14 Mart 2011 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
Monika’nın Mektubu
yasar.karaduman@gmail.com

 

Geçen hafta bir kısmını yazdığım bu mektup hikayesini biraz baştan alalım.

1970 yılında Nazilerin esir kamplarına yakılmak için Yahudileri taşıyan trenlere benzer bir trenle İstanbul Sirkeci garından Almanya’ya doğru hareket ettik. Bulgaristan, Balkanlar, Yoguslavya ve Austria’dan geçip bir sabah Münih’e indik. Birazdan gelecek olan Münih -Hamburg Kuzey ekspresini beklerken, yanıma yaklaşan Nazi subayı kılıklı iki Alman polisi köpeklere valizimi koklattılar. Köpek valizimi kokladıktan sonra yüzüme baktı ve kuyruğunu sallamaya başladı, köpekten korkmadığı gören Alman polisi bu sefer köpeğe beni de koklattı. Yedi yaşımda bir köpek tarafından ısırıldığımdan beri köpeklerle hep dostum olmuşumdur.

 

Zürih

Biraz sonra bindiğim Kuzey Ekspresi hareket etti. Ben altı saat sonra Hannover’de inecektim. Beni Hannover garında firmadan yetkiler karşıladılar.  Böylece uzun yıllar sürecek olan gurbet hayatım başlamış oluyordu. Çalıştığım firma beni çok sık Almanya dışındaki ülkelerde kurdukları matbaalarda görevlendirirdi. Bu yüzden Avrupa’da bir çok ülkeyi işim gereği bir çok ülkeyi de gezi amaçlı görme imkanım oldu. Yetmişli yılların sonunda da beni İsviçre’de kurulacak matbaada görev almam için üç aylığına Zürih’e gönderdi. Üç aylığına gittiğim Zürih’te yedi yıl kaldım. Zürih, göl kıyısında plajları ile herkesin başkent zannettiği, aslında İsviçre’nin “Zürih Kantonu'”nun başkentidir, Almanca konuşulur. Zürih'ten kalkan küçük vapurlar göl kenarındaki köy ve kasabalara uğrayarak bütün gölü dolaşırlar. ..Zürih, adını  Zürih Gölü'nden alır. İsviçre’nin başkenti ise Bern’dir.  

Burada eski ne varsa değerli bir hazine gibi korunmuş ve bugünkü kuşaklara aktarılmıştır. 200-300 yıllık binalar sanki dün yapılmışçasına bakımlı ve özenlidirler.. Kafka, Brecht, Lenin, Wilhelm Conrad Röntgen, Albert Einstein gibi birçok ünlü ismin müzeye çevrilmiş evleri bu şehirde bulunmaktadır. Biz halen bir evi müze yapmak için uğraşıyoruz Ünye’de

 

Zürih biraz Ünye’dir biraz İstanbul 

Ulaşım ve toplu taşıma sistemi İsviçre saatleri gibi dakiktir. Trafik? O da nedir?  

Bireylerin güvenliği, çevre, eğitim, sağlık, ulaşım, kamu hizmetleri gibi unsurları dikkate alan uzmanlara göre bu standarttaki şehirler;  sırasıyla şöyledir. İsviçre: Zürih, Cenevre Bern, Kanada-Vancouver, Austria-Viyana, Almanya-

Duesseldorf, Frankfurt ve Australya-Sidney’dir, İstanbul 107 incidir.

Zürih hoşgörülü, saygılı, insanda güven yaratan bir şehirdir. Binin üzerinde tarihi sokak çeşmesi ve heykel vardır, Şehirde gezilecek yerlerin arasında; Tarih müzesi,  Museum Für Gestaltung (tasarım müzesi) - Kilise - Opera - - Altstadt (eski şehir) - Tiyatro) - Botanischer Garten (botanik park) - Rathaus (belediye binası) - Barlar sokağı, Kunsthaus Zurich (Zürih sanat müzesi) – Spielzeug Museum-Oyuncak müzesi de vardır..

Türkiye’de herhangi bir şehrin belediye başkanlığına seçilen kişi kesin bu şehri görmelidir. Noksan hiçbir şey yoktur. Her şey muntazam işler. Hep düşünürdüm bu şehre belediye başkanı seçilecek kişi seçmenlerine acaba ne vaatte bulunurdu diye.

Zürih benim için biraz Ünye biraz İstanbul’dur..

 

Monika’nın Mektubu

Yine böyle bir akşam vapurla Zürih’e dönerken birden karşımdaki koltukta oturan genç bir bayanın dikkatle bana baktığını fark ettim. Tanıdık olamazdı, buralarda çok tanıdığım yoktu, birine benzetmiş olabilir diye düşündüm. Israrlı bakışları karşısında başımla hafifçe selam verdim.

O bundan cesaretlenmiş olacak ki oturduğu yerden kalktı bana doğru geldi,  kalkınca hamile olduğunu anladım, ayağa kalktım, İtalyanca “Siz İtalyan mısınız?” dedi. “Hayır “dedim. Sonra Almanca “Türk müsünüz?”   “ Evet “ Türküm” dedim.

Önce beni kucakladı, tanıdığı birine rastlamış gibi hafifçe gülümsedi, yer gösterdim oturması için “Çok sevindim Türk olduğunuza, karar veremedim İtalyan’a benziyorsunuz,  özür dilerim, benim adım Monika

Çantasından bir  zarf çıkardı  zarfın içindeki mektubu bana verdi, “Bunu bana okur musunuz burada ne yazıyor, bir Türk arkadaşım var, Türkiye’ye gitmişti çok zaman oluyor bir haber alamadım, sonra bu mektup geldi.. Ondan olsaydı Almanca yazardı, bana Türkiye’den mektup yazacak başka kimse yok.

Mektup Türkiye’den Kuşadası-Davutlar Beldesinden atılmıştı.

Mektuba açtım, aman Allahım…

Bu bir felaket..

Bunu ben şimdi üstelik hamile olan birine nasıl anlatacaktım. Hayatımda çok zor anlar, çok çaresiz anlar yaşadım ama bu başka bir şeydi, başıma hiç gelmemişti.

Monika nefesini tutmuş yüzüme bakıyor yüz ifademden bir şeyler anlamaya çalışıyordu

“Ne yazıyor çabuk söyleyin” dedi.

Gülümsedim, gülümsediğimi görünce yüzünün kasları gevşedi rahatladı..  Mektubu Monika’ya  başka  türlü tercüme etmeliyim diye düşündüm o an..

Mektupta aynen şöyle yazıyordu:

Çarşambaya: Mektupta Ne yazıyordu?

 



Bu Haber 563 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : NE YAZIYOR DU ? Tarih : 14 Mart 2011 / Pazar Üye Adı :HÜSEYİN KENAN ÇİL
SEN DE KAPTIN İŞİ.. REKLAMLARDAN SONRA GİBİ OLDU.! ! BEKLİYORUM .. NE YAZIYODU.. KAL SAĞLICAKLA .. YAŞAR'IM
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI