Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
30 Temmuz 2011 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Sıcak aylar, fındık vakti ve Ramazan...
musakiroglu@mynet.com

Ramazan ayı geldi. Yarın akşam ilk oruca kalkacak Pazartesi günü orucumuzun birinci gününü tutacağız.

Tabi sıcak günler bir tarafta, fındık mevsimi diğer tarafta Ramazan tutmak kolay değil.

Böyle zor aylarda ve yoğun iş günlerinde tutulan Ramazan’ın sevabının daha çok olduğunu bilenler sabır edecek, her ne surette olursa olsun orucunu tutacaklardır.

Şimdiden herkese Hayırlı Ramazanlar dilerken bir sene önce geçen seneki Ramazan öncesi yazdığım yazımı güncelliği devam ettiği için bir kez daha yayınlama gereği hissettim.

Bakın ne yazmışım geçen yıl Ramazan ayı başlarken…

 

Ramazan gider bir daha gelir, ama ben gidersem... 

Böyle sıcak günlerde tutulan Ramazanlarla ilgili Nasrettin Hoca’ya mal edilen bir fıkra gelir aklıma.

Fıkra tam da bu yıl ki Ramazan’ı ve çekilen susuzluğu anlatır cinsten, şöyle:

Yaz mevsimine rastlayan bir Ramazan günü Nasreddin Hoca, gözleri susuzluktan afallamış, kendinden geçip bayılmak üzereyken dayanamayıp bir çeşmeye çaktırmadan yanaşmış.

Ağzını dayamış çeşmenin musluğuna tam iki-üç yudum içmişken Hoca’yı bir köylü görmüş:

“Aman Hoca, oruçluyken nasıl su içersin, günah değil midir bu yaptığın?” diye sormuş.

Hoca, içtiği suya kanamamanın verdiği sinirlilikle köylüye: “Yıkıl karşımdan, bilmez misin Ramazan gider bir daha gelir, ama ben gidersem bir daha gelebilir miyim? Ne günahı..”  diyerek, bağırıp azarlamış.

**********          **********          *********

Hoca’nın sıcak günlere rastlayan orucu misali bu yıl da Ramazan ayı yılın en sıcak aylarına denk geldi.

Ünye’nin “eyyam-ı buhur”u çekilmez. Nedir bu eyyam- buhur, niçin çekilmez?

Eyyam-ı buhur sözünü ben sık sık rahmetli Babaannemden duyardım. Temmuz - Ağustos sıcakları bastırıp, nem rutubet ortalığı sarınca; “Eyyam-ı buhur yine kavurup, çürütmeye başladı” derdi.

Eyyam; bugünkü karşılığı ile ‘gün’ sözcüğünün çoğulu olan ‘günler’ demektir.

Buhur ise; kullanıldığı yere göre; yanarak çıkan duman, su buharı, nem anlamlarına gelir.

‘Eyyam-ı buhur’ tamlaması ise; en net tarifiyle, aşırı sıcak günleri ve bu günlerde oluşan nemli havayı anlatmak için kullanılır.

Eyyam-ı buhurda yani Temmuz ve Ağustos aylarında akıttığımız ter bir yıl boyunca aktığımız terden kat be fazladır.

Bu günlerde sırtımızdaki fanila terden nerdeyse hiç kurumaz. Açıkçası nem ve terden adeta çürürüz.

Eyyam-buhur dönemi özellikle kuru gıdalar için de tehlikelidir. Fasulye, pirinç, bulgur, mercimek, nohut, un, şeker, tuz, kepek gibi kuru gıdalar bu ayda emdikleri yoğun su buharlı havayla nemlenir, içten içe çürümeye bozulmaya yüz tutarlar. Yaş sebze ve meyvelerde de öyledir. Kısa süre içinde tüketilmezse eyyam-ı buhur yaş sebze ve meyveyi de bozar, çürütür.

Bu özelliğinden ötürü Temmuz ve Ağustos aylarına Ünye’de ‘çürük ayı, çürük ayları’ da denir.

Bu sene Ramazan ayı işte bu eyyam-ı buhurun en yoğun günlerine denk geldi.

………………………………………………………………………..

Bu sıcak günlerde 16 saati bulan Ramazan orucuna bir de fındık toplama işi eklenince eyyam-ı buhura dayanmak nerdeyse imkansız hale geliyor insanlar için.

Dün görüştüğüm fındık işçileri, “İnsan sıcağa, oruca bir yere kadar tahammül gösteriyor ama susuzluğa dayanmak çok zor” diyerek, yaşadıkları asıl sıkıntıya dikkat çektiler.

Diğer taraftan yapılan açıklamalarda böyle havalarda vücudun susuz kalmasının, susuz bırakılmasının doğurabileceği tehlikeler ve rahatsızlıklar dile getiriliyor.

Öyle ya, gün boyu akşama kadar vücuttan ter olarak sürekli su atılıyor. Kaybedilen bu suyun yerine vücuda yeni verilmezse rahatsız olmamak, hastalanmamak mümkün mü?

Geçtiğimiz günlerde gazetemizde bir haber yapılmıştı. Fındık toplamak için bölgemize gelen işçiler, bu sene Ramazan’ın fındık toplama ayına rast geldiğine işaret ederek, çalışma saatlerinde buna göre düzenleme yapılmasını istemişler.

Ancak bu isteğe bir cevap verilmedi, çalışma saatlerinde oruca ve sıcağa göre bir düzenleme yapılmadı.

Hâlbu ki, sabah saat 07’de fındık toplanmaya başlansa.. Dört saat sonra saat 11’de öğle paydosu yapılsa… Ardından saat 15’e kadar 4 saatlik bir öğle dinlenmesi verilse.. Saat 15’ten sonra saat 19’e kadar 4 saat daha çalışılsa ve akşam paydosu yapılsa eminim fındık toplayanların çektiği sıkıntı, hatta daha ileri ifadeyle çektikleri işkence önemli ölçüde azalır.

Ramazan ayı bu, takvimine göre kışa da rastlar, yaza da… Önemli olan günlük hayatı elden geldiğince oruca göre düzenlemektir.

Yöneticiler ve idareciler fındık işçileri için bu düzenlemeyi yapmak için neyi bekliyorlar ki..İnsanların kaybedip bir daha geri getiremeyecekleri canları ve sağlıklarından önemli neleri var şu dünyada?





Bu Haber 1959 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI