28 Ocak 2009 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
'Mutlu bir kasaba'
Yazının başlığına bakıp politik bir yazı yazdığımı veya eskilere gidip nostalji yapacağımı sanmayın.

Politika sevimsiz bir şey,  cadı kazanı gibi.

Her gün bir sürü gazete, televizyon ve radyolarda bir sürü insan ahkam kesip duruyor. Vatandaş dört koldan medya bombardımanına tutulmuş. 

O nedenle ben bu konularla uğraşmamaya çalışıyorum.

Önce, beni hafta Çarşamba günleri bu köşede “Bir Masalmış Geçen Yıllar” ve Pazartesi günleri ikinci sayfada  “YAZILI TARİH” başlığı altında  ve internette izlemek için zaman ayıran, değerli okuyucularımıza teşekkür ederim.

Elinizde tuttuğunuz bu gazetede her hafta pazartesi günleri yerel tarihle ilgili Ünye’nin bilinmeyen bir yönünü yazmaya çalışıyoruz,  birçok şeyi gün ışığına çıkardık.

Neye mi yaracak?

Biz yazalım bırakalım da gün gelir bir işe yarar.

Dört haftadır Ünye’deki Haznedarzade Süleyman Paşa sarayını yazıyorum. Sanırım dört hafta daha devam edecek. Geçen sayılarda sarayı yabancı seyyahların anılarından aktardık. Son sayıda ise sarayın nasıl yandığını bulabildiğimiz kaynaklardan yazmaya çalıştık. Okumadıysanız eski sayılardan ve internetten bakabilirsiniz.

Tarih, sevmeyenler için biraz sıkıcıdır.

Politikada öyle.

Ama geçmişini bilmeyenin geleceği de olmaz.

Bazen politika da yazıyoruz.

Ünye ile ilgili yanlış yapılan işler olunca dayanamıyoruz eleştiriyoruz. 

Arkadaşlarımızın eleştiriye bakış açıları tam oturmadığı için her eleştiriyi işe müdahale, eleştireni de hasım gibi algılıyorlar.

Küçük dağları ben yarattım, ben her şeyi bilirim mantığı ve edasıyla kendilerine emanet edilmiş bu koltuğu ve emanet aldıkları bu şehri babalarından miras kalmış gibi kullandıkları zaman problem çıkıyor.

Bu yüzden biraz sıkıntımız var, anlaşamıyoruz.

Bu şehirde, tüm sosyal gruplar, tüm değişik fikirler, yöneticiler, halk,  gazeteciler, sivil toplumcular, yerel yönetimciler, uyum içinde birbirimize katlanarak yaşamak zorundayız. Herkes işini yapmaktadır. İçinde yanlış yapanlar da olacaktır. Ben yalan ve yanlış yazarsam, darılmak, kin tutmak yok, cevap hakkı var.

Koltukta oturmak zor ve netameli iştir.

Kimse kimseyi oraya zorla oturtmadı.

Bir kadı hikayesinde şöyle derler:

“Yüz akçenin üstünde oturmaya göbek ister”

Yine yazacaklarımın dışında bambaşka yerlere geldim.

Ne mi yazacaktım?

Ünye ile ilgili yeni belgeler ortaya çıktı..

1854 yılında Ünye’den geçen bir Avusturyalı seyyahın anıları bulduk..

Viyana’da 1866 yılında bir çocuk dünyaya gelir. Adını Franz Von Verner koyarlar. Franz,  birliğinden kaçarak Osmanlıya sığınır. Teğmen rütbesi ile orduya kabul edilir ve Murad Efendi adını alır..1887 de “Türkiye Manzaraları” diye bir kitap yazar. İstanbul, Ünye, Trabzon ve Karadeniz kıyılarını anlattığı kitabında, Murad Efendi  “Mutlu bir kasaba” “Eskilerden bir bey konağı”  başlıkları altında topladığı Ünye ile ilgili bölümlerinde şöyle der:

“Ünye’nin kaderinden memnun olması için birçok nedeni vardı.. Kara tarafından sık ormanlarla kaplı dağlarla çevrili evler çiçeklerle kaplı oldukça bakımlı meyve ve sebze bahçeleri, merkezinde buhur kokan fakir bir kilise şarap kokan rahibin evi ve sirke kokan bir meyhane vardı.

Şeker bayramını Ünye’de geçirdim.. Bayramdan sonra küçük şehrin görüntüsü her zamanki günlük yaşamına geri döndü. Ünye’nin nasıl oruç tuttuğunu nasıl bayram kutladığını gördüm Şimdi Ünye’nin nasıl yaşadığını nasıl eğlendiğini ve nasıl hayal kurduğunu tanıyacaktım”.

Kitaptan genç tarihçi arkadaşımız Osman Doğan’ın bilgilendirmesi ile haberim oldu,  adı “Türkiye Manzaraları”

Biz tarihçiler böyle yeni bir şey bulunca çok seviniriz, define bulmuş gibi.

yasar.karaduman@gmail.com



Bu Haber 485 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI