Ünye, İstanbul Eyüp’teki Feshane Kültür Merkezinde yapılacak olan Ordu ili ve ilçelerinin katıldığı “Ordu Günleri”nde. Bir müddet önce’de Ankara’da bir fuara ve İstanbul’daki Uluslararası Turizm Fuarına katılmıştı.
Sonuç..
Sonuç Yok.
Benim gençliğimde Ünye’ye çok turist gelirdi.. Annem her zaman söyler “senin gavurlara merakın taaa çocukken başlamıştı” der..
Turist Ünye’ye gelip ne yapacak?
Güvercin pisliğinden korunmak için Cumhuriyet Meydanına yapılan gecekondu usulü şeylerin altında mı oturacak, yoksa sahildeki oyuncak yel değirmenlerini mi seyredecek..
Önce işe Ünye’den başlamalıyız, her şeyi tertemiz hazır etmeliyiz ondan sonra göğsümüzü gererek fuarlara gitmeliyiz.. Her tarafımız dökülürken fuarlara gidiyoruz.. Geliyoruz, tık yok. Sonra yine fuara gidiyoruz..
Kimse geliyor mu Ünye’ye bu fuarlardan Ünye’ye?
Yooook.
Gelmezler ki.
Anlıyorlar, standlardaki duruşumuzdan, anlıyorlar, bir şeyimizin olmadığını Biz kendimizi akıllı, başkasını akılsız sanıyoruz.
Gelecek misafirler için alt yapıyı- üst yapıyı ve mevcut otellerimizi hazırladık mı, onları Ünye’de sıkılmadan tutabilecek projeler yaptık mı, ne turizmi yapacağız, deniz, güneş mi, doğamı, yaylamı konferans mı karar verdik mi?
Bunların hiç birini yapmamışız, meydan güvercin ve çekirdek pisliği içinde, arka sokaklar çöp içinde, gelenler en çok balık pazarını ve köylü pazarını merak ediyorlar ikisi de kötü durumda, köylü pazarın yanında biriken suların içinde kurbağalar ötüyor, biz fuara gidiyoruz.
Siz bu sefer geri döndüğümüzde Ünye’yi düzelterek temizleyerek, düzenleyerek işe başlayalım.
Ticaret Odası Başkanı bizi şikayet etmiş
Türkiye Odalar-Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu önceki gün Ünye Ticaret Odasında kendi adı verilen konferans salonunun açılışını yapmak için Ünye’de idi.
Tören ve açılıştan sonra kendisine odayı gezdiren Hasan Şimşek, odaya emanet bırakılan Ünye eski fenerinin başına gelindiğinde Hisarcıklıoğlu’na dönerek:
“Sayın başkan Ünye’de bir takım gazeteci bu fenerin içine ampul takıp yaktığım için
bana kızgınlar” diyerek bizi Hisarcıklıoğlu’na şikayet etmiş.
Bu ampul işini elen aşlan bizim gazetemiz. Hiç yüz yıllık Ünye deniz fenerinin düzeneğini bozarak içine ampul konup pirize takarak yakılır mı?
Kültürlü bir insan olan Hisarcıklıoğlu içinden gülmüş halimize acımıştır.
Fener Ticaret odasına Ünye Müze’si bitene kadar emanet verilmiştir. Şimdiden söyleyelim de üzerine yatılmasın.. Bizim mahalleden alınan kuyu taşı da öyle..
Selâlar farklı yerlerden
Yazımıza bir mektupla devam edelim. Okuyucu biraz uzun yazmış, özetle diyor ki:“Hocam, müftülük bir karar almıştı, vefat eden birinin selâsı vefat ettiği yerin camisinden verilecekti. Bakıyorum bu kural delinmiş. Gariban biri olursa mahalle camisinden hatırlı biri vefat ederse Büyük Cami’den.. Belediyenin anonsunda Atatürk mahallesi denilirken selâsı Büyük Camiden veriliyor. Size örnek de verebilirim. Böyle çifte standart olur mu? Din sade vatandaş için başka hatırlı kişi için başka mı? Müftülüğün bundan haberi olmadığını, siz dile getirirseniz, ölüm gibi hassas bir gibi bir konuda hoş olmayan durumu sayın müftümüzün düzelteceğini sanıyorum.
Selâ nedir?
Selâ, Hz. Muhammed'e Allah'tan selam ve esenlik dileyen duadır.. Ölüm haberini, akrabaya, eşe dosta haber vermek amacı ile verilir Cuma günleri verilen selâ ise, Hz. Muhammed'e saygı ifade etmek için okunur. Anlamı Ey Allah'ın Resûlu Salat-u Selam Senin üzerine olsun! şeklinedir.
Cenazeden etkilenen muhabir
Gazetenin stajyer muhabirleri haber yaparken alışık olmadıkları sorunlar yaşarlar. Daha bir hafta kadar önce trafik kazası haberine giden Duygu döndüğünde, kanlar içindeki ölüyü görünce bayılacak duruma geldiğini kendisini bu tür haberlere göndermememizi istemişti. Geçen yazın bir kamyonun altında kalan bir kadının fotoğrafını çeken Dilek te bayılmak üzereyken gazeteye haber vermişlerdi. Ben de bu işe ilk başladığım yıllarda şakağından vurulmuş kan içinde, gözleri açık ölmüş birinin fotoğrafını çekerken ölü ile göz göze gelmiş bayılmıştım.
Son olarak cenaze haberi için giden Zahide büroya geldiği zaman ağlayacak durumdaydı.. Tabutta hiç ölü görmemiş etkilenmişti.
Ama bu çocuklar daha sonra bu tür haberlere gide gide alışırlar. Ben yılar içinde dört beş defa bayıldım, halen de kanlı kazalara çok bakmamaya gayret ederim.
Bizde bir de “Eminegül” var bazen ona “Püsküllü Naciye” derim, tepkisiz bir kızdır bir dahaki sefer onu göndermek lazım bakalım o ne yapacak?
Annemin Ceviz Ağacı
Annemim bir ceviz ağacı hikâyesi var. Annem dedesinin ilk torunuymuş, dedesi Denizbükü köyünden Kahya Hoca, ona her yıl cevizleri verilmek üzere bir ceviz ağacı bağışlamış. Dede ölünce bir başkasına vasiyet etmiş o da ölünce cevizler kesilmiş.
Annem geçende dedi ki: “Her fışkıyı garuşdurup duriiiin, şu benim ceviz işini de bak” dedi.
Ceviz ağacının izini sürdüm, dedenin vasiyet ettiği Ülfet Emmi vefat etmişti, oğlunu buldum ve anlattım.. Oğlu:
-Babamızın borcunu ödemek vazifemiz, epeyi de ceviz birikmiştir, Hacı Anneye hörmetlerimi ilet, ben gelir elini öper, gelecek mevsim beş on ağacın cevizini ona verir helalaşırım, bundan sonra da bir ceviz ağacını onun için ayırırım, dedi. Annem buna sevindi aferin dedi.. Annemden yıllar sonra kocaman bir aferin aldım.
Ben küçükken kapıya bir Çingene gelmiş annem bana fal baktırmış, Çingene; “Oğlun ilerde böyük adam olcak” demiş. Garip anam halen bekliyor ben adam olacağım diye. Onun için bu aferin çok önemli.
Çarşambaya:
Ünye’nin talihi dönüyor, Mustafa Hamarat 1-0 galip