Beni kuşağım ve üç aşağıya beş yukarı “Şirin Ünye”’yi benimle birlikte hatırlarlar. Bu gazeteye kuruluş yılı olan 1961 yılında daha ortaokulda öğrenci iken katıldım. Ogün bugün buradayım.. Geçende saydım otuz üç kaymakam on kadar da belediye başkanı gelmiş geçmiş… Bu gazetede yazmış arkadaşlarımın arasından bir bakan iki milletvekili bir belediye başkanı sayısız profesör, mimar, mühendis doktor, öğretmen, iş adamı esnaf, şair, yazar çıkmıştır.
Ünye’de ilk basın davasının mağduru da ben ve bu gazetedir.. Dönemin belediye başkanı bizi mahkemeye vermişti. Daha çocuk yaşımda, Toplu Basın Mahkemesinin çatık kaşlı hakimleri karşısında tir tir titremiştim.
Ben bu işe başladığımda doğan çocuklar bugün 48 yaşına geldiler.
Ne anlatmak istiyorum?...
Bir televizyon dört radyo, internetten yayın yapan Ünye siteleri ve gazeteler olmak üzere bir sürü medya organı var Ünye’de..
İyi, kötü herkes bir şeylerin ucundan tutmuş götürüyor. Bu işleri beceremeyen eğreti gazeteciler teker teker ayakaltından çekiliyorlar. Geriye kalan bir kaç çakma Ünyeli gazeteci de yakında tası tarağı toplayıp giderler.
Medyada her konuyu irdeleyen çözüm arayan, proje üreten öneri sunan bir sürü arkadaşımız var. Kimi ekonomi yazar, kimi sağlık yazar, kimi politik yazar, kimi yerel yazar, kimi genel yazar.
Ben ise, yazılmamış Ünye tarihini, tarihi dokuyu, Ünye geçmişte nasıl bir yermiş,iki bin yıllık tarihinde hangi evrelerden geçmiş, kimler yaşamış, hangi ünlüleri yetiştirmiş, evleri sokakları, kayaları, dağları, bayırları, denizi, kumu nasılmış, bunları yazar bu dokuya uymayan işleri de eleştir, bunlar, buraya uymaz derim..
Peki ne uyar?
Diye sormazlar.
Sıra onları da yazmaya gelecek..
Önce uymayanlara bakalım ..
Bu ara, Ünye’nin başka derdi yok mu, diyenler olacaktır.. Krizden dükkanları kapatıyoruz sen hikaye yazıyorsun diyenler olacaktır. Doğrudur… Onları da yazan var… Bir torba kömüre verilen hakkın geri dönüşüdür bunlar. Onları ekonomistler ve bu ülkeyi bu hale getirenler düşünsün, ben tarihçiyim, onların işine kareışmam.
Yerimiz yine daraldı..
Ünye’ye neler uymadı hemen onlara bakalım, gelecek hafta devam ederiz.
Başta bizi elli yıl sollayan Fatsa’ya özenilerek yapılan deniz dolgusu..
Tarih burayı yapanları yargılayacaktır bir gün..
Bu bir yürek yarasıdır..
Bunu kabullenmek o kadar basit değildir.
Bunu Ünye unutmayacaktır.
Yine Fatsa’ya özenilerek sahile kondurulan ve biracıların mekanı haline gelen ambar.. Bunlar şehrin içinde olmaz, bizim de var ama köyde evin yanında..
Lağım bacaları üzerine kondurulan yel değirmeni en büyük komedi.. Ne işi var yel değirmeninin Ünye’de?
Gelelim, meydanda Kabayel’in kapı direklerinin üzerindeki kelebek konmuş gibi duran pavyon dekoruna..
Bizimle dalga geçiyorlar galiba.
Alın size tarih..diye..
Gidelim daha ilerde yüzyılın önüne yapılan ve türbe misali yeşil ılıkla ışıklandırılan Ünye amblemli Türkiye haritasına ve daha ileride geçen haftaki köşemizde bahsettiğimiz sütunlar.
Bunların hiç birinin Ünye ile ilgisi yoktur.
İşte benim yaptığım bu uyumsuz şeyleri yazmak ve yapan arkadaşlara anlatmak.
Anlamak yerine, duygu sömürüsü yapıp orada burada bana sataşıyorlar, üzülüyoruz diyorlar, biz üzüyorsunuz, biz size ne yaptık diyorlar.
Benim sizler gibi değerli arkadaşlarımla bir sorunum yok..Sorunum yapılan işlerledir. Bu işler artık birer uzmanlık dalı oldu, uluorta olmuyor. Öğrenmekte bir erdemdir. Eleştiriye kızmanın, bir erdem olmadığı gibi.
Size hemen bir ipucu vereyim, Kabayel ve Varilci bu konuda değerli bir çalışma yaptılar. “Çeşmeler”.. Bizim çeşmelerimiz vardı, bir tane kaldı, “Odabaşı Çeşmesi”, onlardan bir tanesini eski yerine yapmayı neden düşünmediniz?.. Bu geçmişi geleceğe bağlayan taş çeşmeleri hiç gördünüz mü?..
Veya hiçbir şey yapmayın.. Olduğu gibi koruyun daha büyük hizmet etmiş olursunuz…
yaşar.karaduman@gmail.com