1968 yılında 13 yaşında ortaokul öğrencisiydim. Sanki ulusal ve uluslararası gelişmeler ve haberler benim ayrıca ilgi alanımdaydı.
Şöyle ki; ortaokul ikideyken bir gün Türkçe öğretmenimiz Saadet Kayadelen “Kimlerin evine her gün gazete giriyor?” diye sordu. Sınıfta biri ben üç kişi parmak kaldırdık.
Hocamız parmak kaldıran bu üç kişiye tek tek “Evinize hangi gazete giriyor?” dedi.
Ben, babamın her akşam eve Hürriyet Gazetesi’ni getirdiğini söyledim. Diğer iki arkadaşım birisi Tercüman, diğer birisi ise Cumhuriyet gazetelerinin evlerine girdiğini söylediler.
Saadet Kayadelen hocamız, bu sefer de evimize gelen gazeteleri okuyup okumadığımızı sordu.
Ben, gelen gazetenin her tarafını okuduğumu söyledim. Hatta önemli bulduğum haberleri biriktirdiğimi, haber koleksiyonu yaptığımı belirttim. Hocamız ilginç buldu, bir sonraki gün bu koleksiyonu sınıfa istedi.
O yıllarda harita metot defteri dediğimiz plastik kapaklı, geniş yapraklı defterlerin sahifelerine gazetelerden kestiğim önemli konu ve haberleri yapıştırarak hazırladığım koleksiyonlarımı sınıfa getirdim.
Hocamız derste bunları benden aldı, öğretmen kürsüsünde nerdeyse dersin yarısına kadar inceledi. Sonra sınıfta yanıma geldi. “Sen bunlara koleksiyon diyorsun ama öyle deme. Bunlar tam bir arşiv olmuş” dedi.
Ayrıca, o yıllarda yayınlanan Hayat Mecmuası da alınır, bizim evde takip edilirdi. Ben o dergiden de önemli bulduğum bazı bölümler için ayrı bir arşiv tutmuştum.
Sonra hocamız sınıfa döndü dedi ki; “Arkadaşınızı kutluyorum. Hem gazeteyi, hem de dergiyi çok sıkı izlemiş. Önemli bulduklarından arşiv tutmuş. Bakın bazı konuları ayrıca arşivlemiş. Bunlardan birisi de 1968 Meksika Olimpiyatları haberleri ve resimleri.”
Hocamız aldı eline Meksika Olimpiyatları arşivimi sayfa sayfa sınıfa gösterdi. En son sayfaya geldiğinde ise yazdığım bir not vardı onu okudu sınıfa, şöyle yazmışım: “Güreşte iki altın madalya aldık. Bu haberi ilk duyduğumda sevinçten kendimi tutamadım ve bir süre ağladım. Bir de olimpiyatlara ev sahipliği yaptıkları için Meksikalılar ne kadar mutlu, ne kadar gururludurlar. Keşki Türkiye’de de olimpiyat yapılsa..”
Bu yazımı okuyan Hocamız, son kelimeleri okurken sesi titredi, gözleri sulandı. Sınıf arkadaşlarım da öyle.. Onlar da duygulandı, gözleri sulandı, hatta bazıları ağladı.
Aradan 43 yıl geçti. Bu süre zarfında Türkiye’de birçok uluslararası organizasyon düzenlendi. Birçoğunu yine televizyonlardan izledim. Ülkemin artık böyle uluslar arası organizasyonlara ev sahipliği yapıyor olmasından mutlu oldum.
Ancak, 27 Ocak Perşembe akşamı televizyonda 25'nci Dünya Üniversiteler Kış Oyunlarının açılışını izliyordum. Sanki rüya görüyordum. Benim ülkemde 58 ülkeden 3 binin üzerinde sporcunun katıldığı uluslar arası Kış Oyunları düzenleniyordu.
Ve organizasyon o kadar başarılı idi ki.. İçim titredi, ruhum coştu, gözlerim sulandı. Tutamadım kendimi ağladım, ağladım..
Hele ev sahibi ülke olmanın gururu ile stada en son giren Türk takımını gördüğümde, 1968 yılında arşiv defterime yazdığım “Keşki Türkiye’de de olimpiyat yapılsa..” temennim geldi aklıma..
Her ne kadar olimpiyat oyunları olmasa da Dünya Üniversiteler Kış Oyunları da uluslar arası çok büyük bir spor organizasyonu.. Ve biz bu organizasyona ev sahipliği yapan bir ülkeyiz.
Bu da gösteriyor ki ülkemiz olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yapmaya çok yakın. Onu da görür, o gururu da yaşarız inşallah.