Yazının başlığına bakıp ta büyük tepki alan Kanuni Sultan Süleyman devrinin anlatıldığı“Muhteşem Yüzyıl” adlı dizi hakkında yazacağımı sanmayın.. Ünye’de de benzeri bir sürü komedi oynanıyor, bugün onlardan birini anlatacağım. Sizde : “Vay anasını, burası Afrika mı?” diyeceksiniz
Artık Uganda demiyorum, geçenki yazımda bizim çöplük halinde duran parkımız için burası Uganda parkı mı demiştim, eleştiri geldi,”beğenmediğin Uganda bir çok konuda dünyada bizden ileri” diye..
Bu “Muhteşem Yüzyıl” dizisi hakkından benim de diyeceklerim var.
Cuma günü burada beni izleyin lütfen. Yarı ise yine “Muhteşem Heykel” adlı
yazımla yine buradayım .
Adamlar koskoca Kanuni devrini pehlivan tefrikasına benzetmişler. Çarpık çurpuk cariyeler, yamuk harem ağaları, homoseksüel bakışlı padişah, kıldan tüyden vezirler, bilgisayar çıktısından Topkapı Sarayı.
Birazcık benim de bilgim var bu konuda.. Kanuni’yi, çocuklarını, kızı, Mihrimah Sultanı, en değerli şehzadesini boğdurmak zorunda kalan Muhteşem Süleyman devrini biraz bilirim. Yakında size Mimar Sinan’ın aşık olduğu kızı Mihrimah Sultanı yazacağım. Biz şimdi konumuza gelelim
Muhteşem köylü pazarı rezaleti
Ünye Afrika’da bir yer mi?
Bu yazıyı yazmamak için çok direndim belki uyanırlar diye.. Başta reisleri arkada tayfaları takım halinde her hafta yeni yaptıkları doldurma parkı dolaştılar da bir kere de akıllarına “Köylü Pazarı”na gitmek gelmedi. Ben yazdım, bu paslı tezgahlar, bu pislik, bu çöplük içinde pazar olmaz diye, Musa Kıroğlu yazdı yine tınmadılar. Doldurma parklarına renkli ışıklar için milyarlar harcarken zavallı köylünün iki domates satacağı pazara iki adi ampul takmayıp onları karanlıkta, yağmur altında, çamur ve pislik içinde bırakmalarını hazmedemedim.
Afrika’da bile olmayan ve insan onuruna yakışmayan bir rezalet bu.. Akşam dört buçuktan sonra hava karardığı zaman burada ışık yok. Köylü kadınlar karanlıkta bekliyorlar. Işık olmadığı için kimse alışverişe gitmiyor, oysa ışık olsa daha iki saat kalacağız diyor köylüler..
Verilen sözler tutulmadı
İnanılır gibi değil değerli okuyucular, karanlıkta duruyorlar köylüler pazarda.. Sorduk: “Biz defalarca söyledik yapmadılar” dediler. Ayrıca burada ışık olmadığı için bazı insanların gece buraya her amaçla geldiklerini söylediler.
“Bize verilen sözün hiçbiri yerine getirilmedi. Su tuvalet, mescit, ve temiz bir pazar sözü verdiler.. Tuvalet iki göz portatif yetersiz ve kullanışsız, tezgahlar paslanmış, su yok, ayağımızın altındaki taşlar yamuk yumuk. Yazın üstümüzdeki branda ve eternit güneşten ısınıyor cehennem gibi sıcak tepemize geçiyor, etraf çöp ve pislik içinde” diyor köylüler
Akıl alacak gibi değil..
Geçtiğimiz Çarşamba günü pazarın ve köylülerin halini görecektiniz, pazarın yarısının üzeri açık yağmurdan insanlar titriyor, kendi imkanları ile plastik alıp demirlerin üzerine koymuşlar.
Ben bu şehre belediye başkanı olacağım da bu insanları açıkta yağmurun altında bırakacağım.. Bütün belediye personelini sokağa döker “gidin ne yaparsanız yapın bir saatte pazarın üzerini plastikle de olsa örtün.” derim
Üstelik Zamlı Tarife
O gün pazarda zabıtalar elinde makbuzlarla bu insanlardan para topluyorlardı. Üstelik, yüzde yüzle, yüzde dörtyüz arasında zamlı. Hem paslanmış tezgahlar, hem çöp içinde bir çevre ve zam..
Ünye, köylüsüne bir pazaryeri yapmaktan bu kadar mı aciz?
Ben belediye başkanın yerinde olsam bütün başkan yardımcılarını ve daire müdürlerini toplar bu Çarşamba köylü pazarına gider özür dilerim..
Bu rezalet ancak köylüye giderek iyi pazar yeri yapma sözü verip özür dilemekle temizlenir.
İnsanın sorası geliyor, bir tarafta sefalet, pislik, çamur, yağmur, paslı pazar tezgahları ve ışıksız, susuz, karanlık bir köylü pazarı, bir tarafta çuvalla para dökülerek yapılmış bol fıskıyeli, bol pavyon ışıklı doldurma park.
Başka şehirlerde bu pazarlar bir yağlıboya tablo gibi. Herkes köylüsüne en iyi pazaryerini yapmış..
Pazarcı sınıfının bir de dernek başkanı varmış o gün pazarda aradım bulamadım. Ben onun yerinde olsam tayfamı toplar gelecek hafta pazarı doldurma parkta kurarım orada nasıl olsa bolca ışık var her renkten, mavi kırmızı mor.
Bir de muhteşem heykel var
Bir de “Muhteşem Heykel” var onu da yazacaktım, yerimiz kalmadı. Ortaçarşı’daki ayakkabı tamircisi heykelini Ankara’ya götürmüşler fuarda Ünye standına dekor olarak koymak için.
Ben ne yazayım şimdi?
Bir kafa bunu yapmışsa söylenecek hiçbir şey yoktur. Boşuna çenemi yormayayım.. Deniz kenarına kelek yel değirmenleri yapan mantıktan başka ne beklenir. Vay başımıza gelenlere..
Ben yarın yine buradayım.
Yarın, “Muhteşem Heykel”