Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
28 Haziran 2011 Pazar
MİSAFİR KALEM
Ünyeli Hattat Halil İbrahim Alperen
"Ünye, sevecen ve mert, misafirperver ve cömert" Rüyaların Şirin Şehri Ünye

Ünye mavi sular ve sandalın; dalgalar ve kumsalın; semazen martılar ve hazin şarkıların; ulu çınarlar ve çam ağaçlarının; ahşap evlerin ve kır çiçeklerinin; ikindi sonrası ve gurub vaktinin; mehtaplı gecelerin ve seher anının; yakamoz parıltıların ve deniz kabuklarının; balıkçı türkülerinin ve fındık bahçelerinin her an, her gün ve her mevsim sonsuzluk tablosunda harmanlandığı yerdir. Ünye’de Yunus Emre Çay Bahçesinde Çam dallarının gölgesinde iskele ve kumsal dalga ve sandal şarkı ve martıların eşliğinde seher vakti güneşin denizden doğuşunu, yıldızlı gecelerde nazlı hilalin suya inişini izlerken yapılan dost muhabbetleri ve yudumlanan çaylar ancak bahtı açık olanların talihidir Ünye’de

Şairlere ilham kaynağı Çakırtepede eşi ve benzeri bulunmaz yeşil ve mavi manzarayı seyre dalarken tadı damaklarda yıllarca kalacak pide yemeden, sevdiğine iki satır karalamadan gözlerini hayata yumanlar görmeyi ve sevmeyi idrakten yoksun yaşamışlardır.

Mevla herkese gören göz ve seven gönül versin Ünye’de Çamlıkta kayalarla dalgaların halay çektiği, horon teptiği çam ağaçlarının sevda şarkıları bestelediği, hüznün, göz yaşlarının gölgelerin, mezar taşlarının yalnızlığın, hicranın faniliğin ve uçsuz bucaksız sonsuzluğun oluşturduğu orkestrada hayat ırmağının ecele doğru akışına en derinden ah çekebilmek tefekkür ederek tecelliyat sofrasının lezzetiyle Hikmet-i Hüda’yı seyre dalmak ancak nasibi olan gönüllerin harcıdır. Ünye’nin geçmişini, bu gününü ve geleceğinin düşünen biz gurbetteki Ünyeliler ! Nasıl unuturuz.! Yalçın kayalar ve çam ağaçlarının bulutlarla saf tutarak denizi seyre daldığı Asarkaya Milli Parkını, Ezelden ebede akan ırmaklarını, Zeval vakti Uzun Kum Plajını, Gölevi Motelini

Elma ağaçlarını, mısır tarlalarını Bir yangın sofrasında unutulan Süleyman Paşa Sarayı’ndan kalma yadigar duvarları Ve şahidi Ulu Çınarı, Nasıl unuturuz Ünye Kale’sini, Ayanikolayı, Tarihi hamamlarını, kral mezarlarını, mağaralarını Tarihi konakların tokmaklı ahşap kapılarını, Acı su çeşmelerini,tatlı hatıralarını “BİZE UNUT DİYORLAR MEMLEKET GURBET DİYORLAR” Nasıl unuturuz ! Sahilde gece turlarını, Çifte tüfeği, balık ağını, Babamızın öğüdünü, anamızın duasını, Yarimizin fındık dalına takılı yaşmağını, ve yağmurda ıslanarak saatlerce ağlamayı Naciz ve meçhul şairin dediği gibi : “BİZ DE KARALADIK BİRKAÇ SATIR GURBET BİZE BİZİ HATIRLATIR.”

Nasıl unuturuz akşam kızıllığında tarihi iskelenin martılara mesken kalıntısının ressam ve şairleri kıskandırıcı siluetini. Güneşin denizden doğuşunu, gün boyu mavi sularda seyrederek yine denizden batışını, Nazlı derelerimizin beyaz köpüklerini, dal köprülerini, Dikilitaştan olta fırlatmayı, balığın oltaya vuruşunu, seher vakti ağ çekmeyi, Mayıs yedisi İskele-Çamlık sandal seferlerini, Ceviz Dere’de kurşunlu saçmaya yılan takılışını, Tabakane Deresi’nin kurbağa seslerini, Nasıl unuturuz ! Farelere karşı köylümüzün kıvrak zekasının sembolü direkler üstündeki ahşap hambarı, Mısırların, gazallarından bağlanarak serendelik duvarına fotojenik asılışını, İpliğe dizilip güneşte kurutulan fasulyeleri, kırmızı biberleri Sallayarak yoğurdu yağ ettiğimiz tavandan sarkmalı ahşap yayıkları El değirmeniyle bir ömür gibi öğüttüğümüz mısır tanelerini, Kara lastiği çapa kazmasını Taflan dalını, Çömlekteki ayranı, peştamalın kalın çizgilerini, Sepet sepet pazara sürdüğümüz dağ mantarını, fındık tirmidini,

 

Nasıl unuturuz Orta Camii’nin mimberini, kubbesindeki celi sülüs yazılarını, Saray Camii’nin servi ile yarışan minaresini, Hatıratımıza silinmezi izlerle kazınan Eski Büyük Camii’ni ve gür sesli hafız müezzinlerini, Ramazan geceleri teravih namazında çocukların kahkaha ile gülüşlerini , Bakırcılar Sokağından gelen çekiç seslerini, “Taze gevrek fabrika simidi” nidalarını, Nasıl unuturuz ! Yoğurda mısır ekmeği doğramayı, Mısır ekmeğiyle yeşil soğan yemeyi, Sütlücan, melevcan ve soğanlı turşu kavurmalarını, Bölceli kara lahana, ayranlı sıcak mısır çorbalarını, Galdirik ve kiraz turşularını, Nivik yemeğini, mendek çorbasını, mısır unu bazlamasını, Kara lahana dolmasını, Kış armudunu, bal armudunu, bakır baltavası, Hamsi tavasını, mıhlamasını ve ızgarasını Ah o çocukluk günlerimiz yok mu nasıl unuturuz ! Cumartesi günleri elde bilet ve köfte ekmek 13.30 matinası için Belediye Sineması’nın kapısında kuyruğa girmeyi, Macera dolu çizgi romanlar üzerinde 4 metreden 25 kuruş durdurmayı, Komşunun bahçelerinden erik ve elma aşırmayı ve yakalanmadan kaçmayı,

Çizgiye pıtık dizmeyi, tendürük çevirmeyi, bokçuluk, dombali, bezirgan başı oyunlarını, Beylik Horosu’nda çınar ağaçlarına tırmanmayı, sonbahar rüzgarlarında dallarına veda eden yaprakları yakalamayı, top koşturmayı, mavi göklere uçurtma salmayı, çelik çomak oynamayı, Denizcilik bayramında denize yatay uzanan yağlı direkten canbazlık yaparak bayrak almayı, İskelenin korkuluk demirlerinden balıklama denize dalmayı, midye çıkarmayı, denizin dibindeki madeni parayı bulmayı Teneke parçasının üzerinde midye pişirmeyi, mantar kızartmayı, böğürtlen toplamayı, Kış günü sabankayla peşine düştüğümüz hasancık kuşunu, Mısır püskülünden kağıda sararak yaptığımız boğazlarımızı yakan gözümüzdan yaş akıtan pipolu entellere taş çıkartan dolama cıgarayı ve fabrika bacası gibi tüten dumanlarını, Süpürkelik kevüğünden ve kabaktan imal ettiğimiz kabak arabasını, Kil çamurdan tencere, tava ve araba yapmayı, Domates kasasının enli çıtalardan kör çakılarla oyduğumuz kılıçları, atımız diyerek bindiğimiz sırıkları ve kazandığımız zaferleri, Şimdiki çocukların hayıflanacağı rüyalarında bile göremeyeceği daha neler neler.........

Aceb unutabilir miyiz ! Gücük ayını, kirez ayını, mart dokuzunu, mısır kevüğünü,cıvıl yapmayı Kar yağarken dallarına kuşlar konan bağırsaklara şifa ham hurmayı Girebiyle dal budamayı, kızıl ot kesmeyi Palaz fındığı,başak yapmayı Hey yüklenmeyi, yar sevmeyi Fındık zamanı oğlan evermeyi, borç taahhüdünü ifa etmeyi Düğünlerle silah sıkmayı, kına yakmayı, kuşak bağlamayı

Kapının kasasına karşılıklı bıçak saplamayı Altından telli duvaklı gelin geçirmeyi Ünye, sevecen ve mert misafirperver ve cömert güleryüzlü ve duygulu coşkulu ve sevgi dolu insanların el ele gönül gönüle bir meşalede tutuştuğu yerdir. Güneşin denizden doğduğu denizden battığı şehri unutmadık, unutmayacağız Orda kuşların sesi Irmakların sesi Yaprakların sesi Rüzgarların nefesi

Dalgaların sonsuz ilahi bestesi Orda yeşilin binbir tonu Yoktur sevdasının sonu

 

“KİM BİLİR DAHA KAÇ ŞAİR VAKT-İ FECİR KOLLARINDA CAN VERİR KİM BİLİR DAHA KAÇ RESSAM KIZILLIĞINDA HER AKŞAM LALERE KAN VERİR”



Bu Haber 3168 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI