16 Şubat 2011 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
“Onlar Kuşların Gözleri Baba”
yasar.karaduman@gmail.com

 

Küçük kızın annesi onu doğururken ölmüştü. Babası ise İspanya'nın siyasi bir suçtan hapishanede mahkumdu. Babanın yılda sadece bir kez görüş hakkı vardı ve bu süre sadece yirmi dakika ile sınırlıydı.

Uzun zamandır bekledikleri gün gelmişti. Halasıyla birlikte hapishaneye gidip babasını ziyaret edecekti. Babasını daha önce de ziyaret etmişti. Önce kimlikler teslim ediliyor, sonra uzun sıra bekleme geliyordu. Ardından bitip tükenmeyecekmiş gibi gelen, sürekli açılıp, kapanan demir kapılar... Nihayet en son demir kapının önüne gelmişlerdi. Artık babasını kucaklayabilecek, ona çizdiği resmi hediye edebilecekti. Ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı. Gardiyan küçük kızın elindeki kağıdı işaret ederek; -O ne? diye sordu -Resim, babam için çizdim. -Ver bakayım Resimde  bir kuş vardı. Gardiyan resme şöyle bir göz attıktan sonra; -Özgürlüğü çağrıştırıyor kuş resmi yasak, bu resmi babana götüremezsin, diyerek resmi buruşturup çöpe attı.

Çok üzülmüştü küçük kız... Bu davranışa o kadar içerlemişti ki, hıçkırıklarına bir türlü engel olamıyordu. -Üzülme kızım, yine çizersin, dedi babası Ama küçük kızı teselli etmek bir hayli güçtü. Bir süre sonra, resmi çöpe atan gardiyan göründü kapıdan. -Görüş süresi sona erdi, dedi Küçük kız babası ile vedalaşıp ayrıldı. Aradan bir yıl geçti. Bir yıl sonra, yine o beklenen gün gelmişti. Küçük babasına yine bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Gardiyan sordu; -Bu ne? -Meyve ağacı. -Tamam, dedi gardiyan Baba kız hasretle kucaklaştılar, öpüştüler, sonra kız elinde tuttuğu resmi babasına uzattı. -Babacığım bunu senin için çizdim. Babası keyifle uzun uzun resme baktı ve sordu; -Ne güzel bir ağaç bu böyle, üzerindeki benekler ne, meyve mi? Küçük kız birden bire telaşlandı, endişeli gözlerle  etrafına bakındı; -Babacığım lütfen yavaş konuş, gardiyan duyacak!.. Sonra babasının kulağına uzanıp şu sözleri fısıldadı; -Onlar meyve değil, ağacın içine sakladığım kuşların gözleri!

 

Gelelim Sadede 

Belediyeciler Turizm fuarından döndüler.. Neler ettiler neler yaptılar, sorup yazacağız. Fuardan sonra bu yıl Ünye’de turist patlaması yaşanacak mı, yoksa yine biz bize Cumhuriyet Meydanı’nda çekirdek pisliği ve güvercin boku içinde mi oturacağız?

Fuara gitmeden önce belediyeye sorduğum sorular bekli unutulmuştur diye şöyle bir tekrar edip hafıza tazeleyelim, fuar davasına arada kaynamasın.  Bu işleri sırası ile çözecekler mi yoksa eski tasla eski hamam da aldığımız abdestle aynen devam mı edeceğiz?

 

Bunlar neydi?

Önce  belediyenin avukatlığına soyunup bana saldıran zavallı konusunda belediyeden  bir özür ve açıklama gelmedi, demek ki yapılanları onaylıyorlar.. Okey.. Biz de ona göre gardımızı alırız. Ben ve çevrem bu işin peşini bırakmayacağız, bu, bu zavallının arkasında duranlar tarafından iyi biline. Defterin bir kenarına yazdım..

Köylü pazarına gelince düzelene kadar benim gündemimden çıkmayacaktır. Gerekirse Valimizi Ordu’dan davet edip, siz nasıl doldurma parka götürüp ballandıra ballandıra anlattınızsa, ben de hem köylü pazarına hem mezbelelik hale getirdiğiniz şehir parkımıza ve insan onurunu zedeleyen Rus Pazarına götüreceğim.

Şehir parkı hakkında başkan yardımcısı İrfan Şahinden halen açıklama bekliyorum, bana anlattığı hikaye mi idi?

Ana caddeye kurulan Pazar ve oradaki etrafa hastalık saçan hela hakkında ne yapıldı?

Ordu Milletvekilli Hilmi Güler’in Buraya hayvan bağlasan durmaz dediği her türlü rezaletin sergilendiği Gogina parkı ne olacak?

 

Şehide Saygısızlık

Ziraat odasına paralel iki sokakta elektrik lambaları yok neden yok.  Onun paralelindeki Şehit Aydın Sezgin’in ismini verdiğiniz sokağın pis ve perişan hali şehidin mezarında kemiklerini sızlatıyor, sokak mı tarlamı belli değil, ışıksız  ve perişan, Afrika’da  bile böyle yer kalmadı. Biz  alt yapıyı hallettik diyorlar..Hangi alt yapıyı?. Helal olsun size, bizi enayi yerine koyuyorsunuz ya..Ya bu sokağı şehide yakışır hale getirin ya  da bu sokaktan şehidin ismini  kaldırın.

Park ve Bahçeler Müdürlüğüne

Kimsenin işine karışmak istemem, ben sadece  eleştiri hakkımı kullanıyorum, yapıp yapmamak size ait. Şimdi dallara su yürümeden  ağaç budama zamanıdır. Dokgöz dedem öyle yapardı, Zemheri soğukları geçip Mart’ta dallara su yürümeden eşeğine atlar doğru Bağlarbaşı’ndaki fındıklığa giderdi. “Budama mevsimi geldi derdi”. Baba dedem Veysel Kaptan ise hiç ağaçtan anlamaz o denizi iyi bilirdi.. Havayı koklar,”uşaklar motorları karaya alın deniz geliyor” derdi.

Şehirde, gelişigüzel büyümüş ağaçlara bir düzen getirmek lazım. Mezbebelik halindeki şehir parkında, Yalıkahvesinde deniz kenarında ağaçlar ile  Yüzüncüyıl”daki ağaçlar ile  karşı tarafta Vidinli apartmanının önünde bir  Erguvan ağacı var, geçen sene bitlenmişti, az daha biz de bitlenecektik, kapıyı pencereyi açamadık, yazdım kimse ilgilenmedi, bunları  ve diğer budanması gereken ağaçları lütfen düzenleyerek şehre modern bir görünüm kazandırın.. 

 



Bu Haber 654 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : Teşekkürler Tarih : 16 Şubat 2011 / Pazar Üye Adı :Bilgin Hasdemir
Sevgili Karaduman, Ünye ile ilgili her yazınız gibi bu yazınız da gerçekten Ünyeseverlik damgası olarak gerçeklerin üstüne vurulmuş. Sözünü ettiğiniz konularda, bir Ünyesever olduğuna inandığım Sayın Bekir Şimşek'in tuttuğunuz aynadan yansıyanların ortadan kalkması için yardımcı olacağına inanıyorum. Sevgilerimle
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI