Monika’nın mektubundaki haber gerçeakten bir felaket haberi idi. Bu felaket haberini Monika’ya aynen tercüme edemezdim. Hamilelliği biraz ileri safhadaydı sorun olabilirdi. O bu mektubu bildiği Türkçe ile okumaya çalışmış ama çözememişti, neden başka birine okutmamıştı, bana yıllar sonra söyledi: “Ben kötü bir şey olduğunu anlamıştım, korkuyordum, korkumla yüzleşmekten korkuyordum sizin o kadar güven veren bir duruşunuz vardı ki inandım.”
Mektup Kuşadası Davutlar Beldesinden bir postaneden atılmıştı, çok bozuk bir Türkçe ve okunmayacak derecede kötü bir el yazısı ile yazılmıştı. Monika benim heyecanla ne söyleyeceğimi beklerken gülümsediğimi görünce rahatlamıştı “önemli mi? dedi “Hayır telaşlanacak bir şey yok dedim.
Mektup aklımda kaldığı kadar şöyleydi:
“Gızım, senin kim olduğunu bilmiyoz.. Fotoğrafın ve adresin Fikret’in cebinden çıktı. Fikret Almanya’ ya gidiyorum diye evden çıktı Kuşadası yolunda bir trafik kazası sonucu kamyonun tekeri altında galdı ve öldü.. İki hafta önce köyün mezarlığına goyduk. Belki önemli bişidir diye sana haner veriyuk. Orda bir arkadaşının olduğunu anlatmıştı belki o sen olabilirsin habarın olsun diye yazıyoz ben Fikret’in anasıyım gızım. Çok yüreğimiz yandı. Fikretin annesi Sultan..
Mektubun metni aşağı yukarı böyleydi.
Bunu Monika’ya şöyle tercüme ettim.
“Ben Fikret’in annesi Sultan, Fikret babası ile şehre giderken bir trafik kazası geçirmişler, trafik kazasında Fikret’in babası vefat etmiş Fikret ise kolu kırılarak hastaneye kaldırılmış o da annesinden sana haber vermesini istemiş, annesi seni bilgilendirmiş Almanya’ya dönüşü bir ki ay geç olacakmış, bebeğe iyi bakacakmışın.”
Monika bu açıklamadan sonra rahatladı “Gott sei Dank” Tanrım çok şükür” diyerek yüzüne renk geldi. Neden bu kadar heyecanlandığını sordum “ben mektupta ölü okudu” dedi. Demek Monika ölü kelimesinin ne anlama geldiğin öğrenmişti. Ben Fikret’in babasının ölü olduğunu söyleyince rahatlamıştı, bunu birazda bilerek, mektubu okuduğunu tahmin ederek söylemiştim, genelde bir dil öğrenilirken ilk defa argosu, küfürü ve böyle hoş olmayan kelimeleri öğrenilirdi
Karnına baktığımı fark edince “babası” dedi doğuma iki ay var. O zamana gelir herhalde” dedi. “Biraz uzun sürebilir sen merak etme..” dedim “ Kız mı erkek mi?”
“Kız” dedi, “adını hem Türkçe hem Almanca’ya uysun diye Yasmin koyduk” Türkçesi “Yasemin” dir, bir çiçek ismidir.
Monika yıllar sonra Yasmin ile Fikret’in mezarını ziyaret için Türkiye’ye gelecekti.
Biraz sonra vapur yanaştı indik Limnattalstrasse’de oturduğunu söyledi. Onu tramvay durağına kadar götürdüm ev telefonumu verdim. Bir daha hiç aramadı ve ben de hiç görmedim.
Aradan tam beş yıl geçti.
Beş yıl sonra eşimle gölden geziden dönüyorduk az önce yanaştığımız iskeleden binenler olmuştu. Karşımıza, yanında beş yaşlarında siyah saçlı siyah gözlü bir kız çocuğu ile sarışın bir anne oturdu. Esmer çocuk sarışın anneye benziyordu, ben “acaba onun kızı olabilir mi?” derken genç kadınla göz göze geldik, genç kadın birden yerinden fırladı boynuma sarıldı ağlamaya başladı, küçük kız şaşırmıştı, hıçkırıkları dinmiyordu, küçük kız da ağlamaya başladı, vapurdakiler bize bakıyordu, eşim şaşırmıştı, “kim bu” dedi..
“Sakin olun” dedim, bir müddet sonra hıçkırıkları dinince Monika:
-Size çok kırgınım bana yalan söylediniz, benden sakladınız
-Öyle yapmam gerekti Monika o üzüntüyle ya kendine ya bebeğe zarar verebilirdin, seni daha sonra çok aradım, oturduğun sokağa defalarca geldim bulamadım..
-Biz oradan annemin yanına taşındık, kızımla hayatımızı sana borçluyuz, gerçekten o gün mektubu bana doğru tercüme etseydin bir çılgınlık yapabilirdim. Siz bana o kadar güven vermiştiniz ki bir başkasına okutmak gereği duymadım. İşte Yasmin bu.
Wer Bist Du Onkel?
Kocaman gözlü Yasemin’i kucağıma aldım sevdim, sevdim, tamamen bir Türk çocuğuydu.. Dudaklarını büzerek bana “ Wer Bist Du Onkel?” “Sen kimsin amca”deyişi halen gözlerimin önündedir, ne zaman bu olayı hatırlasam gözlerim buğulanır. Sabırsızlanan eşime olayı anlattım, birlikte bize gittik. Monika ve Yasmin her hafta sonu bizdeydiler.
Biz Türkiye döndüğümüzde İstanbul’da bizi ziyaret ettiler, tatil için gittikleri Kuşadası’nda Fikret’in köyüne gidip mezarını da ziyaret ettiler.
Yasmin Ünye’ye de Geldi
Bu ara Jasmin büyüdü bugün otuz yaşında Zürih’te bir çocuk doktoru..
Geçen yaz arkadaş grubu ile Türkiye’ye geldiler Trabzon’a Sümela manastırına gideceklermiş, ben Ünye’deyim geçerken beni bulun dedim.
Bir Pazar geldiler onları gezdirdim pide yedirdim. O akşam Meydanda açık havada bir tiyatro gösteri sergileniyordu, çok şaşırdılar burası modern bir yer dediler, anneme götürdüm Yasemin’i annem “nerden buldun yine bu gavurları” deyince Yasemin anladı: “Omi (Büyükanne) ben gavur değil Yasemin”dedi. Ünye’yi dolaştırdım onlara, akşama Fatsa’ya bıraktım yola devam ettiler.
Mektup bitti.