Din görevlileriyle ilgili birini bizzat yaşadığım, birine de yakından şahit olduğum iki olayı anlatarak girmek istiyorum bugünkü yazıma.
Birincisini 1986 yılında Saraçlı’daki imamla yaşadım. O yıllarda arıcılık yapıyordum. Kışın kovanları Orta Saraçlı’daki evimizin bahçesinde tutuyordum. Dolayısıyla zaman zaman bakımlarını da gidip orada yapıyordum.
O yıllarda şehirde ticaretle de uğraştığımdan arılarla ilgilenmeye çok vaktim olmuyordu. Örneğin; gece yatsı sırasında verdiğim yem kavanozlarını sabah ezanı sırasında geri almam gerekiyordu. Akşam git karanlıkta yem ver, sabahın köründe git kavanozları geri al. Çok zor oluyordu.
O yıllarda mahallenin imamı henüz lojmanı olmadığı için Saraçlı’daki bizim evde kalıyordu.
İmama dedim ki; “Hocaefendi akşam kovanlara bıraktığım kavanozları sabah namazı sırasında sen alabilir misin? Eğer alırsan beni büyük bir zahmetten kurtarır, ben de sana bal hediye ederim.”
Hocaefendi aynen şöyle dedi: “Ben güzele güzel demem güzel benim olmayınca.”
Demek istedi ki Hocaefendi, “Senin arılarından bana ne?”
Hocaefendi o sırada Saraçlı’da bizim evde kalıyordu ve biz kendinden herhangi bir kira parası falan da almıyorduk. Ayrıca bahçede ekip dikiyor, yiyip içiyordu.
Dolayısıyla biz Hocaefendi’nin düşüncesinden hareketle hiçbir zaman kendisine “Senin evin yoksa bize ne?” demedik. Orda istediği kadar kalmasına müsaade ettik.
************** *************
İkinci olay bu imamın emekli olmasının ardından yine aynı camiye atanan imamla yaşandı.
İmamefendi mahalleye geldi, daha önceki imanın aksine birilerini diğerlerine takmadan herkesle aynı mesafeden bir gönül köprüsü kurdu. İster cami cemaati olsun isterse olmasın istisnasız herkesle konuştu, görüştü.
Hele bir şeyi yaptı ki bütün imamlara örnek olsun diye özellikle anlatıyorum: Bu Hocaefendi hemen her gün içen sarhoş birisiyle özel olarak ilgilendi. Onu bu kötü huyundan vazgeçirdi, eğitti. Şimdi o şahıs namazlarda müezzinlik yapıyor.
Yine bu Hocaefendi daha önce pislikten, pis kokudan girilmesi mümkün olmayan cami lavabo ve tuvaletinin bakımını yaptı, tertemiz etti. Bugün o lavaboya ayakkabı çıkartılarak, terlikle giriliyor. Tertemiz ortamda ihtiyaç gideriliyor.
************** *************
İki din görevlisi.. İki hocaefendi/imam.. Ama birbirinden 180 derece farklı iki farklı vasıf. Ne diyeceksiniz.. Beş parmağın beşi bir mi? İsterse imam/hocaefendi olsun bir değil..
*************** **************
Dün gazete büromuzu beraberinde Ünye Müftüsü Sn. Mustafa Bilgiç ile Çaybaşı Müftüsü Sn. Aydın Yığman olduğu halde Ordu’ya yeni atanan İl Müftüsü Sn. Mustafa Kolukısaoğlu ziyaret etti.
Sn. Kolukısaoğlu ziyareti sırasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın uygulamaya soktuğu Din Hizmetlerini Geliştirme Projesi ile ilgili olarak bizi bilgilendirdi.
Projeye göre; din görevlilerinin artık sadece cami görevlisi olmaları yerine toplumun, toplumdaki her bireyin her işi, her sorunuyla yakından alakalı cemiyet insanı olmaları sağlanacakmış.
Hedef kitlesi sadece cami cemaati olarak kalmayacak olan din görevlileri nerede, hangi mahalde görev yapıyorlarsa orada yaşayan herkesten sorumlu olacaklarmış.
Diğer taraftan müftülükler ise din görevlilerinin bu çalışmalarını kayıt altına alacak, başarı ve başarısızlıkları ile ilgili raporlar tutup, o din görevlisinin dosyasına koyacaklarmış. Dolayısıyla da din görevlisinin mesleki puanı, kıdemi işte bu raporlar üzerinden belirlenecekmiş.
Bu sözleri duyunca bizim önceki imam iyi ki emekli olmuş diye geçirdim içimden. Öyle ya, bu yeni duruma göre yanardı yoksa!
Ordu İl Müftüsü Sn. Kolukısaoğlu ziyaret sırasında şöyle bir ifadede bulundu. “Her insan her ne olursa olsun Allah hanesinin halkındandır. Dolayısıyla şu ya da bu demeden her insana hizmet verilecektir. Çünkü Allah katındaki üstün hizmet insana yapılan hizmettir.”
Ne kadar güzel bir ifade.. İnsanı nasıl da sarıyor, huzur veriyor..
Teşekkürler Sn. Hocam..