22 Aralık 2010 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
"Güzide Basın"
yasar.karaduman@gmail.com

Atmışlı yılların başı idi, elinizde tuttuğunuz bu gazete ve matbaası yeni kurulmuştu Ünye’de ilk matbaa ve ilk gazete idi. Ortaokulda öğrenciydim, tatillerde, hafta sonlarında bazen akşamları bu gazetede çalışıyordum.  Bir şekilde yazabilme yeteneğim vardı, doğrusu, ilkokul öğretmenim Ömer Çam  keşfetmişti bunu.. Bana hep: “Sen ilerde çok meşhur bir yazar olacaksın” demişti. Meşhur bir yazar olamadım ama şehrimin sorunlarını dile getirecek kadar becerdim.

Bir de Süheyla’ya mektup yazacak kadar.

Ondan önce Emine’ye yazmıştım. O zamanlar “aşk mektupları örnekleri” diye bir kitap vardı oradan kopi yapmıştım, Emine anladı  “Sen mi yazdın bunları” dedi, utandım. Ama Süheyla’ya geldiğimde büyümüştüm, kendim de yazabiliyordum.

 

Süheyla ile Kızkulesinde

Süheyla ile İstanbul’da Üsküdar’da Kızkulesi’nde oturduk kahve içtik. Süheyla’ya kıyamam.. Annemle hep kavga etmişizdir gençlik yıllarımda Süheyla’nın yüzünden. “Ne yapcan o gara guru gızı, sana şu portakal Şükran’ı alalım, bıldırcın gibi her tarafı” diye.. Muska bile yazdırmıştı bana annem Süheyla’dan vazgeçmem için. Ben annemin bu muska işlerinden sıyırmadan iyi yırtmışım.

Rahmetli eşimi de sevmemişti annem, oysa güler yüzü ve kocaman gözleri ile çok şikayetçi değildim rahmetliden, ama o bize de kendine de bu güzelim dünyayı zindan etti gitti, ne zaman ona benzer birini görsem içim cız eder, onu çok özlüyorum.

-Annelerimiz sorun yaratmasaydı ikimiz de bu kadar üzülmezdik” dedi Süheyla.

-Senin annen param yok diye gitti seni paralı adama verdi, ne kadar içim yandı biliyor musun?

“Öyle suçlama, mecburdum sandığın kadar kolay olmadı.

Benim Süheyla ile hikayem bitmez, biz konumuza geri dönelim, umarım sizi bu eski sevdanın eski hikayesi ile sıkmıyorumdur.

 

Elli yıl geçti

Gazete o yıllarda ilk ve tek gazeteydi Ünye’de, üç kişiydik, sahibi bir dizgici ve herşeye bakan ben. Ben dizgici ben baskıcı, ben yazar, ben haberci, ben köşe yazarı, spor yazarı, foto muhabiri, adliye muhabiri, spor muhabiri, polis muhabiri yazıişleri müdürü, gazetenin dağıtıcısı her şey ben, başka kimse yoktu. Ünye basın tarihi beni bunları Ünye’de ilk yapan kişi olarak kaydetmiştir. Ayrıca Ünye Basın tarihi beni ilk mahkemeye verilen gazeteci olarak ya yazmıştır.

O günlerin üzerinden tam elli yıl geçti.Şimdi  gazete, dergi, radyo, televizyon olmak üzere yüzün üzerinde  basın emekçisi var Ünye’de..

Fakat halen basına çok sıcak bakılmaz. Çünkü basın tüm dünyada olduğu gibi Ünye’de de güçtür. Basın nerde yamukluk var belgeleyerek yazar. Biline ki yazdığımız şeyin belgesi cebimizdedir. Hakaret ve yalan dışında belgeleyeceğimiz her şeyi yazarız. Gazeteciler korkulacak adam değillerdir.  Yamuğu ve yanlışı olanlar gazeteciden çekinir. Bu gücü kötüye kullanan arkadaşlar da çıkmıştır. Bir ağaçtan okta çıkar, bok da.  Küçük yerlerde yazmak çizmek zordur. Eski gazetecilerden Uluç Gürkan bana: “Ben de kendimi gazeteci sanırdım, sizin yaptığınız şeyi kesinlikle yapamazdım.” demişti.

 

Güzide Basın

Yine konumuzun biraz dışına taştık. Şu güzide basın işini yazacaktım.

Hemen her yerde konuşmacılar, topluluğa hitap ederken basına da “basınımızın güzide temsilcileri” diye hitap ederler. Bu ifadeye her seferinde sinir olurum.  Bu basını yalandan yağlama faslıdır. Basın beş dakikalığına “Güzide” olur.

Sonra bir bilgiyi almak için anamız ağlar. Mesala bir okulla röportaj yapacağız, izin lazım.. Neye izin lazım?  Okulda kaç öğrenci olduğu devlet sırrı mı? O, milli eğitim müdürüne, o da kaymakama soracak, kaymakamında basınla arası biraz limonidir.  

Belediye bu konuda daha esnektir. Başkan yardımcıları sağ olsunlar yardımcı olurlar, arada bir topu başkasına atıp arazi olanlar da vardır... Hakkını yememek lazım başkan en bıçkın ve en yakışıklı delikanlıları kendine yardımcı yapmış..Ünye emin ellerde.. Yalıkahvesi kumsalı ile şehir  parkının pisliğini görmezsek.. Gazeteciye kızmayı bir türlü anlayamıyorum, bize kızanlar önce işlerini doğru yapsınlar.

 

Son olarak bir anı

İşte o ilk gazetecilik yıllarımda, acemilik, gençlik ve bilgisizlikten  bir sürü komik ve trajik olay geldi başıma. Bir gün karakoldan telefon ettiler,köprübaşında bir cinayet işlenmiş “bir haberci ve bir foto muhabiri gönderin” dedi komser ..Vay anasını, dedim  başkalarında foto muhabiri de var. Biz de her şeye bir adam bakıyor o da ben. Hemen kaptım fotoğraf makinasını onu da Hürriyet gazetesi vermişti bana ödül olarak, koştum, ölü yerde yatıyor, yüzüne gazete kağıdı örtmüşler, komser  yüzündeki gazete kağıdını kaldırdı ben makinayı ayarladım, adam alnından vurulmuş yüzü gözü kan içinde, gözleri de açıktı, o an ölü ile göz göze geldim, kanları gördüm,  gözüm karardı, başım dönmeye başladı tutunacak bir yer aradım…..

Gözümü açtığımda beni yatırmışlardı, kan tutmuş bayılmıştım..

Beni kan tutuğunu ilk defa orada fark ettim, ileride bu kan tutma işi birkaç kere daha başıma gelecekti

Güzide basından hepinize sevgiler.

Gelecek hafta annemden harika bir hikaye var size..



Bu Haber 788 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI