Partilerin aday listeleri açıklandı. Ordu Ak Parti adayları tamamen sürpriz oldu. İlk sıradaki isimler herkesimden Ünyeliyi sevindirdi. Ak Parti Genel Sekreteri İdris Naim Şahin bu sefer Ordu’dan adaydı. “Yıllardır misafir gibi gelip gittim, şimdi memleketime hizmet etmek imkanı bulduğum için mutluyum” dedi..
Hamarat ise genç ve yakışıklı bir kardeşimizdir, dört yıldır dağ, bayır, yaz kış, sıcak, soğuk, demeden vatandaşın derdine koşmanın karşılığını tekrar aday gösterilerek gördü, hakkıydı.
Bu, kendisine, çamur atanların, yolunu kesmek isteyenlerin suratına vurulmuş bir tokattır.
Ben siyasetin ayak oyunlarından çok anlamam, benim derdim ne iş, ne para ne makam, ne de çocuklarıma bir kapıdır. Biz bunları en iyi şekilde hallettik. Benim derdim Ünye’dir. Ben bu iki değerli dostun Ünye’ye faydalarına bakarım. Ünye’nin talihi değişecektir. Artık bu şehirde kimse istediği gibi at oynatamayacak.
İdris Bey de bir Ünye sevdalısıdır. Yıllarca oraya buraya yapılan komik şeylerle Ünye yamalı Çingene şalvarına benzedi, kimsenin sesi çıkmadı, ben yazdım, kapılarındaki uşakları ile bana çamur attılar.
İdris Bey biz Ünye sevdalılarının elini güçlendirmiştir. Kendileri, ile daha sık iletişim kurma, sıkıntılarımızı birinci elden anlatma imkanımız olacaktır.. Hayırlı olsun, tebrikler.
Ünye’ den kovulan kurbağalar geri döndü
İrfan Işık hocamız “Ünye’den kovulan kurbağalar” başlığı altında bir yazı yazmıştı. Hocama müjde vermek istiyorum, kurbağalar geri geldiler. Nerede mi.?.
Niksar Caddesi’ne, liselere elli metre mesafede, köylü pazarına otuz metre Ziraat Odasının karşısındaki Şehit Aydın Sezgin sokağında biriken suların içinde.. Tam da o gün Ünye turizm fuarına katılıyordu, tam da o gün turizm haftası başlamıştı..
Ne tesadüf değil mi?
Turizm Fuarı…
Turizm haftası….
Ve şehit’in sokağında öten kurbağalar..
Brova bize..
Şehit Aydın Sezgin Güneydoğuda şehit olmuştu, adının verildiği sokakta kurbağalar öttüğünü duysaydı bir daha ölürdü.
Bana yine kızacaklar.
Pekiiii… Kurbağaları buraya ben mi getirdim de ötün dedim?
Acaba, kaymakam Dr. Osman Bey ve Belediye Başkan Vekili İsmail Bey, “Çocuklar turizm haftasını açıyoruz, baktınız mı şehir temiz mi, etrafta kurbağa murbağa ötüyor mu, başkan İstanbul’a fuara turist getirmeye gitti sonra rezil oluruz” dediler mi? Demediler tabi..
(Başkanda diyecek ki “iki gün ayrıldık, Ünye’yi kurbağalar basmış, İsmail Bey uyumuş)
Turizm haftasını açtık.. İşimiz bir dahaki seneye kadar bitti. Geçen sene de açmıştık.
Fransa’da çalıştığım yıllarda firmanın yemeğinde, bir çorba getirdiler, lezzetli mi lezzetli, iki kaşık aldıktan sonra, rahmetli dedi ki “bu çorbada bir gariplik var, sorsana ne çorbası?” Garson Fransız aksanlı Almancası ile: “Froschschenkel–Suppe mösyö” dedi, ne olduğunu anladınız. Yine böyle bir de kremalı salyangoz buğulama yemiştim..
Güvercinlerin İhaneti
Cumhuriyet Meydanı’na güvercinleri alıştırıp, güvercinli meydan atmosferi vermek istemişler. Ama peşinden gelecek sorunu düşünmemişler.
Güvercinler yemleri yedikten sonra aşağıda oturanların kafalarına şey etmeye başlayınca çare armaya başladılar. Yazın buna bir de çekirdek kabuğu pisliği eklenince meydandan geçerken insanlığımdan utandım.
Çare olarak sunta ve üzerine kaplanan bir koruyucu ile şemsiyeye benzer bir çözüm üretmişler. Cumhuriyet Meydanı gecekondu mahallesine dönmüş. Bunları, okulunu ikincilikle bitirmiş park ve bahçeler müdürünün yaptığını sanmıyorum, bu kadar acemilik için bir de yüksek lisans lazım. Lütfen bunları kaldırın..
Adam, güvercinler için evden tencere ile artık yemek getiriyor, döküyor meydanın ortasına. Bir zabıta yok. İl adayı bir yerin, Cumhuriyet meydanına yemek dökülmez, ayıptır.
Bana yine kızacaksınız.. Pekiiiii.. Bu güvercinleri de ben mi getirdim, gidin insanların başına edin mi dedim, bir tencere kokmuş yemeği güvercinler yesin diye meydanın ortasına ben mi döktüm?
Amerika’dan bir eleştiri
Amerika’dan eski bir dostum yazmış, biraz uzundu ben izni olmadan kısalttım, şöyle diyor: “Eski bir profesyonel bir turist rehberi ve arkeolog olarak yazmak gerekirse Ünye’nin turistik bir özelliği yok. Kalenin, hatta doğal güzelliğinin bile turistikliği kalmamış. Kent mi kasaba mı ne olduğu belirsiz tıkış tıkış yerleşim yerleri.. Tek özelliği İstanbul'dan başlayan "Turist Yolu"nun üzerinde olması.
Ünye’nin dezavantajı, yerel yönetimde sanat, kültür ve mimari konuda çok bilgisi olmayan insanların bulunması. Bu arkadaşların bahçesine dikmelerini temenni ettiğimiz sütun, fıskiye ve yel değirmenlerini bizimle paylaşmak istemesi, iyi kalpli olduğunu göstermekle birlikte, bunların turizmle, tarihle bir ilgisi yoktur. Bir politikacı zamanında Yalıkahvesi'ne, büyükçe bir bez afiş asıldı. Üzerinde şu yazılıydı: "TURİST DÖVİZ GETİRİR AMA AHLÂK GÖTÜRÜR" Yorumu size bırakıyorum.
MEHMET KAVAKLI, Amerika’nın Sesi Radyosu
“ Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal”
Çamlıktaki belediye motelinin önündeki yırtık bayrak değiştirilmiş, ancak, yeni bayrak paketinden çıkarıldığı gibi asılmış, buruşuk ve katlama izleri duruyor. Bayrağı asan kimse, alsın eve götürsün ve ütülettirsin. Bayrak asıyoruz, çamaşır değil.. Kaldı ki çamaşırı bile ütülüyoruz.
İkinci noksanlık bayrağın yanındaki belediye flaması da soluk, boyaları akmış vaziyette.
23 Nisan bayramı geliyor evlerimize ve işyerlerimize temiz bayraklar asalım. Bayrak işine kim bakar bilemem, ya Kaymakam Dr. Osman Bey veya Başkan Ahmet bey kirli yırtık ve rengi solmuş bayrak asanları lütfen denetlettirsinler. Zabıtalar akşama kadar boş dolaşıyorlar, başkan bunlara spor da yaptırsın ara sıra maşallah hepsi pehlivan gibi..