Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
3 Mayıs 2011 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Bugünü de gördüm ya...
musakiroglu@mynet.com

Pazar günü televizyona takıldım, Taksim’deki 1 Mayıs kutlamalarını seyrediyordum.

 Spiker; “37 kişinin katledildiği Taksim’de 34 yıl sonra 1 Mayıs tekrar kutlanıyor. Hiçbir endişe yok. Hiçbir korku, kuşku yok. İnsanlar çocuklarıyla gelmişler, bebekleriyle, bebek arabalarıyla gelmişler meydana. Bütün yüzlerde mutluluk, bütün katılımcılarda coşku hakim” gibi laflar ediyordu ikide bir.

 Dedikleri doğruydu. Televizyonun, meydandan gösterdiği karelerde her şey apaçık ortadaydı.

Oturduğum koltukta daldım. Katliamın yaşandığı 34 yıl öncesine, 1977 yılının 1 Mayıs mitingine gittim.

Trabzon’dan, mitinge katılma görevi verilen beş arkadaş İstanbul’a gönderilmiştik. Miting günü sabah erken o yıllarda Topkapı’da olan otogarda otobüsten inerken polis tarafından çevrildik. Bizi oradaki polis otobüsüne bindirdiler. Otobüste arama yaptılar, sorguya çektiler. Benim gazeteci kimliğimden Hürriyet Gazetesi mensubu olduğumu gördüler. “Bıyıkların senin ne olduğunu ele veriyor ama bir de Hürriyet’le uğraşamayız” diyerek beni saldılar.

Arkadaşlarla gözümle işaretleştim, çıktım. Taksim’e gitmek için belediye otobüsüne bindim. Unkapanı köprüsünden Beyoğlu istikametine giden hat araçlara yasak olduğu için indim. Yaya köprüye doğru yürüdüm. Köprünün başı polisle çevriliydi. Kimlik gösterdim, üstümü aradılar, köprü üzerine aldılar. Biraz gittim, baktım polis köprünün diğer ucunu da kesmiş, çıkış vermiyor. O tarafa gitmek isteyenlerle polis arasında tartışma var. Ben de tartışmaların içine girdim, hep birlikte polise sözlü ve fiili tazyik yapmaya başladık. Böylelikle polis barikatını yararız diye düşünmüştük. O sırada sivil birinin yarı havaya, yarı üstümüze tabancayla ateş ettiğini gördüm. Onun ateşiyle birlikte barikattaki resmi polisler de ateşe başladı. Yere yattığımızı hatırlıyorum. Herkes hareketsiz kalmıştı. Polis şeflerinden birisi bağırıyor, ‘Yattığı yerden kalkanı gebertirim’ diyordu. Aramızda “Vuruldum” diyenler vardı. Polis şefi, “Alın götürün şunları, burada geberip başımıza bela olmasınlar” diye emir verdi.

O şekilde sanırım bir saatten fazla kaldık. Arkadan gelenler bizimle karışıyor, yarı yatık yarı ayakta falan derken, bir zaman sonra biz de ayağa kalktık. Bir de bakarım ki Unkapanı köprüsü baştan sona insanla dolmuş, köprü üzeri bir baştan bir başa gözaltı alanı yapılmış.

Orada saatlerce bekletildik. Saat 15’i geçmişti. Nihayet bizi köprünün Fatih tarafındaki ağzından saldılar.

Trabzon’dan birlikte yola çıktığımız arkadaşlarla sözleşmiştik. Birbirimizden koparsak mensubu olduğumuz Aydınlık Grubu’nun gazete merkezinde buluşacaktık. Cağaloğlu’ndaki Aydınlık Bürosu’na gittim. Bir telaş, bir hareket… Ne olduğunu öğrenmeye çalıştım. Taksim Meydanı’nda mitinge katılanların üzerine ateş edildiğini ilk orda öğrendim.

Sonra arkadaşlarla buluştuk, Trabzon’a döndük.

O yıl sol gruplar arasında günlerce Taksim’deki katliam tartışıldı. Herkes birbirini katliama sebep olmakla, çanak tutmakla, seyirci kalmakla… suçladı.

Ama her nedense bu işi kimin organize ettiği ya da edebileceği üzerinde kimse fikir yürütmedi, kafa yormadı.

Gün geldi 12 Eylül oldu. Paşalar astılar, kestiler istedikleri bir Türkiye yarattılar.

Sonra “Başpaşa”ya sordular. “Madem, siz bu memlekette bir günde bütün olayları durdurabiliyordunuz da neden daha önce yönetime el koymadınız?”

“Başpaşa” mecazi bir şekilde cevapladı; “Yemeğin pişmesini bekledik.”

Bu cevap üzerine bütün Türkiye anladı ki; çıkan bütün olaylar, katliamlar, ölümler, her şey tencerenin altını biraz daha yakmak, yemeği pişirmek için çıkartılmış.

***                      ***                   ***

1 Mayıs 1977 katliamının üzerinden 34 yıl geçti.

Televizyonda Taksim’deki kutlamaları seyrederken daldığım geçmişin karanlığında içim sızlıyor. Her tarafımı ateş basmış sanki cayır cayır yanıyorum. Gözlerim sulanıyor, ağlıyordum.

Eşimin; “Ne oldu, niye ağlıyorsun?” demesiyle aydım.

Neden ağladığımı düşündüm bir an…

Acaba geçmişte bize yaşatılanlara, gençliğimizden çalınanlara, aramızdan yok olup toprak olanlara mı ağladım?

Yoksa ülkemde yeşeren demokrasi bahçesine… Taksim’de açan ülkemin bütün renkleriyle temsil edildiği barış ve özgürlük çiçeklerinin ben de yarattığı mutluluk ve heyecan için mi gözlerimden yaşlar aktı?

Tabi ki ikincisi için… Barış, özgürlük ve demokrasiye ülkemdeki herkesin, her kesimin nasıl özlemle sarıldığını görmek ağlattı…  

AK Partilisi’nden, Dev Gençlisi’ne kadar “Çav Bella”yı birlikte söyleyenleri görmek ağlattı beni..

Ülkemde bugünü de gördüm ya…



Bu Haber 2300 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI