Önceki gün “Sağlıkta çağ mı atladık?” başlıklı bir yazı yazdım okuyan okurlarım bilirler.
Yazıda kendi şahsi hayatımdan iki somut örnekle ve ayrıca yakından takip ettiğim gelişmeleriyle ülkemizde sağlık alanında çağ atlandığına dikkat çekmiştim.
Yazı ile ilgili kanaatlerime büyük çoğunlukla insanların katıldığını gördüm.
Ancak bir kişi telefonla aradı ve beni bir hayli eleştirdi. Eleştirdi hafif kalır azarlayıp, payladı. Hakaret etti.
Dün akşam arayan aslında pek tanımadığım, ancak beni çok iyi tanıdığını söyleyen bu kişi tam anlamıyla açtı ağzını yumdu gözünü veryansın etti.
Neymiş de ben son zamanlarda AK Parti’yi öven yazılar yazıyormuşum.. AK Parti’nin tam bir ‘yalakası’ olmuşum.
Aman ne sözler, ne sözler..
Kapatmadım telefonu.. Baştan sona bazen haddini aşan, hakarete varan sözlerinin tümünü sabırla dinledim.
Konuştu, konuştu.. Sonunda yoruldu mu nedir, sesi kesildi sustu..
Kendisine; “Bitti mi?” diye sordum.
“Bitse ne olacak, benim konuştuğum bana kalacak. Siz yazarlar hep böylesiniz, işinize geldiği gibi yazmaya devam edersiniz” dedi.
“Tamam, sen öyle düşünmeye devam et, ancak şu sorduklarıma lütfen cevap ver” dedim.
En son hastaneye ne zaman gittiğini sordum. Birçok rahatsızlığının olduğunu sık sık hastaneye gittiğini söyledi. Ayrıca eşi de rahatsızmış, o nedenle de zamanlarının büyük çoğunluğu hastanede geçiyormuş.
“O halde seninle daha rahat konuşabiliriz. Çünkü sen sağlıktaki değişmenin ve gelişmenin ne olduğunu en yakından gören, yaşayan birisisin” dedim.
“Tabi biliyorum, her şeyin farkındayım. Daha önce ameliyat olmuştum. Hastane tarafından istenen parayı yatıramadığım için hastanede üç gün rehin kalmıştım” dedi ve devam etti: İyi de sen bunları niye büyütüyorsun ki.. Bütün bunları yapmak zaten hükümetin görevi değil mi?
Kesinlikle görevi olduğunu söyledim. Ancak, daha önceki hükümetlerin de böyle bir görevi olduğu halde yapmadıklarına/yapamadıklarına dikkat çektim ve şunları söyledim: “Daha birkaç yıl öncesine kadar insanlar hastane kapılarında kuyruklarda olsun, verilen aylar sonrası randevularla olsun bırak iyileşmeyi daha da hasta oluyorlardı. Bak sen de rehin kalmışsın, yeni dünyaya gelen bebekler dahi rehin kalıyor, dünyaya geldiklerine daha ilk günden pişman ediliyorlardı. Bugün var mı böyle bir şey?”
Benimle bu konuda aynı düşündüğünü söyledi ve şöyle dedi: “Ben de biliyorum bütün bunları. Biz eşimle hasta hasta yaşıyor, nasıl olsa gücümüz yetmez diye hastaneye, doktora gitmiyorduk. Bugün tamam istediğimiz doktora gidiyor, istediğimiz bütün muayeneleri oluyoruz. İlacımızı rahat rahat alıyoruz.”
Bu sefer sözünü kestim, “Peki bu nasıl iş ki.. Sen hem böyle diyorsun, hem de böyle olduğunu yazdığım için beni yerden yere vuruyorsun. Bu nasıl iş? diye bu sefer ben çıkıştım biraz sert sesle bağırdım kendisine.
Verdiği cevap karşısında nutkum tutuldu, dondum kaldım. Bakın ne dedi: “Siz ya çok safsınız ya da bilinçli olarak göz yumuyorsunuz. Nasıl anlamazsınız bu adamlar böyle hizmetler vererek halkın gözüne girmek, böylece iyice güçlenip ülkeye şeriat rejimini getirmek için çalışıyorlar. Ben hasta, doktor istemiyorum. Bıraksınlar hasta hasta yaşayıp öleyim ama şeriat rejimi gelmesin.”
Bir süre sustum ve dedim ki; “Bu duyduklarıma inanamıyorum. Bu nasıl bir vehimdir ki hasta hasta yaşamayı hatta ölmeyi göze alabiliyorsunuz? Siz yapılan işi, hizmeti destekleyin, inkar etmeyin, ondan faydalanın. Hasta hasta yaşamayın, ölmeyin. Bu hizmetlerden yararlanmak herkesin ve sizin en doğal hakkı.. Hükümet bunları yaparken ayrıca bir başka yerde, bir başka şekilde toplumu rahatsız edecek uygulamalar yapıyor, insan hak ve özgürlüklerine karşı mı hareket ediyor. Bir kesime dayanarak, bir başka kesim üzerinde baskı mı uyguluyor. Orda tepki koyun. Hep birlikte tepki koyalım, karşı çıkalım.”
Bu sözlerim de fayda etmedi, o yine bildiğini okudu ve dedi ki; “Bu söyledikleriniz toplumu uyutma siyaseti. Böyle diyerek AK Parti’nin ekmeğine yağ sürüyorsunuz. Biz uyumayacağız, gerekirse savaşacak, şeriat rejimini bu ülkeye sokmayacağız.”
*************** **************
Bu konuşmadan sonra düşündüm, “Acaba böyle düşünen, bu vehimlerle yaşayıp kendini ruh hastası yapan insanların sayısı çok mudur ki?” dedim.
NOT: Bu kişiye bütün bu konuştuklarımı köşemde yazacağımı söyledim. Yazmamamı, eğer yazarsam da ismini yazmamamı söyledi ve şöyle dedi: “Çünkü AK Parti eline geçirdiği ilk fırsatta beni İran’dakiler gibi idam eder.”