Geçen hafta şehir parkımızı ve pislik içindeki kumsalı yazarak buralara dikkat çekmiş , “belediye buralara bakmıyor kime başvuracağız” diyerek kaymakam Dr. Osman beyi buraları gezmek ve ilgilenmesi için davet etmiştim. O da ilgilenmezse Ordu’dan valimizi davet edeceğimi yazmış, valimiz hazır gelmişken anneme birde hamsili pilav yaptırır valimize hamsili pilav ikram ederim, annemin hamsili pilavı şahane olur” demiştim.
O akşam gittim anneme söyledim:
-Anne” dedim “hazırlıklı ol yakında çok değerli bir misafirimiz olacak.
-Hayırdır kim geliii?
-Valimizi, davet edeceğim.
-Valiyi mi, töğbe estağfurullah, gelsin buyursun şeref verir de vali işi de nerden çıktı şimdi?
-Anne şu park işini önce belediye başkanına ve kaymakama yazdım, onlardan bir netice çıkmazsa sayın valimizi Ünye’ye davet edip parkı ve kumsalı göstereceğim “lütfen şuraya bir çare bulun” diye.
-Belediye başkanı ile kaymakam gücenmez mi sana “bizi niye hamsili pilava davet etmedin bizim başımız kel mi?” derlerse.
İş Yapmayana Pilav yok
-Kel mi, kör mü ben anlamam, koysunlar bankları parka, temizlesinler kumsalı, pilavı hak etsinler. Sen de onlara kıralından bir hamsili pilav döşenirsin..
-Sonra onlar, “mademki bu işin ucunda pilav vardı da daha önce niye yazmadın Karaduman, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın bank mı istiyorsun al sana bank” demezler mi?
-Desinler, koysunlar bankları parka, temizlesinler kumsalı ondan sonra çalsınlar kaşığı hamsili pilava öyle bedava pilav yok.
-Ben senin ne fışgılar garuşduduğunu bir türlü anlamadım..
-Park diyorum anne park.. Sen ne diyorsun şu parkla kumsalın pisliğine?
-Nolmuş parka ve kumsala, şimdi sıra parka mı geldi?
-Hani bizim parkımız vardı ya, yaz akşamlarında herkesin çoluk çocuğuna hava aldırdığı park, orayı kiraya vermişler, çaycının sandalyesinden başka oturacak yer yok, çaycı da bir şey içmeden oturtmuyor, ben de garibanların oturması için birkaç bank koyulsun diyorum, taşlara oturuyor vatandaş dedikleri insanlar.
-Kim yapiii bu işleri, ben şimdi gitsem oturacak yer yok mu?.
-Yok, yalnız çaycının sandalyesi var.
Bu şehrin sahibi yok mu?
-Şaşumuş mu onlar, böyle iş nerde görülmüş, bu memleketin bir sahibi yok mu?
-Bunları yapan memleketin sahibi anne, şehri teslim ettiğimiz Şehrül-emin, yani belediye başkanı
-Daha böyük kimse yok mu?
-Var, Kaymakam
-Siz de ona söyleyin
-Söyledik bakalım.
-Allah Allah böyle şey olur mu neden öyle yapilar, kimse sesini çıkarmıyor mu?
-Çıkarmıyor anne, Ünyeliler haşlanmış kurbağaya benzemiş. Belediye bilerek ve kasten parkı bakımsız ve pis bırakıyor. Sonra da diyecekler ki zaten orası pisti.. Çamlığa dedikleri gibi.. Yıllardır yazıyoruz, çamlığa bakım yapın, eski ağaçları kesin yerine yeni ağaç dikin, tabana toprak dökün diye. Kasten yapmadılar, şimdi diyorlar ki orası zaten bakımsız ağaçlar eski, en iyisi otel yapmak. Vay uyanıklar, vay kasaba kurnazları, bizi enayi yerine koyuyorlar ya helal olsun. Geçende belediye başkanı demeç vermiş “turizm istiyorsak otel şart” demiş.
-Peki, ne turizmi yapacakmış başkan?
-Biz turizm istemiyoruz, çöpleri toplasınlar yeter. Yollar sokaklar çöplük içinde, kumsal çöplük içinde, tarihi eserler çürümüş, gelenlere bu sokakları mı göstereceğiz, denizin kenarındaki çöplüğü mü göstereceğiz, Ünye’de neye bakacak turist,? Otel şartsa gitsinler doldurdukları parkın ortasına yapsınlar en iyi oraya yakışır.
Ordu’da Vali Var
Güya başkan uyanıklık yapıp turizmi yutturarak otel için kamuoyu hazırlıyor, sonra yine çamlık gelecek peşinden. Bir iki borazancı başısı da onu destekliyor.
-Kaymakam ne yapacak bu işe?
-Şehrin en büyük mülkiye amiri, ne yaparsa yapsın, çağırsın başkanı, “Bak Ahmet Bey kardeşim, böyle böyle bir durum varmış ne diyorsun” desin
-Demezse ne olacak?
-Demezse Ordu’da Vali var.. Dedim ya valimizi davet edeceğim Ordu’dan.. Onun için hazırlıklı ol valimiz gelmişken onu hamsili pilava alalım.
-Ya belediye başkanı ve kaymakam da gelirse vali ile pilava
-Bu işleri düzeltmedikçe onlara pilav milav yok, bir bardak soğuk su içerler.
-Ne zaman olacak bu iş?
-Biraz bekleyeceğiz, bu Pazar sabahı kumsalı yarım yamalak temizlediler. Ama kayık hurdaları ve kayıkçıların hurdaları aynen duruyor.. Kimse bu kayıkları düzgün çektirmeyi beceremiyor, başka sahil şehirlerinde bu kayıklar yağlı boya tablo gibi.
Kayıkların üzerine örtülmek için yapılan brandalara dikilmiş Türk bayrağı da çöpe atılmış.
İstanbul’dan sevgiler,selamlar..