Ve Ünye'nin tarih yolculuğu içindeki bu sayfasını bulabildiğim kadarı ile yazmaya karar verdim
İki üç dosyada biter diye düşündüğüm Saray ve Hazinedaoğulları, Pazartesi günü yayınlanan "Süleyman Paşa kimdi?" bölümü ile beşinci dosya oldu. İşin içine girince Paşabahçe'nin ve saray hikayesinin sanıldığından daha büyük olduğunu gördüm. Daha Süleyman Paşa'nın kendisine ancak gelebildik.
Geride çocukları, torunları ve aileden çıkan biri kadın biri erkek iki şair var; Fitnat Hanım ve Şair Mazhar Bey .
Hazinedarların tarihteki yolculuğu 1200 yılında Ortaasya'dan yola çıkan Oğuz Türklerinden Kınık boyunun Tavat oymağının Gürcistan'a gelip orada yerleşmesi ile başlar.Tarih sahnesine çıkışları ise ailenin büyük atası Behram Bey'in Caniklioğulları'na hem damat hem hazinedar olduğu1700 yılarının ortalarına rastlar.. Tarihçiler Tavatlar'ın Gürcistan' da soy olarak saygı gördüklerini yazar
Caniklioğulları'ndan Trabzon valisi Ali paşa Gürcistan'da bir görev sırasında Tavat oymağı ve bu oymaktan Behram Bey'le tanışır, onu geri dönerken Orduya getirir ve kendisinden sonra vali olacak olan kardeşi Süleyman Paşa'ya hazinedar olarak verir.
Behram Bey Süleyman Paşa'ya hem hazinedar olur hem de damat.
Caniklioğulları'nda son generasyonda hiç erkek çocuk doğmamıştır. Bu nedenle soylu erkekleri kendilerine damat yaparlar.
Behram Bey'in, Caniklioğlu Süleyman Paşa'nın kızından yedi çocuğu olur.
Bunlardan Süleyman adındaki çocuk ileride Hazinedarzade Süleyman Paşa olarak Trabzon'a vali olacaktır.
Dikkat ettiyseniz ailede "Süleyman" ismi çoktur, karıştırmamak için lütfen dikkatli okuyunuz ben yazarken çok karıştırdım. İlerideki bölümlerde daha da karışık bir hal alacaktır.
İşte Ünye, Fatsa, Çarşamba, Bolaman, Ordu ve Aybastı'daki Hazinedarzade'lerin soyu ve bugüne kadar gelen aile isimleri başlamış olur.
Hazinedarzade Süleyman Paşa daha Trabzon'a vali olmadan Ünye'deki sarayın yapımına başlar, yıl 1808 dir. Saray 1815 te biter. Süleymanpaşa sarayda fazla oturamaz 1817 yılında vefat eder.
Saray tahminen 1851-52 yıllarında yanar. O yıllarda savaşlarla, cephelerde yenilgilerle ve parasızlıkla boğuşan sultanın sarayı yaktırdığı söylenir.
Saray rüzgarlı bir gecede mutfağında çıkan bir yangında bir gecede kül olur, yangın çevredeki konaklara da sıçrar ve tam bir felaket yaşanır, yirmiye yakın hasta ve yaşlı insanın dumandan boğulduğu söylenir.
Süleyman Paşa 1818 yılında Trabzon valiliğinden Alaiye (Alanya) sancak beyliğine atanıp görev yerine gitmek üzere Trabzon'dan yelkenli ile yola çıktığında ağır derecede nefes darlığı ve sıtma hastasıdır, Ünye'de karaya çıkmak zorunda kalırlar, Ünye'den Çarşamba'daki konağına götürülür ve orada vefat eder. Yerine en büyük oğlu Osman Paşa vali atanır.
İşte en büyük oğul Osman Paşa, Ünye'deki Hazinedar ailesinin çıkış noktasıdır.
Paşa'nın vefatı üzerine görevli bir devlet memuru İstanbul'a Paşa'nın öldüğüne dair bir rapor yazar. Rapor, gelecek Pazartesi günü altıncı bölümde yayınlanacaktır
Fakat Sultan Süleyman Paşa'nının öldüğüne inanmaz, ikna edilmesi için Osmanlıda bu durumlarda uygulanan bir yönteme başvurulduğunu söyler bazı tarihçiler. Buna dair bir belge ve resmi kayıt bulamadığımız için bunun ne olduğunu yazamıyacağım.
En iyisi siz Pazartesi günleri bir "Ünye Kent" alın .
Araştırmayı her hafta Pazartesi günleri "Ünye Kent" gazetesinde, geçmiş ve gelecek bölümleri ile tümünü www.ünyekent.com. "Araştırmalar" bölümünden okuyabilirsiniz.
yasar.karaduman@gmail.com