Biri bize Mehmet Akif’i doğru anlatsın
İki haftadır güncel konulara ara verip aşk- meşk yazarken gündemi kaçırmışız. Birdenbire yazılacak o kadar çok birikmiş ki haftada bir yazmakla bitmeyecek. Bugün birkaç konu birden yazacaktım ama ortaya iki konferans çıktı. Siz bu satırları okuduğunuzda ben muhtemelen İstanbul’da olacağım.
Birinci konferans Milli Eğitim Müdürlüğü ve Ticaret odasının birlikte düzenledikleri “Mehmet Akif Ersoy” konferansı ikincisi Prof. Dr. Ayşe Haznedar Yalın’ın iki yılı aşkın bir zamandır sürdürdüğü “Haznedar Konferansları”.
İki Besteli İstiklal Marşı
Mehmet Akif konferansı için emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Celal Tarakçı davet edilmişti. Mehmet Akif Ersoy bildiğimiz gibi “İstiklal Marşı’NIN şiirinin yazarıdır, bestekarı Zeki Üngör’dür, 1921’de kabul edilen İstiklal Marşı’nın iki bestesi vardır, ilk beste 1924’te 1930’a kadar kullanılmış 1930’da Zeki Üngör’ün batı tarzındaki bestesi ile değiştirilmiştir. http://www.habervaktim.com/haber/150878/istiklal_marsinin_ilk_bestesi_dinle.html
Mehmet Akif’in hayatı çok bilinmez.. Şairdir, yazardır, en önemli eseri “Safahat” adlı kitabıdır. İlk mecliste milletvekilidir, çok çalkantılı ve ilginç hayat hikayesi vardır.
Hayal bir Mehmet Akif
Biz konuşmacı Prof. Dr. Celal Tarakçı hocanın, Mehmet Akif’in bilmediğimiz yönlerini anlatacak diye geldiğimiz konferansında hayal kırıklığına uğradık. Hoca bize hiç anlamadığımız bir hayali Mehmet Akif anlattı. Neresinden girdi neresinden çıktı çözemedim, yanımdaki edebiyat öğretmeni Musa Kıroğlu’na sordum “ Hoca ne anlatıyor Allah aşkına” dedim. “Hoca Akif’e farklı pencereden bakıyor” dedi. Diğer yanımda oturan bir başka edebiyat öğretmenine dönecektim ki o benden önce davrandı “Hoca Mehmet Akif’i ne zaman anlatacak? “ dedi.
Kaliteli dinleyici, kalitesiz konferans
Kaliteli bir dinleyici vardı salonda, edebiyat öğretmenleri, lise müdürleri, tarih öğretmenleri, yazarlar, köşe yazarları, gazeteciler, araştırmacılar, kız ve erkek lise öğrencileri, genç bay ve bayan öğretmenler, kaymakam, milli eğitim müdürü, oda başkanları ve ilgili bir dinleyici.
Ama sunum kalitesizdi, hoca bir türlü Çanakleyi bitirip Akif’e gelemedi. Akif’i anlatmak için Hz. Ömer’i de Çanakkale ve Akif’le ilişkilendirerek öyle bir Mehmet Akif anlatmaya kalktı ki salondaki çocuk yaştaki lise öğrencilerinin ve bazı dinleyicilerin bu biraz politik kokulu Akif formatı ile kafası karıştı, kimse çok fazla bir şey anlamadı.
Konferansta Mehmet Akif Yoktu
Salondakilerin çoğu Prof. düzeyinde birinden bilinenin çok üstünde bir Mehmet Akif sunumu ve büyük şairin çok bilmediğimiz fırtınalı hayatı hakkında bilgi ve neden ikinci meclise giremedi, kime kırgındı, Mısır’a neden gitti, sürgün müydü, kaçış mıydı, Mısır’da iken yaptığı Kuran tercümesini yaktığı söylenir, neden yaktı, döndükten sonra nasıl yaşadı, gibi sorulara cevap beklerken hoca çok anlaşılmayan formatta bir Mehmet Akif anlattı. Salondakiler bu formatta bir sunum beklemiyorlardı. Kimse çok fazla bir şey anlamadı. Herhalde tek anlayan hocanın sözlerini devamlı başı ile onaylayan kaymakam Dr. Osman Bey ile uyuyup uyanarak konferansı izlemeye çalışan ve hocayı devamlı başıyla tasdik eden bir oda başkanı oldu.
Hocanın Akif üzerinden vermeye çalıştığı ince politik mesajı ise çok kimse anlamadı.
Akif’i anlatmak için bir Prof. davet etmeye gerek yoktu. Bunu başarabilecek bir sürü edebiyat ve tarih öğretmeni var Ünye’de. Biri bize Mehmet Akif’i Mehmet Akif’i doğru anlatsın.
Prof. Dr. Ayşe Yalın Konferansı ve Belediye
Gelince ikinci konferansa.. Prof. Dr. Ayşe Haznedar Yalın, bizim kuşağın yüz aklarından biridir, konusunda uluslararası düzeyde bir arkadaşımızdır. İki yılı aşkın bir zamandır, yine uluslararası düzeyde hocaları Ünye’ye getirerek Cumartesi günleri “Haznedar Konferansları” adı altında Ünyelileri bilgilendirmektedir. Geçtiğimiz Cumartesi günü de bir konferansı vardı, yine Türkiye’de dalında tek olan bir hoca konuşmacı olarak gelmişti.
Ama aynı gün aynı saate Belediye’de bir konferans koymuştu. Oysa Ayşe Hocanın konferansları Cumartesi günleri hep saat bir de olurdu. Bu bilindiği halde belediyenin aynı saate konferans koyması hatta belediye başkanının bizzat konferansın reklamını yapması çok üzücüydü. Konferansların çakışmaması için belediyeninki bir saat önceye veya sonraya alınabilirdi. Bu bir tesadüf müydü, unutkanlık mıydı, ilgisizlik miydi, yoksa kasıt mıydı?
Cevabı belediye başkanı versin.
Bu konferanslarda belediye başkanını ve kaymakamı hiç görmedim, geldiler de görmediysem özür dilerim. Ama müftü Mustafa Bilgiç her konferansa koşarak geldi.
“Selam Türkün Bayrağına”
Bugün geçen hafta ki bayrak saygısızlığının devamını yazacaktım, ama bana ayrılan yerin sonuna geldim hatta biraz da aştım. Bayrak sorunu aynen devam ediyor, kirli, yırtık ve soluk bayraklar aynen duruyor. Belediyenin çamlıktaki motellerinin kapısındaki parçalanmış, solmuş ve çamaşır gibi asılmış Türk Bayrağı da aynen duruyor. Birileri bunları denetleyecek mi?
Burası bir hurdalık
Önceki gün gazetemizde bir haber vardı “Sanayi sitesinin eksiği kalmadı” Hangi site, ne sanayisi, ne eksiği? Burası bir hurdalık,. Buranın hepsi sorun. Böyle site mi olur? Yolu perişan, içi perişan, dışı perişan, dükkanlar perişan, insanlar perişan. İlk defa gördüm ve çok şaşırdım. Kırk yıldır bir adım yol alamamışız.. Böyle sanayi mi olur, böyle site mi olur. Burayı derhal yıkın başka yere tertemiz bir site yapın. Sanayi manayi de demeyin, adını “Küçük işletmeler birliği” veya çarşışı veya atölyeleri koyun, “sanayi” ne demek, ne sanayisi?
Cumaya: Annemin Muskası ve Göstermelik Huzur Toplantıları