8 Haziran 2011 Pazar
O. İRFAN IŞIK
Ünye'nin Arnavut Kaldırımları
Bu makale Canik dergisinden sonra Ünye Kent ve Şirin Ünye gazetelerinde iki bölüm halinde, sitelerinde bir defada yayımlanmaktadır.

Ortaokul yıllarımda, evden okula-okuldan eve giderken, basacağım yere bakmadan yürüdüğüm yol, sadece eski kameriyeli parkımızın bitiş noktasıyla Yalı Kahvesindeki , denize doğru uzanan sinema binasına kadar devam eden rıhtım dediğimiz kaldırımdı.

Rıhtım bir taş duvarla dikine örülerek, denizden iki metre yukarıya kaldırılmış, şimdiki yalı yolunun kaldırımından biraz dar tutularak yapılmış, üstü sahan taşı dediğimiz kireç taşı karolarıyla döşenmişti.

Bir kireç çökeltisi olan kalker basınçla taşlaşırken, doğası gereği yoğun ve seyreltik olabiliyordu. Rıhtıma döşenen sahan taşları karışık döşenmişlerdi. Bundan dolayı bazı karolar çok aşınmış ve çukurlaşmış, diğerleri onlar kadar aşınmış değildi.

Yağmur ve kar suları yer-yer bu çukurlarda gölleniyor, dikkat edilmezse basıldığında etrafa sıçrıyorlardı.

Ben bu durumu bildiğim halde, rıhtımda yürürken bastığım yere hiç dikkat etmez suları etrafa sıçratarak, yanımda yürüyen arkadaşlarımı ıslatmaktan haz duyardım.

Bu hazzın  bir nedeni de orada yürür yada koşarken ayak bileklerimin burkulmayacağını bilmemdendi.

O yıllarda Ünye içinde yoğun bir araba trafiği olmamasına karşın hiç kimse hatta yük taşıyan hamallar bile silindirajlı sahil yolundan yürümez, hep rıhtım kaldırımını kullanırlardı gidiş-gelişlerinde.

Sahil yolu, parkın içindeki, kavak dibinin hemen karşısındaki küçücük belediye binamızın önünden başlar, şimdiki 100. Yıl tesisinin önünde faleze tırmanır, inişli çıkışlı, virajlı zikzaklar çizerek Terme’ye doğru giderdi.

Yol, silindirlerin ezip güzergahda kalın bir katman oluşturuncaya kadar sıkıştırarak gömdüğü tenis topu iriliğindeki kırma kireç taşlarından yapılıyordu. Bu sistemle yapılan yollara, Makadam yol, yaygın adıyla da şose deniyordu.

Rıhtım işte denizden iki metre yüksekten geçen bu yolun kaldırımıydı.

Ünyeliler, ilk yapıldığında gayet düzgün olan bu yolu çok sevmişlerdi ama, kısa bir süre sonra silindirin altında kırılarak ufalanmış kireç taşının yağmur ve rüzgar erozyonuyla savrulmasından sonra delik-deşik olmuş, üstünde yürünmesi işkenceye dönüşmüştü adeta. Ayrıca yağmurlu, karlı günlerde bu delik-deşik olmuş yol, binlerce küçük gölcükle dolar, yürümeyi imkansızlaştırırdı.

Şükür ki yolun deniz yönündeki kaldırımı sahan taşı döşeliydi. O kaldırımda yürümek ve oynamak zevkti çocuklar için.

Yaz aylarında oturarak bacaklarımızı denize doğru salar. Oltalarımızla sümüklü balık avlardık rıhtımda. Sonbahar ve kış aylarında ise deniz kısmen geri çekildiğinden daracık bir kumsal oluşurdu rıhtımın duvarıyla deniz arasında. Ama denizin hafifçe kabardığı günlerde dalgalar bu dar kumsalı aşar rıhtım duvarına çarparak geri çekilir, peşindeki dalga gelinceye kadar kumsalı açıkta bırakırdı.

Biz, bu fırsatı değerlendirmek için var gücümüzle o dar kumsalda koşar, ikinci dalga gelinceye kadar, Askerlik şubesinin önünden, Sinema binasının yanındaki geniş kumsala varmağa çalışırdık

Dalgalar düzenli aralıklarla gelmezlerdi birbiri peşi sıra. Zeki ve deneyimli çocuklar bu durumu sezmiş, kaç dalgadan sonra uzun aralıklı dalganın geldiğini öğrenmişlerdi. Onun için de sorunsuz geçiyorlardı karşıdan karşıya..

Çocukların bir kısmı bu hesabı yapamadıklarından yarı yolda ikinci dalgaya yakalanıyor baştan ayağa sırılsıklam oluyorlardı soğuk havalarda. Bu durumu seyredip ıslanan çocukların perişanlığını gören ötekilerin kahkahaları inletiyordu Yalı kahvesi’i.

Buranın dışındaki Ünye yollarının tümü Arnavut kaldırımıydı.

Yarısı denizin içindeki, -mülkiyeti belediyeye ait- sinema binamız, önce ilkokul öğrencilerinin müsamere etkinliklerine tahsis edilmiş, sonra öğrencilerle birlikte seyyar sinemacıların film gösterilerine verilmiş, Uzun süre aralıklı film gösterileri için kullanıldığından adı sinema olarak kalmış, daha sonra da hem belediyenin deposu hem de alt katı kuduz köpek karantina binası olarak kullanılmıştı.

Evin yanında kendisine sataşıp taş atan bir çocuğu kovaladığı için, şikayet üzerine kuduz şüphesiyle sinemanın altında karantinaya alınan av köpeğimi bir hafta süre ile orada beslemek zorunda kalmıştım.

Sinema binası, sahil karayolu yapılırken kendisine bitişik biblo gibi küçücük ve güzel, yarıları denizin içindeki bir dizi evle birlikte istimlak edilerek Yok edildi.

Oysa Terme şosesi, rıhtım kaldırımlı yolun bitim yerinde, biblo gibi olan deniz evleriyle (Ünye’nin yalılarıydı onlar)  karşısındaki ahşap evlerin arasında yürüyen insanlarda, üstü açık bir tünele girmiş gibi bir duygu uyandırırdı.

---------------------------------------------------------------------------------------------------

Belediyenin önünden ikiye ayrılarak biri hükümet, ikincisi belediye caddesi ismini alan yollar geniş, mahalle aralarındaki sokaklarsa daha dar Arnavut Kaldırımı tarzında döşenmiş yollardı.

Aslında Anadolu ve Balkanlardaki kaba taşlarla yapılan Türk yollarının kaldırımları,  ayni taşlarla Arnavut işçiler tarafından yapıldığından,  hem yollara hem de kaldırımlarına, Arnavut kaldırımı deniyordu.

Kaldırımlar, irili- ufaklı taşlarla gelişi-güzel döşenirdi.

Anadolu ve Balkanların küçük yerleşim yerlerindeki kaldırımsız yol ve sokaklar da ırmaklardan toplanan taşlardan yapıldıkları için, o yollara da Arnavut Kaldırımı deniyordu.  

(Ünye’nin cadde ve sokakları da bu adla anılırlardı. Cadde ve sokaklarımızın hiç birinde kaldırım olmamasına karşın.)  Aslında Arnavut kaldırımı şeklinde döşenmiş yol denmesi gerekirdi bunlara ama,  böyle deniliyordu işte.

     Yollarda bir tek bile kireç taşı kullanılmamıştı. Irmakların, akaklarında bulunan püskürük kökenli kayaçlardan söküp yuvarlayarak getirdiği dayanıklı  taşlar toplanmış, yuvarlak ve  oval olanlar bile kullanılarak yollara döşenmişlerdi.   

Böyle olduğundan taşların kiminin yüksek, kiminin alçak döşenmemesi için özen gösterilmiş, ancak bu kez de taşlar arasında derin açıklıklar ve çukurlar oluşmuştu.

Caddelerin genişliği üç metreydi. Sokaklarsa, genelde iki iri taşının yan yana döşenmesiyle 80 Cm. genişliğinde yapılmışlardı. Bu iki iri taşın arasındaki boşluklar daha küçük ırmak taşlarıyla doldurulmuş olurdu. Büyük Cami önünden Çınarlık mevkiine giden cadde bile 80 cm. genişlik hesap edilerek, düzgün bir geometriyle yolun iki yanına döşenmiş iri taşlardan oluşturulmuştu.

Bu yüzden motorlu araçlar Ünye’nin ancak iki caddesinde kullanılabiliyordu.

O zamanlarda, Ünye’de kullanılan araçlar, boyunduruk bağlantılı,  kızaklı öküz arabalarıydı. Yani iki tekerleği arkada, önü kızaklı kağnılar…    

Onlar bile sokakların Arnavut kaldırımlı yollarında ancak bir tekerleği taş döşeli yolda, diğeri yol dışında olmak üzere gidebiliyorlardı. Zavallı öküzlere eziyet edilerek.

Ortasına  80 Cm. genişliğinde taş döşenmiş geniş güzergahlı yollarda kağnılar döşemeye hiç yanaşmaz yolun toprak olan yanlarından geçerek zemini delik-deşik eder, yağmurlu havalarda buraları balçık bulamacına dönüştürürlerdi.

Dar Arnavut kaldırımı tarzında döşenmiş sokak ve caddelerde, özellikle yağışlı günlerde yürüyen insanlar, görülmeğe değerdi.

Herkes, başı yerde, gözleri basacağı taşı seçer durumda, uzunlu-kısalı adımlarla zıplayarak yürümek zorundaydı. Islak ve çamurlu taşlarda ayak kayar, taşlar arasındaki çukurlara iner, orada birikmiş çamurlu sulara batar, Pabuçlar, üst-baş kirlenirdi. Daha kötüsü ayaklar bilekten burkulur, sakatlanılırdı.

Kovalamaca oyunlarımızda bu sokaklarda hızla koşarken birçok kez ayak burkulması talihsizliği yaşadığımı hatırlıyorum. Diğer arkadaşlarımın da yaşadıkları gibi.   

Ünye gelişip büyümeğe başlayınca motorlu araçlar da çoğaldı.

Arnavut kaldırımı yollarımız bu araçları kaldıramaz duruma düşünce, alternatif yol kaplama arayışı başladı.

Ordu yakınlarındaki bir granit taş ocağından, parke taş kestirmek için anlaşmalar yapıldı . İlk granit parkeler geldi.

Önce Yalı Kahvesi’nden belediye önüne kadar olan makadam yol, daha sonra da Belediye den sonra ikiye ayrılan Hükümet ve Belediye caddelerindeki arnavut kaldırımının kaba ırmak taşları söküldü.  Parke taşlar, taş ustası Mevlüt Bıyık, oğulları Hamza ve Mustafa Bıyık tarafından genişletilen bu caddelere döşendi. Giderek de tüm cadde ve sokaklarımız, granit parkelerle kaplandı.

Bizden sonraki  çocuklar, bu yollarda düşme, kayarak ayak burkma korkusu yaşamadan oynadılar.

Yıllar geçtikçe parkelerin üstündeki girinti-çıkıntılar silinip düzeldi. Yol döşemeleri daha bir güzelleşti.

Artık motorlu araçlar mahalleler arasındaki her sokakta çalışabiliyorlardı.

 Kentler büyüdükçe, granit parke temini hem güçleşti hem de daha düzgün ve estetik yollar yapma ihtiyacı doğdu.

Bu ihtiyacı karşılamak için, kilit sistemli fabrikasyon döşeme taşı yapımı icat edildi. Çimento harçla seri halde imal edilen bu parkeler uzun ömürlü olmamakla birlikte, yollara kolayca döşenip daha kusursuz bir kaplama sağladığından ve istenilen şekilde yapılabildiklerinden tercih edilir oldu.

Granit parkeli yollar söküldü.

Ünye de bu modaya uydu. Sonsuz süre kullanılabilir ömrü olan parkeler yerine, fabrikasyon kaplama taşlar döşendi. Henüz iki-üç yıllık olan bu yollar,  kırılıp dökülmeğe başladı. Yakında yenilenmeleri kaçınılmaz olacak.

Sökülen granit parkeler, belediyenin başına dert açmış olacak ki satılığa çıkarıldılar. İzmir Büyük Şehir Belediyesi talip oldu parkelerimize.

Bir söylentiye göre o taşlar şimdi Alsancak Meydanı’nın çevresindeki yollarda döşeliymişler.

Şimdilerde fabrikasyon  döşeme taşları renkli ve değişik geometrik şekillerde yapılıyorlar. Aşağı yukarı tüm şehirlerimizin belediye bünyelerinde bu taşları imal eden basit ya da gelişmiş imalathane ve fabrikalar var. Her belediye kendi yollarını kendi imkanlarıyla kaplıyor artık.

İlk granit parkeler dikdörtgen prizma şeklinde kesilirlerken sonraları, daha estetik görünüşlü olmaları için küçük kübler halinde kesilmişler ve çok değişik geometrik şekillerde döşenmişlerdi yollara.

Ünye de bu modaya uymuş, Cumhuriyet meydanına, küçük kübik ve çok koyu renkli granit parkeler kullanılarak, değişik geometrik şekillerle döşenmişti.

Meydanda yapılan bir çok değişiklik sırasında bunlar da sökülerek depolanmışlardı. Cumhuriyet meydanında yapılan son düzenleme sırasında bu taşlar nostaljik bir dürtüyle olsa gerek, ya da daha dayanıklı olduklarından, meydanın çevresindeki, trafiğin yoğun olarak aktığı arterlere yeniden döşendi. Halen oradalar.

Granit parke taşlarıyla döşeli birkaç sokağımız halen var. O sokakta oturanlar, yollarını söktürtmüyorlar. Özellikle de yokuş sokakları.

Arnavut kaldırımlı yoldan da bir bilgi vermek gerekirse, Tepe mezarlığının eteğinden Çakırtepeye giden yolu söylemem gerekiyor. O yola kimse dokunmadı. Yıllar önce nasıl döşenmişse öylece duruyor. Ve de işlevini sürdürüyor. Üstünde yürüyenleri çamur ve birikinti sularından koruyarak...



Bu Haber 285 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.