27 Haziran 2011 Pazar
YAŞAR KARADUMAN
Kalimera Mari (Günaydın Mari)
yasar.karaduman@gmail.com

Geçende İstanbul’a gittiğimde Kınalıada’ya Mari’ye gittim. Mari benim yetmişli yıllarda İstanbul Günaydın gazetesinde çalışırken serviş şefim Garbis Populos’un kızıydı. Onu tanıdığımda Şişli Rum Kız Lisesinde okuyordu, son sınıftaydı. Yazın Kınalıada’ya giderlerdi.

Hafta sonu beni de adaya davet ederlerdi. Mari’nin Ünye’ ile bağları vardı.  Marinin annesinin dedesi Ünyeli idi. Mari, ben Almanya’da iken seksenli yılların sonunda annesi ile Trabzon’a geçerken Ünye’de durmuşlar dedesinin evini aramışlar. Yıllar sonra ben Mari’nin dedesinin evini buldum fakat yıkılmış yerine apartman yapılmıştı. Yetmişli yılların başında Mari Fransa’ya okumaya gitmişti birbirimizi otuz yıl görmedik.

Ben eski alışkanlığımdan dolayı her hafta Kınalıada’ya denize giderim. Geçen sene Mari’yi bulmak geldi aklıma. Fransa’da yaşadığını biliyordum ama yine de bir bakayım dedim. Oturdukları eve gittim, yıkılmıştı sordum biraz aşağıdaki pembe evde oturduğunu söylediler. Kapıyı çaldım yedi sekiz yaşlarında bir kız çocuğu açtı “Madam Mari evde yok mudur matmazel?” dedim, “Vardır mösyö” dedi. “Seslenir misin?” İçerden bir ses: “Eleni kim gelmiştir?” “Bir bey seni görmek ister.”

“Geliyorum, hangi bey imiş?.. Biraz sonra Mari geldi, saçları bembeyaz olmuştu, “Buyurun mösyö beni görmek istemişsiniz”

“Kalimera Mari nasılsın? dedim

“İyiyim mösyö siz nasılsınız, kimsiniz,  içeri buyurmaz mısınız” dedi, tanımamıştı.

“Mari ben kırk yıl geçmişten geliyorum Noi’den geliyorum”

Sandalyeye çöktü, bunu beklemiyordu, çok şaşırdı, kalktı  sarıldı bana bir müddet öyle kaldı.. Beyazlaşmış saçlarında genç kızlığında kullandığı Nonchalance isimli Fransız parfümünün kokusu vardı, demek kırk yıldır değiştirmemişti ağlamamak imkansızdı hele benim içim hiç dayanmazdı.

“Sen bizim gençlik yıllarımızdaki en iyi dostumuzdun siyah uzun saçlı Noi’den gelen çocuk seni ne çok aradım, neden bizi bir defa aramadın, nerden böyle birden bire geldin beni nasıl buldun?

Bu müstesna insanı tekrar gördüğüm için çok mutlu olmuştum.

Gittiğimde adaya yeni taşınmışlardı.”Mari ben çoğunlukla Noi’deyim, bir müddet İstanbul’da kalıp döneceğim,  bugün adaya geldim seni görmek için”  dedim”. “Çok iyi etmişsin bizde Eleni ile evi yerleştiriyoruz. Mari bize yine balık yaptı bir şişede şarap açtık, bahçede son vapura kadar sohbet ettik. Eski arkadaşları konuştuk, çok genç yaşta bir deniz kazası sonucu hayatını kaybeden Akasia’yı andık

 

 

Ewige Ruhe, (Sonsuz huzur)  Helmut Hoca

Bugü köşemizi  bir Almanya anısı ile kapatalım.

Fotoğraf Dersi hocamız Prof. Dr. Helmut Rosenbaum çok ilginç biriydi. Polonya Yahudisi idi. Hatta zaman zaman Türk kökenleri olduğunu da söylerdi.  Biz derdi Hazar Türklerindeniz. Hazar Türk Devleti Musevi dinini seçmiş Türklerin kurduğu bir devletti, son kalanlar bugün Litvanya’da yaşamakta ve Türkçe konuşmaktadırlar. Onlara, Musevi dininin Karay mezhebini seçtikleri için Karay Türkleri veya Karaimler denir. İstanbul’a Türklerden önce gelmişler Karaköy bölgesine yerleşmişlerdi. Onlardan dolayı bu bölgeye Karayköy denirdi, sonradan söylene söylene Karaköy oldu. İstanbul’da çok küçük bir azınlık olarak kalmışlardır. http://www.unyeses.net/karaim.htm

Helmut Hocadan Fotoğraf konusunda çok şey öğrendim. Dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı öğrencileri vardı. Hitlerin ikinci dünya savaşında Yahudi sanarak Polonya’ya geç etmiş Musevi Hazar Türklerini yaktığını söylerdi.

Okulun yakınındaki bir kilisenin duvarında duvara kazınmış bir güneş saati vardı. Saat gibi bir yuvarlağın etrafına aynı saatte olduğu gibi sayılar kazınmış ortaya da bir demir çubuk konulmuştu, demir çubuğun gölgesi hangi rakamın üzerine düşerde saat o zamanı gösteriyordu. Ortaçağdan kalma önemli bir eserdi. Bunu fotoğrafını bir türlü çekemiyordum duvara kazınmış rakamlar çıkmıyordu. Bir sürü film ve fotoğraf parası vermiştim. Hocam bunu nasıl çekeceğim diye sordum. Nüktedan biriydi : “Warte bis September” “Eylül’ü bekle” dedi.

Önce hoca benimle şaka yapıyor sandım, “Boşuna uğraşma bu fotoğrafı ancak Eylül ayının sonlarında güneşli bir havada çekebilirsin” dedi.. Eylülde güneşin eğimi ile duvara kazınmış rakamlar netlik kazanıyor ve güneş saati belirgin bir şekilde görülebiliyordu.

Geçende Hannover’den bir okul arkadaşım aradı, Helmut Hocanın vefat ettiğini söyledi.  Üniversite bahçesinde hocanın cenaze törenine katılmıştı.

Helmut Hoca’nın bize fotoğraf konusunda ne çok şet öğretmişti.

Ewige Ruhe, (sonsuz huzur)  Helmut Hoca

 

Çarşambaya, yine çok ilginç konularla buluşmak üzere.

 

Cuma günü yayınlanması gereken bu makale, sayfa grafikerlerinin günlük gazete çıkarmanın süratli temposu arasında unutulmuştur. Özür dileriz.



Bu Haber 584 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : anılar Tarih : 27 Haziran 2011 / Pazar Üye Adı :atalay dinç
Ünye'de yaşamış/yaşamakta olan insanlar neden anılarını yazmaktan kaçınırlar anlayamıyorum. Anılar komik bile olsalar hüzünlendirirler. Ermeni kökenli ünyeli hemşerilerimizle yaşama şansını yakaladım, ama hep rum kökenli Ünyeli birisini tanımak istemişimdir. Herzaman söylerim neden gönderildiler sanki. Kimin işine yaradı gitmeleri, hiçkimsenin. Geçen sene ayvalık / şeytan sofrası ziyaretimde bir otobüs dolusu Yunanlı turistler vardı. İçimden belki bunların arasında eski ünyelilerin torunları vardır diye geçmişti. teşekkürler Yaşar amca.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI