarda yakmaya gönderecekler diye bir ürperti geçti içimden. Böylece Almanya, Avusturya, İsviçre, Fransa, İtalya ve Norveç’te toplam 32 yıllık Avrupa hikayem başlamış oluyordu.
Almanya’da bir kurban hikayesi
Honnever’deki evimiz bahçe içinde bir konaktı.. Bir Kurban bayramıydı, yukarıda oturan aile nerden bulmuşsa bir koyun bulmuş ağaca asmış kesiyordu.. Birden bir gürültü koptu.. İki itfaiye aracı, bir ambulans on beş yirmi polis silahlarla bahçeye girdiler.. Ellerinde bir megafon “Etrafınız sarılmıştır, kıpırdamayın ellerinizdeki baltaları ve bıçakları atın” diye anons ediyorlardı. Pencereye koştum. Anladım hemen ne olduğunu.. Almanlar hayatlarında ağaca asarak koyun boğazlayan ve derisini yüzen birilerini görmemişlerdi, bunun ne anlama geldiğini de bilmiyorlardı.
Hemen bütün aileyi ve ağaçta derisi yarı yüzülmüş, işkembe ve bağırsakları yerlere atılmış koyunu, suç aletleri, baltayı satırı, alıp götürdüler. Bizi de götürmek istediler, “biz ilgimiz yok” dedik. Aile derdini anlatıp geri dönene kadar akşam olmuştu, ama kurban dönmedi.. Sonra Hannover belediyesi açıkta hayvan kesmeyi yasakladı, kesecek bir yer zaten yoktu. Şimdilerde var..
Ama Türkler kurban kesmenin bir yolunu bulmuşlardı Türkün ince zekası buna da bir çare üretmişti. Koyunları evlerin banyolarında banyo küvetlerinde kestiler.. Bir gün şehrin içinden geçen İnerste deresi kıpkırmızı akmaya başlayınca Almanlar önce bir mana veremediler. Sonra araştırılınca kırmızılığın evlerin banyolarında kesilen kurbanların kanı olduğu anlaşıldı.. Tek tek evleri tesbit edip ağır cezalar yazdılar.
Şehitlerin mezarı
İstanbul’da her bayram Edirnekapı’daki Güneydoğu şehitlerimizin mezarlarını ziyarete giderdim. Şehit annelerinin, nişanlıların kardeşlerin, eşlerin, acılarını paylaşırdım. Üç mezar beni çok etkilemişti.. Biri Ünye’nin Kaledibi köyünden bir şehit mezarı, biri Türk bayrağının yanı sıra Galatasaray bayrağı dikilmiş mezar, biri de üzerine bir mektup bırakılmış mezar.. Mektupta Can isimli bir çocuk dayısına: “Seni çok özlüyorum dayı” diye yazmıştı.. Fotoğraflarını çektim, size göstermiyorum, gözyaşlarınızı tutamazdınız.
Bu bayram bana yirmi yıl önce babamla geçirdiğim son kurban bayramını hatırlattı. O bayramda babam hastaydı, o sıra Norveç’teydim, çok zor uçak bulmuştum. Babamı özlüyorum.
Mutlu Bayramlar.