Başbakan olarak, ülkemizde “Çağ atladık” sözünü ilk kez rahmetli Turgut Özal kullanmıştı seksenli yılların sonlarında.
Belki başka başbakanlar da söylemiştir aynı sözü ya da buna yakın sözleri. Ama Özal’ın söylediği başkaydı. Siyasilerin boş keseden attığı sözlerden farklıydı. Bir temeli vardı çünkü.
Neydi peki “Çağ atladık” sözünün temeli?
Özal’la birlikte Türkiye’de her şeyi devletle birlikte açıklamaya dayalı, devletin söylediklerinin dışında hareket etmeye kapalı sisteme artık tersinden bakılmaya başlanmıştı.
İlk kez serbest piyasa ekonomisinden, ilk kez özelleştirmeden bahsedilir olmuştu. Bırak bahsetmeyi uygulamalar başlatılmıştı.
“İnsan odaklı” siyaset ve hizmet anlayışı devreye sokulmuş.. Kişisel özgürlükleri, temel hak ve hürriyetleri artık sadece ülkenin aydınları değil, Başbakanı da konuşur olmuştu. Tam anlamıyla yeni bir döneme girilmişti ülkede.
Kısacası “Millet devlet için değil devlet millet için vardır” dönemi başlamıştı. İşte Turgut Özal buna demişti “Çağ atladık” diye.
************** ***************
Başarmış mıydı? Gerçekten Özal, dediği ‘çağ’ı atlatabilmiş miydi?
Dedim ya yeni bir dönem başlamıştı diye.. İşte o yeni dönem, devletçi ekonomiden serbest piyasa ekonomisine geçilen yeni dönem hiç geri dönmedi. Sürekli gelişiyor-dönüşüyor. Her alanda varlığını göstermeyi, ülkemizdeki yeni hayat tarzını kurmayı sürdürüyor.
Yani geriye dönüş, hiçbir alanda devletçi ekonomiye rücu söz konusu değil. Demek ki başarılmış, gerçekten bir dönem kapanmış yeni bir dönem başlamış. Yani Rahmetli Özal ülkemize gerçekten çağ atlatmış.
************** *************
Serbest piyasa ekonomisi temelinde Türkiye’de hemen her kurum, her kuruluş sürekli hareket halinde. Değişiyor, dönüşüyor, kendini yeniliyor.
Ülkemizde değişim ve dönüşümün en hızlı yaşandığı alan ise sağlık alanı.. Sağlık Bakanlığı, bırak olmasını beklediğimiz hayalini bile edemediğimiz hizmetleriyle kurum içinde tam bir devrim gerçekleştirdi.
Rahmetli babamı 2006 yılında İstanbul’da özel bir hastanede kalp damarlarından bypass ameliyatı yaptırmıştık. Ameliyat öncesi ne hasta kuyruklarında sıra bekledik, ne günler sonrasına randevu verildi. Gittik, hastaneye girdik. İki gün boyunca gerekli muayene ve tahliller yapıldı, anjiyo gerçekleştirildi. Anjiyo sonucuna göre ameliyata karar verildi. Ardından ameliyat yapıldı. Ameliyatı son derece konforlu bir ortamda, son derece ehil doktorlar yaptı.Bir hafta sonra babamı taburcu ettiler. Hastaneye ödeme yapmaya gelince, beş kuruş para almadılar.
Bütün bunları sanki bir rüyada gibi yaşadık, inanılması güç bir rüya..
************* *************
Geçtiğimiz Arife günü mezar üstüne giderken annesi bizim aile mezarlığımızda yatan halamın torunu da bizimle geldi. Halamın torunun eşi 22 yıl önce 35 yaşında böbrek yetmezliğinden ölmüştü. O gün Rahmetli Hüseyin Enişte geldi gözümün önüne.. Ölümüne yakın konuşmuştuk. Demişti ki.. “Musa, bu benim böbreklerimin bir makinesi varmış. Ona bağlanırsam ölmüyormuşum.”
Rahmetli Hüseyin Enişte’nin dediği makine diyaliz makinesiydi. Ama nerde.. Bırak Ünye’yi o yıllarda Samsun’da bile yoktu. Parası olanlar için Ankara’da, İstanbul’da vardı sadece. O da birkaç hastanede.
Tabi Hüseyin Enişte çok geçmedi, böbrek rahatsızlığı onu genç yaşta çoluk çocuğundan kopardı, dünyadan ayırdı.
Arife günü mezarlık dönüşü eve geldim. Kapının önünde diyaliz hastalarını Ünye’deki diyaliz merkezine götürüp getiren servis aracı duruyordu.
Aracın içinden, aynı binada komşu olduğumuz böbrek hastasını indiren servis görevlisi, hastanın kolunun altına girdi, daire kapısına götürdü evine teslim etti. Anlaşılan hasta o gün merkeze gitmiş, diyaliz makinesine girmiş, böbreklerini temizletmişti.
İşte o an rahmetli Hüseyin Enişte geldi gözlerimin önüne, bana söylediği sözleri hatırladım.. Onun bu dünyaya genç yaşta veda ettiği o günlerde parası olanın gidip Ankara’da, İstanbul’da girebildiği diyaliz makinesi mahrumiyetini hatırladım.
************* *************
Şimdi ise gelinen noktaya bak. Diyaliz makinesi hizmeti Ünye’de veriliyor. Hem de hastalar evden servis aracıyla alınıyor, merkeze götürülüp makineye bağlanıyor. İşlem bitiyor, getirilip eve kapıya teslim ediliyor.
Şimdi buna “Nerdeen nereye..?, demeyeceksiniz de neye diyeceksiniz?
Seksenli yıllarda sistemde çağ atlamıştık ya.. İkibinli yılların ilk on yılı içinde de sağlıkta çağ atladık..
Öyle değil mi?