İlk ödülü 1963 yılında bir dergide yayınlanan “Liza’ya Onyedinci Mektup” adlı şiirle almıştım. İkinci ödül İsviçre’de okuduğum “Drucktechnik und Graphische Fakülte”- “Baskı Tekniği ve Grafik Yüksek Okulu”nun verdiği “En başarılı yabancı öğrenci” ödülü, üçüncü ödül Hannover, Duruk Und Papiar- Kağıt ve Baskı Sendikasının verdiği yirmibeşinci yıl ödülü idi.
2006 yılında Ünye Gazeteciler Cemiyeti başarılı çalışmalarımı bir plaketle ödüllendirdi.
2009 yılında İstanbul’da “ Ertuğrul Fırkateyni’ndeki Ünyeliler” adlı araştırmam ödüle layık görüldü.
Son olarak Ünye Rotary Kulübü beni, yazar, araştırma ve gazetecilik dalındaki çalışmalarım ile Ünye Kent Kültürü ve Tarihine yaptığım katkılardan dolayı üstün başarı ödülüne değer bulmuştur.
Birkaç tanesi hariç bütün çalışmalarım Ünye üzerinedir. Bu şehirde yaşamış ve yaşayan herkesin bu ödülde payı var. Onları yazarak başardık, bu şehirde hayatlar ne kadar güzel yaşanmış bu şehrin insanları ne kadar güzellermiş ki ödüle değer görülmüşler. Bu ödülü onların adına aldım. Ünye Rotary Kulübü’nün değerli Başkan ve üyelerine teşekkür eder, sevgilerimi iletirim.
Osmanlıca
Bana devamlı Osmanlıca belge gönderen ve çevirmemi isteyen değerli okuyucum, benim Osmanlıcam kursta öğrendiğim Osmanlıca’dır çok iyi değildir. Osmanlıca sıkıntısını ben de çok yaşamaktayım, önemli belgeleri arkadaşlarıma okuturum,. Keşke bu ders okullarda seçmeli olarak okutulsaydı.. Geçmişle olan bütün bağlarımız koptu, geriye ait hiçbir belgeyi okuyamıyoruz.
Yetmişli yıllarda Hannover’de “Drucktechnik und Graphische Fakültet “Baskı Tekniği ve Grafik Yüksek Okulu”na başladığımda Almanca’yı iyi bilmiyordum. Derste notları Türkçe tutuyordum. Bir gün hocam tepeme dikilmiş bana bakıyordu:
-Mustapha (O bütün Türklere Mustafa derdi) ne çabuk öğrenmişsin yazmayı” dedi.
Önce ne demek istediğini anlamadım. Sonra tekrar sordu:
-Bist Du Taub? (Sağır mısın?) sana söylüyorum, bu kadar çabuk nasıl öğrendin böyle yazmayı?
Bir müddet sonra aklım başıma geldi, benzer bir şey bir kere daha başıma gelmişti. Hoca biz Türkleri halen Arap Alfabesi kullanıyoruz, yani Osmanlıca okuyup yazıyoruz sanıyordu benim Latin Alfabesi ile bu kadar seri not almama şaşırmıştı.
-Herr Rektör, biz o alfabeyi bırakalı seksen yıl oldu dedim.
-Ah Zoo, dedi, ( yaa öyle mi?)
İste o alfabe arada bir lazım oluyor, keşke onu da yazıp okuyabilseydik.
Mektupta ne yazıyordu?
Çalıştığım firma beni çok sık Almanya dışındaki ülkelerde yeni kurulacak matbaalarda görevlendirirdi. Yetmişli yılların sonlarında beni İsviçre’deki yeni matbaada görev almam için üç aylığına Zürich’’e gönderdi. Hafta sonları Hannover’e eve gidiyordum. Fakat işler üç ayda bitmedi, üç aylığına gittiğim İsviçre’de yedi yıl kaldım. Sonra çocuklar da Zürich’e geldiler. Almanya’da başladığım okulu bir yıl gecikme ile beş yılda Zürich’te tamamladım. Zürich çok güzel bir şehirdi.. Zürich gölüne karşı çok güzel bir evde otururduk.. Şimdi Ünye’de Yalıkahvesinde oturduğum evden görünen deniz ve koy manzarası bana Zürich’teki evimizi hatırlatır. Zürich’te çok mutlu oldum. Müzeler parklar, köprüler, tarihi binalar, Zürich gölündeki vapurlar, çok sayıda mesleki seminer, konferans, dil kurslarına, müzelere, opera ve tiyatrolara gitme imkanım oldu.
Bir akşam vapurla Zürich’e dönerken karşı loştukta oturan bir genç bir kız dikkatle bana bakıyordu, göz göze gelmemek için devamlı başımı başka tarafa çeviriyordum.. Fakat o ısrarla bana bakmaya devam ediyordu. Biraz sonra kalktı bana doğru geldi, kalkınca hamile olduğunu anladım, İtalyanca, siz İtalyan mısınız dedi, no sinyorina dedim, sonra elimdeki Almanca, Züricher Zeitung gazetesini görünce Almanca, Türk müsünüz dedi. Evet dedim. Ağlamaklıydı. Bana sıkı sıkı sarıldı sonra çantasından bir zarf çıkardı bunu okur musunuz dedi. Zarfı aldım Türkiye’den Kuşadası, Davutlar’dan gönderilmişti mektubu açtım okudum,
Aman Tanrım…
Ben bunu ona şimdi nasıl söyleyecektim.
En iyisi ben bu hikayenin devamını gelecek pazartesi yazayım..
Cuma’yabuluşmak üzere. Sevgiyle kalın, mutlu olun, hep gülün, her şeyi dert etmeyin, aşk, meşk kendiliğinden olur, Cuma günü sizlere son günlerini yaşayan bir bayanın: "Hayatımı yeniden yaşayabilseydim eğer” adlı son sözlerini yazacağım
Pazartesi: Mektupta ne yazıyordu?