8 Nisan 2011 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
Annemin Muska Hikayesi ve Mart Dokuzunda dikilen kabak
yasarkaraduman@gmail.com

Annem geçende biraz üşütmüştü, Mart dokuzunda bahçeye kabak dikmeye immiş, Mart dokuzunda dikilen kabaklar hem iri hem tatlı olurmuş.

-Yavv anne  pazarda kabak dolu, dedim

-Gonuşma zevzek zevzek, diye çıkıştı bana, bu çarşu gabana benzimu? Çok bilisuz siz.

 -Bak hasta olmuşsun.. Bende biraz grip oldum, çocukluk günlerimdeki gibi burnum aktı durdu.

- Keçi gribi var etrafta nerde üşüttün böyle, dedi annem,

-Hava soğuk, hem bu Ünyeliler adam hasta ediii, anne, dedim.

-Haktır sana dedi

-Niye

-Kısmet ayağına gelmişti, sana şu portakal Şükranı bu sefer gaçurma dedim dinlemedin, zemheri soğuğunda bıldırcın gibi hatuna sarılıp yatidun.. Şimdi gıçıyan gar yağsın da aklın başıyan gelsin.

-Anne sen bırak portakal Şükranı, başka biri var.. Senin bir muskacı vardı hani, bana bir sıcaklık muskası lazım

-Hani sen inanmidun muskaya..

-Gine de inanmim ama, ya tutarsa.

-Sen öööle san.. Ben sana bir muska yazduriiim de gör, o kimse ertesi günü kapıda.

-Yapma yavv.. o kadar kolay demek, Kel Yakuba mı yazdıracaksın?

-Ne saniiin sen?.. Kel mel.. Yalnız o kimse saçından bir tel lazım

-Oooo.. O zor işte. Saçından bir tel koparacak kadar yaklaşsam, muskaya ne gerek var?

-Veya giydiği bir şey lazım, kimmiş u..

-Nasıl olsa kapıya gelecek ya o zaman görürsün..

Değerli okuyucular, geçende yine benzer bir yazı yazmıştım, bay ve bayanlardan bir  sürü e.posta geldi ”Şu annenize söyleyin de bize de bir muska yazdırsın” diyorlardı.

Hay hay, söylerim, ama önce ben bir bakayım, çarpılmazsam ve muska işe yararsa size de birer muska yazdururuk. Size ne muskası lazımdı, sıcaklık mı, kısmet açmamı?

 

Huzur böyle mi gelecek?

İlk defa bir “Huzur Toplantısı” izledim .. Şehrin belediye başkanı ve kaymakamının  mahalle halkı ile bir sohbeti, dert  dinleme  ve bir iletişim kurma yolu, mahallenin sorunlarını  birinci elden değerlendirmenin adı herhalde  bu “Huzur Toplantıları”.

Bu toplantılar için huzur adı çok uygun değil.  Huzur sorunlar çözüldükten sonraki iştir. Bir yerde huzur varsa, zaten sorun yoktur toplantısı da yapılmaz.

Toplantıya, kaymakam tüm daire müdürleri ile emniyet müdürü, mal müdürü, vergi dairesi müdürü, ptt müdürü, tek müdürü, ilçe tarım müdürü, sağlık müdürü ve daha birçok daire müdürü ile gelirken belediye başkanı tek gelmişti. Sahnede kaymakam, belediye başkanı garnizon komutanı, emniyet müdürü ve mahallelerin muhtarları yer almıştı.

Salonda ise en önde vatandaştan çok daire müdürleri arzı endam ederken dertleri dinlenecek olan vatandaş gurubu arka taraflara atılmışlardı.

Vatandaş  baştan bir sıfır yenik çıkıyordu sahaya..  Bu gizli bir psikolojik baskıydı

Salondaki oturma düzeni yanlıştı. Buraya mahallenin sorunlarını dinlemek için gelinmişti

Mahalleli nerdeydi?

Arka tarafa oturtulmuşlardı.

Nasıl olacaktı?

Vatandaş adam yerine konularak beyler gibi en ön tarafta, daire müdürleri de arka tarafta veya salonun sağında vatandaş, solunda daire müdürleri olacaktı.

Bu şekildeki oturma düzeni çok şık değildi.

Toplantının içeriğini yazmama çok gerek yok. Havanda dövülen sular, olmayacak duaya amin diyenler, mahallesini güllük gülüstanlık anlatan muhtara mahallelinin verdiği cevap ve canla başla mahallesini anlatan kahraman muhtar

Eğer bu şehrin insanları ile gerçekten iletişim kurulmak ve onların sorunlarına çözüm isteniyorsa daha uygarca bir şekil lazım. Daha güzel bir salon, daha adil bir oturma düzeni, hatta bir öğle yemeği ikramı. Toplantının içeriğinden zaten çok şey çıkmayacağı  işin formatından belli, en azından vatandaş adam yerine konulmuş olur ki bu da bir şeydir.

Bu toplantının iki galibi vardı biri Saca muhtarı Osman Sarıkahraman,  kahramanlar gibi çıkıp mahallesini anlattı ve otogarı istedi.. İkinci galibi Belediye Başkanı Ahmet Arpacıoğlu. O da yaptıkları ve yapacaklarını derli toplu az ve öz anlattı. Saraçlı mahallesi muhtarının ise biraz daha çalışması lazım.

 

Ünye kırk yıl önce, yarı köy müydü?

Geçende arkadaşım Musa Kıroğlu köşe yazısında “Ünye kırk yıl önce yarık köy, yarı şehirdi, her mahallede inek besleyenler ve ahırlar vardı, sokaklar hayvan gübresi kokardı demiş”

Oysa biz o yıllara “Ünye’nin muhteşem yılları” deriz. Çünkü öyle yaşadık.. Öyle de yazar ve anlatırız. Birkaç ineğin ve ahırın olması orayı yarı köy yapmaz.

Ünye o yıllarda, otantik sokakları, evleri,mandalina bahçeleri, konakları ve insanları ile Karadeniz’de kültür düzeyi en yüksek yerdi.. Sevgili arkadaşım bu yılları ne yazık ki kaçırmış ve hep ahır, inek ve gübre kokan sokaklarda dolaşmış.

Bu yazı tarihe bırakılmış çok kötü bir belgedir, Ünye’ye haksızlıktır.  Bunu okuyanlar: “Vay anasını Ünye kırk yıl önce yarı köymüş” diyeceklerdir.  Bu bakış açışı kabul edilemez,  katılmıyorum, talihsiz ve gereksiz bir yazıdır.

Ünye asıl seksenden sonra köy olmuştur. Ahır yoktur ama, Cumhuriyet meydanında çekirdeği yiyip kabuğunu ayağının dibine atan inekler çoğalmıştır.

 

Erguvan ağacı ölüyor?

Şehirde Erguvan ağacı vardır. Erguvan kıymetli bir ağaçtır. İsmail Cerrahoğlu bu ağaçları ben diktim der. Pembe çiçekli bir ağaçtır.  Bu ağaçlar “Yüzüncü Yıl”ın karşısındadır.

Bu ağaçların ikisi de ölüyor. Bunların budanması bakımının yapılması gerekmektedir. Yüzüncü Yıl’daki ağaçlara da çeki düzen verilip ve modern bir görünüm kazandırılması lazımdır, gölge için bu kadar yüksek olmaları gerekmez, görüntü kirliliği yaratmaktadır. Özellikle bu iki erguvan ağacı önemlidir, meydandaki çam ağaçları gibi ölürlerse yazık olur sonra dibine duvar örseniz de fayda etmez.

 

Çarşambaya:

Ünye Atatürkçü Düşünce Derneği nedir, ne iş yapar, yönetim kurulu kimlerdir, Ünye’de nelere sahip çıkmışlar, lokallerinde neler yaparlar, neden çok sesleri  çıkmaz?



Bu Haber 823 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI