Bu hafta Ticaret Odası Başkanı Hasan Şimşek’in belediyeye olan tabela borcunu neden ödemediğini ve belediyenin bu şahıstan neden para almadığını sormayacağım ve yazmayacağım.
Bu hafta meydandaki eşek yolunu da yazmayacağım, bu hafta acemi park ve bahçeler müdürünü de yazmayacağım, bu hafta bir utanç vesilesi olan çekirdek kabuğu pisliklerini de yazmayacağım, güvercin pisliklerini de yazmayacağım ve Yalıkahvesi Kemal Çöp’ten sorulur da demiyeceğim, bu hafta, meydan kimden sorulur diye de sormayacağım
Bu hafta, belediyenin gözü önünde duran kaldırım işgalini görmeyip zabıtalarına vatandaşın dükkanının önüne koyduğu patates çuvalının fotoğrafını çektirip kaldırım işgali diye ceza kestiğini de yazmayacağım,
Bu hafta Yalıkahvesi’nde akan lağımın ağzında denize giren çocukları görmeyip mavi bayrak rüyası gören belediye başkanını da yazmayacağım. Bu lağımın önüne: “Burada denize girilmez tehlikelidir” diye bir tabela diktirmeyen kaymakamı da yazmayacağım. Bu hafta tüm Ordu ilinde tek kirli sahilin Yalıkahvesi çıktını ve yine rezil olduğumuzu da yazmayacağım.
Tüm bu olumsuzlukları bu hafta
Bir kenara bırakıyorum,
Biraz nefes alalım
Bu hafta, bir vatandaşın bana söylediği gibi bisiklet dişlisi ve zincirinden yapılmış ucuz mekanizma görünsün diye dışı yerine içini aydınlattıkları kelek yeldeğirmenlerini de yazmayacağım.
Ünye’ye gelen ve beni ziyaret eden dostlarımın bu Ünye ne kadar pis “perişan şehirler prensesi” sanki, dediklerini de yazmayacağım. Boyasız, badanasız, yarım kalmış çatısız çirkin tuğla evleri de yazmayacağım.. Neden tüm bunlara çare bulunmaz onu da dert etmeyeceğim bu hafta.
Beni internetten Ankara’dan İstanbul’dan yurt dışından izleyen dostlarım “Yaşar Bey bizi sitirese sokuyorsun, bu ne kadar sorun? Seni takip etmekten yorgun düştük, sen yorulmadın mı, biraz ara ver, bu kadar yazıyorsun hiç bir şey düzelmiyor mu? Bunları taşa yazsan çatlardı” diyorlar.
Maalesef çok şey düzelmiyor değerli okuyucular. Genelde bize akıl veriyorsun diye kızıyorlar. Ünye’de gazetecilik diye bir iş olduğunu, onun bir köşe yazarı olduğunu kavramakta direniyorlar, işlerine gelmiyor. Bize kimsenin bağırmaya çağırmaya, şöyle yaparız, böyle yaparız deme lüksü yoktur. Bizim yaptığımız akıl vermek değil, öneri getirmektir. İyi yaparlarsa iyi, kötü yaparlarsa kötü yazarız, ne başkanı olursa olsun, fark etmez.
Ben bu kilisede evlendim.
Yukarıdan beri çene yapınca yazacaklarıma fazla yer kalmadı. Ünye’de son günlerde kültür adına güzel şeyler de oluyor. Paşabahçe hamamı Kültür bakanlığınca satın alındı restorasyonuna başlanacak. Yalıkahvesi’ndeki Rum kilisesi de satın alındı, düğün salonu olarak kullanılıyordu, boşaltıldı, restorasyon için projesi hazırlanıyor. Müze ev bitmek üzere sanıyorum Ünye şenliğinde kısmen açılacak.
Bu kilise uzun yıllar düğün salonu olarak hizmet verdi çoğumuz burada evlendik. Ben her sorduklarında kilisede evlendim diyorum. Ünye’ye yurtdışından düğün yapmaya gelmiştik, babam ille de düğün Ünye’de olacak demişti. Ünye’de o zaman başka salon yok, düğünleri burada yapıyorlardı. Kahvelerden sandalye topladık bir de gelin damat masası yaptık, orkestra da tuttuk. Rahmetli eşim orkestraya baktı, “bunlar mı çalacak? bunlar daha çocuk” dedi. O gün o çocuklar çaldılar, biz oynadık ve evlendik. O çocuklardan birisi Selçuk Ürer bugün Ünye Musiki Cemiyeti başkanı, biri gitarist İsmet Küçükoğlu solist Tıkır Ali ile basgitar Mustafa vefat ettiler
Kalenin Ünye çıkışı mı bulundu?
Çevre yolunun sanayi sitesi mevkiindeki yol çalışmaları sırasında bir dehliz meydana çıkarıldı. Bazı araştırmacı arkadaşlar buranın aradığımız, kale’nin Ünye çıkışı olabileceğini tahmin ettiler. Maalesef buraya inceleyecek bir uzmanımız olmadığı için fazla bir şey yapamadık ve yol çalışmaları devam ettiği için dehliz kapandı.
Acaba gerçekten burası kaleden Ünye çıkış mı idi? Söylentilerde kaleden Ünye’ye bir tünelin ve bir çıkışından bahsedilir. Prof. Dr. Sait Kapıcıoğlu da tünelin Topyanı’na çıktığını yazar. Ben ise hiç tünel olmadığı, kaleden aşağıya inen merdivenlerin kalenin içine oyulmuş erzak ve silah odalarına indiği kanaatindeyim.
Yanlış Türkçe.
Belediye halı saha futbol turnuvası düzenlemiş adını da “Merhum Ayhan Cındık Futbol Turnuvası” koymuş. Ayhan Cındık gazetemizin spor yazarı idi.. Bu cümle yanlıştır. Peki yanlış nedir?
Siz hiç “Merhum Ali Sami Yen Stadı” dendiğini veya “Merhum Atatürk parkı” dendiğini duydunuz mu? Burada “Merhum” kelimesi fazladır. Bunlara dikkat edin, bilmiyorsanız bilenden sorun ve doğru Türkçe konuşun ve yazın. Şehirli olmanın bedeli ağırdır. Kültür müdürünün gözünden kaçmış olmalı.. Acaba bu kültür müdürü kültürün neresinden sorumlu?